2 Yaşındaki Çocukla Yaz Tatili / Bodrum & Simi 4.Bölüm

img_428Bodrum’a döndükten sonra Serkan bizimle iki gün geçirip, Pazar günü öğlen uçağıyla İstanbul’a döndü. Ben Deniz’le birlikte bir hafta daha kaldım. Deniz hem babaanne ve dedesiyle bol bol vakit geçirmiş oldu, hem de Bodrum’un güzel denizine doymuş oldu. Her gün sabah kalkıp plaja gittik ve akşama kadar denizin ve kumun tadına vardık. Akşamları da birkaç kez evin yakınındaki Oasis alışveriş merkezinin çocuklar için olan oyun alanına gittik. Deniz mutluluktan havalara uçtu.

Serkan’ların Bodrum’da yazlığı olan akrabaları var ve onların da çok kalabalık, yaşları 4 ile 13 arasında değişen bir sürü çocukları var. Etrafında hiç o kadar çocuk görmeye alışkın olmayan Deniz onlarla birlikte inanılmaz mutlu oldu. Çok keyifli günler geçirdi. Çocukların hepsi Deniz’den büyükler ve gün boyunca biri mısır yiyor, diğeri dondurma istiyor, öbürü iskeleden suya atlarken, bir diğeri kumlarda oynuyor. Bütün bu karmaşa içerisinde Deniz de tabii her gördüğünden istediği için ne yemek saat düzenimiz kaldı ne başka bir şey. Ama çok çok keyif aldığı yüzünden de belli olduğu için ben de çok kafama takmayıp, kuralların hepsini arka plana attım. Birkaç gün kuralsız yaşamak bizi öldürmedi, ama onlarla birlikte o kadar çok şey Onlarla geçirdiğimiz günlerin akşamında hep pestil gibi uyudu.

img_044 img_545 img_565 img_668img_606

 

En son günümüzde de sabah Yalıkavak çaput pazarını tavaf ettikten sonra, img_801Gündoğan’daki Gandil Beach Bar’a Selin‘lerle buluşmaya gittik. Orayı da çok sevdik, evimiz gibiydi. Öğlen Selin’ler köylü teyzelere yaptırdıkları kabak çiçeği dolmasını da getirdiklerinde mutluluktan havalara uçtuk. Akşama kadar Gündoğan’da vakit geçirdikten sonra eve döndük ve valizlerimizi hazırlayıp arabaya yerleştirdik.

Sabah erkenden kalkıp havaalanına gittik. Bayram kalabalığı çoktan bittiği için etraf çok sakindi. Rahat rahat gezdik, Toyzz Shop’da bol bol vakit geçirdik ve sonrasında uçağın kapısına gittik. Deniz şimdiye kadarki tüm uçak seyahatlerinde meme emdiği için çok rahat yolculuklar geçirmiştik. Bodrum’a giderken de yorgunluktan uçağa oturur oturmaz uyuya kalınca yine hiçbir şey anlamadan yol bitivermişti. Bu sefer ise ilk defa meme emmeyen, bilinçli ve uyanık bir çocukla uçağa binecektim. Yol zaten çok kısa olduğu için ve de yanımda o bir saati dolu dolu geçirmemize yetecek kadar kitap ve oyuncak olduğu için biraz küçümsemiş olabilirim. Uçak kalkarken Deniz’in ödü patladı. Birden ne olduğunu anlamadı ve tırnaklarını kollarıma geçirerek kucağıma tırmanmaya çalıştı. O kadar korktu ve benim dediklerimi duymaz hale geldi ki en sonunda kemerini çözüp kucağıma almak ve sıkı sıkı sarılmak durumunda kaldım. Uçak kalkışı tamamlayıp düz hale geldikten sonra yanımızdan geçen bir hostese, durumumuzu anlatarak, Deniz’in inişte kucağımda olabilmesi için, bebek kemerlerinden verip veremeyeceklerini sordum. Hostes çok sert ve anlayışsız bir şekilde “2 yaşını geçen her çocuk kendi koltuğunda kendi kemeriyle uçuş yapacak” diyerek çekip gitti. Bu sırada Deniz “anne inelim, anne gidelim” diye hala ağlamaklı bir şekilde sızlanıyordu. Neyse ki yanımızda çok anlayışlı ve de çocuk seven bir teyze vardı da ikimiz birlikte inişe kadar güle oynaya oyalamış olduk. İnişe geçtiğimizde tekrar koltuğuna oturtarak kemerini bağladım ve ineceğimizi anlattım ama nafile… Yine uçak iniş pozisyona geçtiği anda Deniz acayip korktu ve ağlayarak bana tırmanmaya çalıştı. Tutabildiğim kadarıyla kemerinin içinde tutmaya çalıştım ama uçak artık yerde yavaşlamaya başlayınca dayanamayıp kucağıma aldım. Bundan sonra da uzunca bir süre uçak dediğimizde hep “ben korktum” dedi.

Havaalanında bizi babam karşıladı. Birlikte E-9’la Bostancı’ya giderken onca heyecandan yorgun düşmüş olan dedesinin kucağında uyuya kaldı. Bostancı’ya vardığımızda motoru ucun ucuna kaçırdık ve iskelenin hemen karşısındaki kafeye oturduk. Deniz yanımızda uyurken, biz de babamla patates bira keyfi yaptık. Bir sonraki motor saatinden hemen önce Deniz uyandı, hep birlikte motora binip adaya geçtik ve uzun tatilimizi bitirmiş olduk.img_862

2 Yaşındaki Çocukla Yaz Tatili / Bodrum & Simi 2.Bölüm

Ertesi sabah uyandığımızda Bodrum’u fethetmeye hazırdık. Serkan da bir gün öncesinde çalıştığı için ancak Pazar günü yola çıkabildi. O da aynı annesi ve babası gibi geceden Çınarcık’a gidip, yolu kısaltmayı denedi ancak Pazar günü de trafik Cumartesini aratmayacak şekilde olduğu için akşam çok geç gelebildi.

Biz sabah kahvaltımızı edip evde biraz oyalanıp plajların açılmasını bekledik. Sonrasında çıkıp önce 5M Migros’a Deniz’e kova kürek almaya gittik. IMG_8275Bebek/çocuk eşyalarının ortasında devasa bir top havuzu ve kaydırak görünce Deniz mutluluktan havalara uçtu. Hemen ayakkabılarını çıkartıp içine girdi. Kaydıraktan devasa bir top havuzunun içine kaymak onu acayip heyecanlandırdı. Bu yüzden Migros’ta da bolca oyalanmış olduk. Hatta tatilin geri kalanında sabahları “hadi denize gidiyoruz” dediğimizde, “hayırr, top havuzuna gidelim” dediği için hep plaj öncesi bir Migros molamız oldu. Migros’tan çıktıktan sonra Ortakent’teki Meltem Otel’in plajına gittik. Tatil boyunca da oraya gitmeye devam ettik. Deniz gider gitmez kendini hemen serin sulara bıraktı. 2 haftanın en zor şeyi de Deniz’i sudan çıkartmak oldu. Sudan çıktığında eğer kovalarıyla kumda bir oyun kurmazsak, kendini koşa koşa birden tekrar denize atıyordu. Gündüzleri oyalamak gerçekten çok zor oldu. Bu tatilde öğle uykularında da çok zorlandık. Plajda o sıcakta öğle uykuları asla 1 saati geçemedi. Ya seslerden, ya da terlediği için hep erkenden uyandı. Adada 2-3 saat öğle uykularına alışık olduğu için de 1 saatlik uykular ona yetmedi ve akşamüstleri biraz huzursuzlandı. Neyse ki tatil olduğu için deniz kenarında genel anlamda mutluydu.

İlk akşam babası gelince mutluluğu katlandı. Tatilde olduğumuzu ve işe gitmeyeceğimizi söyleyince kahkahalar attı. Pazartesi günü yine aynı şekilde Migros molası üstüne Meltem’e gittik. Tabii artık herkes bayram tatiline başladığı için plaj inanılmaz kalabalıktı. FullSizeRenderYine de çok keyifli bir gün geçirdik. Serkan da kumdan kova yapmayı 32 yaşında yeniden keşfetti. Akşamüstü 4 gibi biz Serkan’la plajdan çıkıp, Yalıkavak Palmarina’ya gittik. Vakko Chocolate’dan bayram çikolatalarını alıp eve geçtik ve Simi için valizleri hazırladık. Bu sırada Deniz’ler de geldi. Deniz’e güzel bir banyo keyfi yaptırdıktan sonra onu babaannesi ve dedesiyle bırakarak arkadaşlarımızla buluşmak üzere Bodrum’a indik. Marina’ya yakın Gemibaşı Restoran‘a gittik ve çok keyifli bir akşam geçirdik. Arkadaşlarımızın yanında 4 yaşındaki kızları olduğu için ve bizim de ertesi sabah erkenden feribotumuz olduğu için geceyi çok uzatamadan eve döndük ve hemen yattık.

Sabah kalkıp hepimiz hızlıca hazırlandık. Deniz’i de uyandırmaya çalıştım ancak uyanmadı. Ben de onu uyurken giydirdim. Tam artık kucağımıza alıp çıkacakken uyanıp, gözlerini açtı ve böylece evden çıktık. Limana gelince 9:30’da kalkacak olan feribotumuzu beklerken, ben bir banka oturup Deniz’e yanımıza aldığımız yumurtasını yedirdim. Kendimiz feribotta tost & çay yaparız diye düşündüğümüz için yanımıza bir şey almamıştık. IMG_0104Feribota binip de sadece uyduruk bisküviler olduğunu görünce inanılmaz moralimiz bozuldu. Sonrasında geçen sene yanımıza sandviç yapıp aldığımızı hatırladık ama iş işten geçmişti. Neyse ki Yeşil Marmaris’in feribotları gerçekten hızlı gidiyor da bir an önce Kos’a varıp, limandaki çay bahçesinde hayal ettiğimiz tost & çay keyfini yapabildik. Deniz feribotta sıkıldığı için artık biraz yürümek istiyordu. Serkan onu alarak çok sevdiğimiz Eleftherias meydanına kadar götürmüş. Şanslarına bir bando geçidi bile görmüşler. Yanımıza döndüklerinde de onu para atılınca ileri geri oynayan bir eşeğe bindirdik. İlk saniyede bir heyecanlanmış olsa da sonrasında alıştı ve bayıldı. Tekrar tekrar binmek istedi.

Kos-Simi feribotunun saati yaklaşırken erken kalkan Deniz’in o kadar hareketle de birlikte uykusu geldi. IMG_0047Serkan pusete yatırıp bir iki sallayınca hemen uyudu. Bir buçuk saat süren feribot yolculuğu boyunca da babaannesinin yanında pusetinde uyudu. Biz Serkan’la yukarı açık tarafa çıktık ve Datça kıyılarını izleye izleye yolculuğun tadını çıkartmış olduk. Simi limanda bizi otelin arabası karşıladı ve 5 dakika sonra bir yan koy olan Pedi’deki Pedi Beach Hotel‘e varmış olduk. Deniz’le birlikte olduğumuz için Simi merkezdeki oteller yerine daha sakin olan Pedi’yi tercih etmiştik ve orada geçirdiğimiz süre boyunca ne kadar doğru bir karar verdiğimizi de anlamış olduk. Deniz otelin hemen dibinde olduğu için çok rahat ettik. Canımız istediğinde de hızlıca çok yakın olan merkeze gidebildik.

İlk gün otele varışımız 3’ü bulduğu için, hemen sahile giderek o akşamüstünü Pedi’nin mükemmel denizinde geçirdik. Tek sorun Deniz’in birdenbire simidini reddetmesi ve asla takmak istememesi oldu. Akşamüstü toparlanıp odaya geçtik. Çocuklu olduğumuz için bize “family room” vermişler. Odada bir adet çift kişilik, iki adet tek kişilik yatak ve bir de çocuk için park yatak vardı. Aslında kayınvalidemlere de oda tutmasak bizimle kalabilirlerdi. Oda o kadar büyüktü. O yüzden pek rahat ettik. Deniz rahat rahat odada dolaştı. Yatakların hepsini yanyana birleştirip devasa bir yatak yaptık. Onun üzerinde oyunlar oynadık, uzanıp kitap okuduk, bir ara tramboline bile çevirdik.

FullSizeRender3Yolculuk kısa ve keyifli geçmiş olsa da Deniz’i çok yormak istemediğimiz için ilk akşam otelin çaprazındaki Katsaras Restaurant‘a gitmeye karar verdik. Manzara ve ortam mükemmeldi. Yemekler de güzeldi ancak muhteşem değildi. Kötü diyemem, yediğimiz şeyler lezzetliydi, her şeyi bitirdik ancak ikinci defa gidilecek bir lokanta da olmadığına karar verdik. Saat 10’a doğru Deniz’in artık uykusu bastırınca Serkan ikimizi odaya bıraktı ve anne babasıyla başbaşa kafa çekmeye döndü. Ben de Deniz’i uyuttuktan sonra ancak valizi yerleştirebildim ve uyudum.

1.Bölüm için: http://www.minomu.com/2016/07/26/2-yasindaki-cocukla-bodrum-simi-tatili/

3.Bölüm için: http://www.minomu.com/2016/09/27/2-yasindaki-cocukla-yaz-tatili-bodrum-symi-3-bolum/

2 Yaşındaki Çocukla Yaz Tatili / Bodrum & Simi 1.Bölüm

Geçen sene Bodrum’dan Kos’a hızlıca geçip, çok da güzel bir tatil yapınca, daha o zamandan bu yaz için de planlar yapmaya başlamıştık. Bu seneki rotamızı Simi adası olarak belirledik. Ancak geçen senenin aksine Yeşil Marmaris feribotları bu sene Simi’ye direk sefer yapmayacaklarını açıklayınca önce bir moralimiz bozuldu. Leros’a mı gitsek diye düşündük ancak oraya da sadece haftada bir kez sefer yapıyorlar. Yani ya günübirlik gidip perişan olacaktık, ya da 7 gün kalmamız gerekecekti. En sonunda ilk kararımızdan dönmeyip, aktarmalı da olsa Simi’ye gitmeye karar verdik. Kayınvalidemler Mayıs ayında Bodrum’a gittiklerinde oradaki bir acentayla konuşup uygun feribot saatlerine baktılar ve sonra Yeşil Marmaris’ten Bodrum – Kos – Bodrum biletlerimizi aldılar. Ben de internetten Kos – Simi – Kos feribot biletlerini satın aldım. Benim minik İtalya tatilim sayesinde Schengen vizem vardı ancak Serkan ve Deniz için başvurmamız gerekti. Bayram tatili öncesi yoğunluğundan dolayı da normalde 5 gün olan işlem süresi 15 güne çıkmıştı. Ama yine de yeterli vaktimiz olduğu için problem yaşamadık ve vizelerimize kavuştuk.

2 Temmuz sabahı kayınvalidem ve kayınpederim, tepeleme doldurduğumuz arabalarıyla yola çıktılar. Yoldan kazanmak için bir gün önceden Çınarcık’a gidip orada kalmışlardı. Ama yine de bayram konvoyundan kurtulamadılar. Normalde molalarla 9-10 saat sürecek yol, tam 16 saatlerini aldı.

Bense aynı sabah, erkenden Bakırköy’e gidip ikili testi yaptırdım ve sonrasında apar topar adaya geri döndüm. Dinlenme fırsatım bile olmadan Deniz’i ve sırt çantamı alıp tekrar çıkmak zorunda kaldım. Aslında ilk baştaki planıma göre evde birkaç saatim olacaktı ancak Atatürk Havaalanı’ndaki patlamadan sonra ve de bayram yoğunluğu olduğu için işlemlerin uzun süreceği sebebiyle uçuşlardan 3 saat önce havaalanında olunması gerektiği açıklanınca ne yazık ki dinlenmeye vaktim kalmadı. Adadan motorla Bostancı’ya, Bostancı’dan da E-9 otobüsüyle Sabiha Gökçen’e gittik. Otobüs sahil yolundan gittiği için ve yol boyunca milyonlarca kaydıraklı park olduğu için Deniz’i oyalamak hiç zor olmadı. Kaydırakları saya saya gittik. Havaalanına vardığımızda valizimiz olmadığı için ve biniş kartlarımızı da ben önceden Iphone’a indirdiğim için hızlıca (10 dakika sürmedi) ikinci kontrolden de geçerek bekleme salonlarının olduğu alana geçtik. Asıl işkence de orada başladı. IMG_8239Herkes havaalanına uçaklarından çok çok önce geldiği için ve de bayramda havaalanı zaten ekstra yoğun olduğu için bırakın oturmayı adım atacak yer yoktu. Bir an gerisin geri çıkabilir miyim acaba diye düşünmedim değil. O kalabalığın içinde oturacak bir yer aradım ama yürümek bile işkence, iğne atsan yere düşmüyor. Bir yandan da Deniz yorulmuş, kucağıma çıkmak istiyor. Ben hamile, sırtımda kocaman bir sırt çantası. Baktım CIP Lounge diye bir yer var, oraya gittim. Kapıda parayı ödedim ve o sırada “içeride mama sandalyesi var değil mi?” diye sordum. Kadının “hanımefendi bırakın mama sandalyesini, oturacak yer yok” demesiyle başımdan aşağı kaynar sular döküldü. İçeri girip zar zor en kenar köşede bir sehpa buldum ve Deniz’i oturttum. Yanımdaki iki yolcuya çantama iki saniye bakmalarını rica ederek, Deniz kucağımda iki sandviç ve iki ayran almaya gittim ve geri döndüğümde artık o boş sehpayı da 3 kişilik bir aileyle paylaşıyorduk. O sırada cep telefonumdan uçuş bilgilerini kontrol etmeye çalıştım ve 1 saat rötar olduğunu görünce gözlerim doldu. Artık belim ağrımaya başlamıştı, Deniz uykusu geldiği ve yorulduğu için çok huysuzdu, ve önümüzde ayakta geçireceğimiz 3 saat vardı. Sırt çantasına sanki 10 saatlik Amerika uçuşuna gidiyormuş gibi çok oyuncak koyduğum için kendimi o an tebrik ettim. Yavaş yavaş oyuncakları çıkartarak Deniz’i oyalamaya çalıştım. Bir süre sonra lounge’daki kalabalığa dayanamadım ve uçağa bineceğimiz kapının oraya gittik. En dipteki kapı olduğu için nispeten geniş bir bekleme alanı vardı. Kapının hemen yanına yere çöktük ve resim defteriyle boyalarımızı çıkarttık. Resim yaparak bayağı bir süre oyalandıktan sonra yine dev sırt çantamı bir çifte emanet ederek Deniz’le birlikte tuvalete gidip döndük. Camlardan diğer uçakları seyrettik, etrafta biraz koşuşturduk ve sonunda uçağa biniş saati geldi. Hiç acele etmedim ve bütün kalabalık uçağa binene kadar bekledim, çünkü Deniz’i bir de artık uçağın içinde oyalayacak takatim kalmamıştı. Hem de uçağa bineceğimiz son dakikaya kadar koşturursa yorulup uyur diye düşündüm.

Check-in’imizi yaparken bir koridor bir de cam kenarı almıştım, belki bir umut kimse ortayı istemez ve iki kişi otururuz diye. Ama tabi 10 günlük bayram tatilinin ilk gününde uçak ağzına kadar dolu olduğu için ortayı yaşlıca bir doktor bey almış. Ona cam kenarını sunduktan sonra, Deniz onu rahatsız etmesin diye ben ortaya geçtim, Deniz de koridoru izlesin diye koridor tarafındaki koltuğa oturttum ve kemerini bağladım. IMG_8256En son bindiğimiz için kapılar hızlıca kapandı ve hostesler uçuş güvenliği konuşmasına başladı. Motorlar çalışınca Deniz kendiliğinden kafasını dizlerime koydu ve anında uyuya kaldı ! Ben de derin bir nefes alarak arkama yaslandım. Uçağa bindiğimizde ona ince bir hırka giydirmiştim ve yanımızda da bir ince bir kalın battaniye vardı ancak içerisi beklediğim kadar soğuk olmadığı için üstünü örtmeme gerek kalmadı, hırkası yeterli oldu. Uçak inip ışıklar açıldığında da kendiliğinden uyandı. Valizimiz olmadığı için havaalanından çıkmamız gerçekten çok ama çok hızlı oldu ve dedesinin arabasına binip hızlıca eve gittik. Babaannesinin yaptığı ve çok sevdiği şehriyeli domates çorbasını içtiğinde çoktan tekrar uykusu gelmişti. Odaya gidip yatağa koyar koymaz uyudu. Park yatağını henüz kurmadığımız için, ilk gece anne kız koyun koyuna uyuduk.

IMG_8263

Devamı için: http://www.minomu.com/2016/07/28/2-yasindaki-cocukla-yaz-tatili-bodrum-simi-2-bolum/

Hamilelik Günlüğü 13. ve 14. Haftalar – İkili Test

 

Birinci trimester’ın son haftasına geldik bile. İkili test için 2 Temmuz sabahı erkenden motorla Bakırköy’e geçip hastaneye gittim. Serkan çalışmak zorunda olduğu için gelemeyecekti. Biz de Ayla’yla gittik. Doktorun odasında hazırlanmış doktorun gelmesini beklerken hemşire odaya girdi ve “eşiniz geliyor” dedi. Ben önce başkasının kocasını yanlışlıkla getirecekler sandım ama sonra Serkan’ı görünce çok sevindim. 2016-07-02-PHOTO-00025871Dayanamamış, görmek için gelmiş. Bakırköy Acıbadem’deki perinatolog Özlem Pata’nın adını daha önce duymuştum ama ilk defa o gün tanışmış olduk. Çok sevecen ama korkunç yoğun çalışan bir doktor. Detaylı ultrasonla bebeğe bakarken bile bir yandan da hemşiresiyle başka bir hastası hakkında konuşuyorlardı. Ultrason sırasında uzun uzun bebeği görme fırsatımız oldu. Ben sanırım en çok kalplerinin pıt pıt pıt atmasını seviyorum. Bana nasıl bir mucizeyi yaşadığımızı tekrar tekrar hatırlatıyor o minik kalpler. Ense kalınlığını birkaç kez ölçüp, burun kemiği vb. birkaç diğer kontrolü de yaptıktan sonra, bizi laboratuvara yönlendirdiler. Bayram bitişinde sonuçların çıkacağını ve olur da ek bir test gerekirse Bodrum Acıbadem’de de yaptırabileceğimi söylediler ancak neyse ki buna gerek kalmadı. Bayram bittikten sonra bir gün aradılar ve testin sonuçlarının normal olduğunu, endişelenecek bir şey olmadığını söylediler.

İkili testi yaptırıp hastaneden çıktıktan sonra hızla adaya döndüm ve Deniz’i ve eşyalarımızı alıp hızlı bir şekilde Sabiha Gökçen’e gittik. Akşam Bodrum’daki eve ayak bastığımızda yorgunluktan ölmek üzereydim. Hamile bir şekilde, 2 yaşındaki bir çocukla, bayram yoğunluğundaki havaalanı gerçekten işkenceden beter oldu. Çok ama çok yoruldum. Neyse ki o gece Deniz hiç uyanmadı da ben de deliksiz bir uyku çekebildim. Sonrasında bayramdı, Symi’ydi, derken iki haftanın nasıl geçtiğini anlamadım bile. Bu sırada bebek de boş durmamış ve bir şeftali büyüklüğüne gelmiş.

Çok şükür hamileliğim epey rahat geçiyor. Deniz’i olabildiğince kucağıma almamaya çalışıyorum. Tatilde plajdayken genelde ağaç altındaki gölgelerde oturmaya çalıştım. Hamilelikteki güneş lekelerinden çok korkutmuşlardı beni ama yıllardır kullandığım güneş kremimi sürdüm ve herhangi bir problemle karşılaşmadım. Akşamları da genelde Deniz’den 1-2 saat sonra yattığım için uykusuzluk da çekmedim. Bol bol dinlenerek uzun zamandır hasretini çektiğim bir tatil geçirdim. Bebeğin hareketlerini hala hissedemiyor olmak çok sıkıcı. Deniz’e hamileyken de en çok o hareketler başladıktan sonra keyif almaya başlamıştım. O yüzden dört gözle içimdeki o minik kıpırtıları hissetmeyi bekliyorum.

İkili test sırasında Özlem Hanım bebeğin kemik yapısına göre “galiba erkeğe benzediğini” söyledi ancak bunun değişebileceğini de ekledi. Anlayacağınız yine öğrenemedik, yine öğrenemedik. Şimdi bir sonraki kontrolüm 30 Temmuz’da, kendi doktorumla. Dört gözle o muayeneyi ve doktorun ağzından çıkabilecek o bir kelimeyi bekliyorum.

Hamilelik Günlüğü – 12. Hafta

Sonunda Özge ile tanışabildik. Bir öğlen işten çıkıp Bebek’e gittim ve hem birlikte yemek yedik hem de bol bol konuşma fırsatı bulduk. Çalışmalarımıza yaz bittiğinde ve ben de 20.haftaları bulduğumda başlayacağız. O zamana kadar whatsapp ve e-mail aracılığı ile iletişimde kalacağız. Onunla birlikte yarım gün sürecek olan 3 çalışma yapacakmışız ve bunlara Serkan’ın da gelmesi gerekiyormuş. Ayrıca doktorumu da tanımadığı için bir randevuya o da gelecek. Böylece toplamda 4 kere bir araya gelmiş olacağız. Doğumdan önce mutlaka ve mutlaka doğuma hazırlık kursu almamızı (yine Serkan ile) önerdi. Kurs olarak da Hakan Çoker’in kurucusu olduğu Istanbul Doğum Akademisi‘ni veya Emirgan’daki DO-UM‘u önerdi. Bu eğitimler için de henüz çok çok erken. Anlaşılan yaz boyu çok kilo almamak ve aktif olmak ile dinlenmekten başka yapabileceğim çok bir şey olmayacak gibi gözüküyor.

Bu hafta eğitim için otelde olduğumdan nispeten daha az yoruluyorum. Daha doğrusu yine çok yoruluyorum ve kendimi acayip uykusuz hissediyorum ama sonuçta bütün gün oturduğum ve sonrasında parka gidip 2 yaşında bir çocukla koşturmak zorunda olmadığım için daha çok dinlenebiliyorum.

Bu haftaki yoga dersinden sonra bu sefer üst bacaklarım yerine sırt kaslarım ağrıdı. Üst bacaklarımı hamlıktan kurtardığımıza göre biraz daha zorlamanın vakti geldi sanırım. Şimdi araya tatil gireceği için 2 hafta yapamayacağız. Aslında ben kendim de 5 dakikalığına bile olsa bazı hareketleri yapabilirim biliyorum, ama Deniz’le tatildeyken bunun mümkün olacağını ne yazık ki sanmıyorum.

Bu cumartesi sabahı ikili test için erkenden adadan Bakırköy’e ineceğim. Serkan o gün arabayla yola çıkacağı için sanırım gelemeyecek. Ben de onun yerine Ayla’yı çağırdım. Nedense bu doktor kontrollerinde hiç yalnız olmak istemiyorum. Deniz de de mutlaka hep birini istiyordum yanımda. Doktordan sonra bulduğum ilk denizotobüsü ve sonrasında da motora binip yine adaya döneceğim ve Deniz öğle uykusundayken ayaklarımı tavana dikip biraz dinlenmeye çalışacağım. Annem Deniz’i normalde uyuduğundan biraz daha erken uyutmaya çalışacak çünkü normalde akşamüstü 4’e kadar uyuduğu oluyor ancak bizim 15:55 motoruna binmiş olmamız gerekeceği için ve de ilk defa başbaşa yapacağımız bu uçak yolculuğunda uykusuz olmasını istemediğim için biraz daha erken uyutup bu problemi halletmeyi planlıyoruz.

Karnımdaki Misketbebek misket limonu büyüklüğüne gelmiş bu hafta. O da böylece benim karnımda ilk yolculuğunu yapıyor olacak. Cumartesi günkü ikili testi yapacak olan perinatolog cinsiyeti görür mü acaba ?

Adada günlerimiz nasıl geçiyor ? – Yazlıkçılık

1305Adaya geldiğimizden beri Deniz inanılmaz mutlu. Ataköy’deki monoton apartman hayatından sonra -ki orada da yaz-kış, yağmur-çamur demeden her gün mutlaka dışarı çıkıyordu-, adadaki özgürlük ona çok değişik geldi. Aslında bu adadaki ilk yazı değil, ancak ilk yazında henüz 1 aylık bir bebek olduğu için ve geçen yaz da pek bir şey anlamadığı için, asıl şimdi etrafının farkına varmaya başladı.

Akşam uykularını bir saat ileri atmamıza rağmen, sabahları daha erken uyanmaya başladı. 7 deyince ayağa dikiliyor. Kışın neredeyse 9’a kadar uyuyan çocuk gitti, güneşi görünce yataktan fırlayan bir çocuk geldi. Uyanır uyanmaz önce bir lazımlığına gidiyor ve kaka yapsa da yapmasa da uzunca bir tuvalet keyif yapıyor. Sonrasında alıyor eline sütünü ve bahçeye çıkıyor. Kahvaltı hazırlanırken o da martılar, kargalar, çiçekler ve sokaktan geçenlerle oyalanıyor. Saat 9’a doğru kahvaltı ediliyor. Son zamanlarda yumurtaya düşkünlüğü o kadar arttı ki, bazen “yuma yuma bitti” deyip ona tost yapıyoruz. Tabii kendimiz de yiyemiyoruz çünkü gördüğü zaman hemen tabaklarımıza saldırıyor.

Kahvaltıdan sonra yavaş yavaş toparlanıp, ya “paaa-ka” ya da “taşşş”a yani denize taş atmaya doğru1582 yola çıkıyoruz.Hava çok sıcaksa yanımıza mutlaka mayosunu ve havlusunu da alıyoruz çünkü Deniz taş atarken çaktırmadan minik minik denize girmeye çalışıyor. Çarşıyı dolaşıyoruz, balıkçılardaki balıkları kontrol ediyoruz, dondurmacıdan külah alıyoruz, vs. derken zaten öğle yemeği saati çabucak geliyor. Kışın aksine, yazın zaman ne kadar hızlı geçiyor. Öğle yemeği için eve geldiğimizde Deniz’in çoktan pestili çıkmış oluyor. Yemeğini genelde gözleri yarı kısılmış olarak yiyor. Yemeğini yedikten sonra da ya odada ya da bahçedeki salıncakta öğle uykusunu uyuyor. Öğle uykuları da uzadı, eğer yüzmüşse ve çok yorulmuşsa mutlaka 3 saat uyuyor.

Öğle uykusundan kalkınca meyve saati. Zaten her meyveye bayılan Deniz için yaz ayları adeta bir cennet. Hangi meyveyi yiyeceğini şaşırıyor. 1697Çilek yerken birden canı erik isteyebiliyor. Güzelce meyvelerini yedikten sonra tekrar dışarı çıkmaya hazırlanılıyor. İstikamet: park. Akşamüstü çocuk parkının en kalabalık olduğu saatler. Genelde bütün çocuklar ya anneanne/babaanneleriyle ya da bakıcılarıyla parkta oluyorlar çünkü hepsi anne/babalarının işten dönüş vapurlarını karşılamadan önce buraya oyalanıyorlar. Benim vapurum da iskeleye yanaşırken Denizler de karşılama komitesinde yerlerini almış oluyorlar. Ben gelince de ya taş atmaya gidiyoruz ya da parka dönüyoruz. Sonra çarşıyı boydan boya geçip ekmeğimizi (şimdilerde sıcacık dumanı tüten pide) ve varsa diğer eksikleri alıp eve dönüyoruz. Akşam yemeğini yedikten sonra yine zamanımızı bahçede geçiriyoruz. Ya salıncakta sallanıyoruz, ya birlikte resim yapıyoruz, ya da Deniz’in kitaplarından 1-2 tane seçip onları okuyoruz. Uyku vakti geldiğinde Deniz zaten uykuya dalmaya hazır oluyor. Dişlerini fırçalayıp odaya geçiyoruz ve 5 dakika içerisinde uykuya dalmış oluyor. Meme emmeyi bıraktıktan sonra neredeyse deliksiz uyumaya başladı. Tabii yine ara ara uyandığı oluyor ama sonrasında hemen uykuya dönebiliyor.

Bu hafta okulların kapanmasıyla tüm komşularımız gelir, ada da iyice şenlenir. Deniz de yavaş yavaş arkadaş çevresini kurmaya başlayınca günleri çok daha keyifli geçecektir. Çocukken adada geçirdiğim yazların tadı hala damağımdayken, galiba Deniz’i biraz kıskanıyorum. Arada sırada birer günlük izinler alıp onunla birlikte adanın tadını çıkartma planlarım da yok değil. Bakalım bu yaz nasıl geçecek ?

1890

12 Aylık Bebekle Yaz Tatili / Bodrum & Kos – 3.Bölüm

Kos’tan döndükten bir sonraki gün bu sefer rotamızı Gündoğan’a çevirdik ve Selin’lerle birlikte Marisol otelin sahilinde buluştuk. Yahşi’nin soğuk suyundan sonra Gündoğan cennet gibi geldi. Deniz’i sudan çıkartamadık. Etrafta Deniz’den başka da bir çok bebek/çocuk vardı. Hem kendimizi yalnız hissetmedik hem de Deniz biraz sosyalleşmiş oldu.

Akşam için de Selin’lerle Bodrum Antik Tiyatro’da gerçekleşecek olan Buena Vista Social Club’ın konserine bilet almıştık. Plajdan eve döndükten sonra biz hemen hazırlandık. Deniz’i ikinci akşamüstü uykusuna yatırdım ve çıktık. Önce merkezde güzel bir rakı-balık yaptık, sonra da Antik Tiyatro’daki konsere geçtik. Konser bittiğinde saat 23.30 olmuştu. Bodrum’a geçmeyi planlarken cep telefonumuzda “Deniz uyumadı, ağlıyor” mesajını görünce apar topar eve döndük. Her gece annesinin memesinde uyumaya alıştığı için, o akşam da inatla annesini beklemiş.

Son günümüzde de yine Yahşi’deki Kefi Beach’e gittik. Serkan’ın Alman Lisesi’nden sınıf arkadaşı Zeynep ve 8 aylık kızı Mila da geldiler. Bütün gün yok Mila acıktı, aman Deniz’in uykusu geldi derken çok keyifli bir gün geçirdik. Istanbul’da da kızları bol bol görüştürmek üzere sözleşerek ayrıldık.

24.07.2015 349

 

Son akşamımızı evde geçirdik. Deniz’e küvette bol köpüklü bi banyo keyfi yaptırdık. Valizlerimizi toplayıp erkenden yattık.

Dönüş uçağımız Bodrum’dan Sabiha Gökçen’e sabah 10.10’daydı. Zaten tatil yorgunu olan Deniz bir de normalden daha da erken uyandırılınca daha uçak kalkarken kollarımda uyuya kalmıştı. Çok rahat bir uçuş geçirdik. Sabiha Gökçen Havaalanı’ndan Bostancı’ya giden E-9 otobüsüne bindik ve kısa sürede Bostancı’daki balıkçıların oraya ulaştık. Kınalıada’ya giden motora da koşa koşa yetiştik. Öğle yemeği saatinde evdeydik bile.

Böyle yoğun bir bir haftaya Deniz beklediğimizden çok daha kolay adapte oldu. Anne ve babası işte değil de sürekli yanında olduğu için tüm yorgunluğuna rağmen çok keyif aldı. Ancak böyle bir yaz tatilini sadece Serkan’la ben olsak bu kadar rahat geçiremezdik. Babaanne ve dede faktörü sayesinde biz de tatil yapabildik. Bebekleriyle ilk defa yaz tatili yapacaklara mutlaka dört büyüklerden (anneanne&dede ve babaanne&dede) destek almalarını öneririm. Çok yaşasın dört büyükler !

1. Bölüm için http://www.minomu.com/2015/12/08/12-aylik-bebek…um-kos-1-bolum/

2.Bölüm için http://www.minomu.com/2015/12/09/12-aylik-bebekle-yaz-tatili-bodrum-kos-2-bolum/

12 Aylık Bebekle Yaz Tatili / Bodrum & Kos – 2.Bölüm

24.07.2015 099

24.07.2015 107

Sabah erkenden kalkıp limana gittik ve Bakırköy-Bostancı deniz otobüslerinden pek bir farkı olmayan resimdeki Bodrum-Kos deniz otobüsüne bindik. Deniz otobüsü klimalı olduğu için ilk etapta donmuş olsak da ricamız üzerine klimayı kıstılar. Sefer de yalnızca 20 dakika sürdüğü için hızlıca Kos adasına ulaşmış olduk. Internet yardımıyla araba kiraladığımız Autoway Rent a Car‘dan Yannis, Kos limanına gelerek bizi aldı ve 5dk uzaklıkta olan otelimize (Triton Hotel) hızlıca ulaştık. Vakit kaybetmemek için bir an önce hazırlanıp yola çıktık. Adanın Türkiye’ye bakan kuzey sahillerinin (ör:Marmari koyu) çok rüzgarlı olduğunu okuduğumuz için planımıza sadece güney tarafındaki sahilleri aldık. İlk gün de denizin çok güzel olduğunu okuduğumuz Kefalos koyundaki Paradise Beach’e gittik. Biz yunan döneriyle (bkz. gyro) karnımızı doyururken, Deniz’e de – orada uygun yemek bulamam endişesiyle yanımda taşıdığım –  Hipp’in hazır mamasından yedirmeye çalıştım. Ama tabi o güne kadar hep ev yemeği yemiş olan Deniz ağzını burnunu buruşturup hazır mamayı reddetti. Biz de hafif kızartılmış pideyle birlikte gelen cacıktan yedirdik. Nam-nam-nam yapa yapa yedi.

24.07.2015 144

Kefalos’un denizi gerçekten çok güzeldi. Hepimiz defalarca yüzdük. Deniz de – belki de ilk defa – kendi kendine saatlerce oynadı. Havuzun hem içinde hem yanında bol bol vakit geçirdi.

24.07.2015 149Akşamüstü otele döndükten sonra fazla vakit kaybetmeden hemen hazırlanıp kendimizi yeniden dışarı attık. Otelden çıktıktan sonra önce “old town” diye geçen şehrin içerisinden yürüdük. Daha sonra sahile çıkarak limanın öbür tarafına kadar gittik. Uzun bir yürüyüşten sonra Fatma Hanım’ların işlettiği Caravelle Restaurant’a oturduk. Kendimiz için açgözlülükle bir sürü meze seçtikten sonra, Deniz’e ne sipariş etsek diye düşünürken, Fatma Hanım balık çorbasının taze olduğunu söyleyip onu önerdi. Biz de önerisine uyduk ve Deniz için de bir balık çorbası sipariş ettik. İyi ki de önerisine uymuşuz, Deniz yine nam nam nam nidaları eşliğinde bütün çorbayı tek başına bitirdi.

24.07.2015 175 24.07.2015 190

 

Caravelle’den çıktıktan sonra yine uzunca bir yürüyüş yaparak otele döndük. Bir sonraki gün, kahvaltıdan sonra bu sefer Kardamena plajına gitmek için yola çıktık. Kardamena’nın merkezindeki hem arkasındaki restaurantı hem de öndeki şezlongları işleten bir yere yerleştik. Oranın da denizi çok güzeldi. Deniz’i babaannesi ve dedesine bırakıp Serkan’la sahilde uzuuun bir yürüyüş bile yaptık.

Akşamüstü çok oyalanmadan tekrar yola koyulduk ve bu sefer Thermal Springs diye geçen deniz suyunun çok sıcak olduğu bir koya gittik. Deniz suyu o kadar sıcaktı ki hem ben hem Deniz suya zar zor girdik. Çok kalabalık ve küçük olduğu için ben bunalıp çıktım ancak Deniz, Serkan, babaanne ve dede sıcak suyun içinde bol bol keyif yapmaya devam ettiler.

Oradan çıktıktan sonra yine hızlıca bir otele uğrayıp hazırlanma tantanasından sonra bu sefer gün batımıyla meşhur olan Zia köyüne doğru yola çıktık. Deniz artık o sıcakta sürekli araba koltuğunda oturmaktan sıkılmaya başladığı için mızmızlanıyordu. Köye tırmanana kadar bol bol şarkı söyleyip, bilumum oyuncak değiştirdik.

Zia’ya tam gün batımından önce ulaştık. Telefonla önceden rezervasyon yaptırdığımız Oromedon Taverna‘ya oturduk. Bir Kalpazankaya kadar olmasa da, gün batımı gerçekten çok güzeldi. Kalimnos adasının arkasından güneşi batırdık. Bu restaurant’daki menüde çocuk yemeği diye bir seçenek vardı. Garsona sorduğumuzda kızarmış nugget cevabını alıp, hüsrana uğradık. Yunanistan’da yemek açısından o kadar çok seçenek varken, çocuklara vere vere nugget veriyor olmalarına çok üzüldük. Biz Deniz için sade makarna yapmalarını rica ettik, yanına da yoğurt istedik. Serkan’ın da yardımıyla güzel güzel karnını doyurdu. Artık kendi kendine yemek yemek istiyor ve biz de makarna gibi yiyeceklerle minik minik izin veriyoruz. 🙂

Zia’dan dönüşte artık iyice yorulmuştu ve araba koltuğuna oturttuğumuzda çok ağladı. Dağdan indikten sonra dayanamayıp arabayı sağa çektik. Ben biraz emzirdim, o da hemen uyuya kaldı. Araba koltuğuna yatırarak yola devam ettik.

24.07.2015 214

Son günümüzde ben sabahın 5’inde sebepsiz uyandım. Fotoğraftaki manzarayı görüp fotoğraf çekmek için ayağa kalkınca da bir daha uyuyamadım. Fırsattan istifade çantaları topladım ve yola çıkmak için hazırlandım. Kos’tan Bodrum’a giden feribotlar bir sabah bir de akşam var. Biz son günün de tadını çıkartmak için akşam 18.00’de olan feribotla döndük. Feribotu kaçırmamak için son gün uzak plajlara gitmek yerine merkeze yakın plajlarda kalalım istedik. Thermal Springs’e giderken gözümüze takılan bir plaj olmuştu: Ammos Beach Club Bar. Oraya gitmeye karar verdik, çok da memnun kaldık. Deniz kenarı kum, arkası çimen olan özel bir tesis. Yunanistan’da hep alışkın olunan halk plajından bir tık yukarıda olduğu için de gayet konforlu. Orada da bol bol keyif yaptık.

24.07.2015 273

Otele fazladan 20€ ödeyip odalardan birini kapatmamıştık. En son tekrar otele dönüp, çantalarımızı alıp limana geçtik. Arabayı da Yannis’e bırakıp feribotumuza bindik ve 20 dakikada Bodrum’a döndük.

1.Bölüm için http://www.minomu.com/2015/12/08/12-aylik-bebek…um-kos-1-bolum/

3.Bölüm için http://www.minomu.com/2015/12/10/12-aylik-bebekle-yaz-tatili-bodrum-kos-3-bolum/

12 Aylık Bebekle Yaz Tatili / Bodrum & Kos – 1.Bölüm

Yaz aylarını Kınalıada’da geçirdiğimiz için, tüm yaz genel bir tatil havasında oluyoruz. Ancak yine de güneyde geçirilmiş bir tatilin tadı farklı oluyor. Bu yüzden daha kışın başından itibaren yaz tatilimizi hayal etmeye başladık ve bebekli bir çift olarak geçireceğimiz ilk yaz tatilimizi Serkan’ın ailesinin yazlığında; Bodrum’da geçirmeye karar verdik. Otelde kalmak yerine kendi evimizde kalacak olmak ufak bebekle daha rahat olacağı için en başından beri içim çok rahattı. Hepimizin Schengen vizesi olduğu için, tatile bir ay kala Deniz’e de vize başvurusunda bulunduk – ki Bodrum’un hemen karşısında olan Kos adasına da gidebilelim. Deniz’in daha önceden alınmış ve süresi dolmuş olan bir Schengen vizesi olduğu için onu vize başvurusuna götürmek zorunda kalmadık ancak hem Serkan hem de ben birlikte gittik ki noterden mufavakatname almak için boşuna para ödemeyelim.

Uçak biletlerini alırken; gidiş uçağını akşamüstü uykusu, dönüş uçağını da sabah uykusuna denk getirerek alabildim. Böylece yolculuğunun rahat geçmesini de nispeten garantiye almış oldum.

Mama sandalyesi, araba koltuğu, (Deniz bizimle uyuduğu için hiç kullanmadığımız) park yatak ve çeşitli oyuncaklar gibi birçok eşyayı kayınpederimin arabasına yükledik. O, bizden 2 gün önce araba ile yola çıktı. Biz de 2 gün sonra Atlas Global’in akşamüstü 17:15 uçağıyla yola çıktık. Gidiş uçuşunu Atatürk Havalimanı’ndan yaptığımız için rötar kaçınılmaz oldu. Ama Deniz daha uçağa biner binmez uyuduğu ve inene kadar da uyanmadığı için bir problem yaşamadık.

Bodrum Havalimanı’na indiğimizde Deniz yeni uyanmıştı. Valiz bekleme alanındaki bir görevliye bebek bakım odasının nerede olduğunu sordum. “Burada öyle bir şey yok” cevabını alınca bayağı şaşırdım. Serkanlar valiz beklerken ben de çıkışa doğru ilerlemeye başladım ve tam çıkıştan önce sol tarafta Bebek Bakım Odası işaretini gördüm. Havalimanında çalışan bir görevlinin böyle bir alandan haberdar dahi olmamasına söylene söylene odaya girdim. İstanbul’daki odalarla karşılaştırıldığında bir havalimanına yakışmayacak kadar ilkel ve pis olsa da alt değiştirme pedleri sayesinde hızlıca işimizi hallettik. Havaalanından eve kadar olan yolda artık sıkılmaya başlamış olan Deniz için bol bol şarkı söyledik. Yoldaki bir pidecide yemek molası verdikten sonra saat 21:00 civarında eve ulaştık. Deniz’i yatırıp biz de valizleri açtık ve haftanın planını gözden geçirdik.

24.07.2015 077İlk gün Yahşi’deki Kefi Beach’e gittik. Su çok soğuk olmasına rağmen, Deniz hiç yadırgamadı. Hatta suya alıştıktan sonra kahkahalar atmaya başladı. Düz ayak bir tesis olduğu için çok rahat ettik. Deniz çok temizdi, plaj da kum olduğu için Deniz keyifle havuzuyla ve oyuncaklarıyla oynadı. Gitmeden önce birçok mağazadaki şişme havuzlara bakmış ama hiçbirine öyle yüksek meblağlar ödemek istememiştim. En sonunda Migros’tan 19 TL’ye resimdeki havuzu aldık. Şişir söndür şişir söndür, Bodrum’da, Kos’ta ve adada yaz boyunca milyon kere kullandık. İyi ki de onu almışım.

24.07.2015 084

 

Eve dönmeden önce Bodrum Merkez’de limana uğrayıp Yeşil Marmaris acentasından kişi başı 32 Euro’ya ertesi gün için Kos biletlerimizi aldık. Eğer aynı gün dönüş yapacak olsaydık 24 Euro ödeyecektik.

24.07.2015 090

Eve dönüp biraz da havuz başında vakit geçirdikten sonra çek-çek valizlerimizi hazırlayıp evde dinlendik. Deniz uyuduktan sonra Serkan’la Bodrum’a inip bir iki saatlik bir kaçamak bile yaptık.

Devamı için http://www.minomu.com/2015/12/09/12-aylik-bebekle-yaz-tatili-bodrum-kos-2-bolum/