2 Yaşındaki Çocukla Yaz Tatili / Bodrum & Simi 4.Bölüm

img_428Bodrum’a döndükten sonra Serkan bizimle iki gün geçirip, Pazar günü öğlen uçağıyla İstanbul’a döndü. Ben Deniz’le birlikte bir hafta daha kaldım. Deniz hem babaanne ve dedesiyle bol bol vakit geçirmiş oldu, hem de Bodrum’un güzel denizine doymuş oldu. Her gün sabah kalkıp plaja gittik ve akşama kadar denizin ve kumun tadına vardık. Akşamları da birkaç kez evin yakınındaki Oasis alışveriş merkezinin çocuklar için olan oyun alanına gittik. Deniz mutluluktan havalara uçtu.

Serkan’ların Bodrum’da yazlığı olan akrabaları var ve onların da çok kalabalık, yaşları 4 ile 13 arasında değişen bir sürü çocukları var. Etrafında hiç o kadar çocuk görmeye alışkın olmayan Deniz onlarla birlikte inanılmaz mutlu oldu. Çok keyifli günler geçirdi. Çocukların hepsi Deniz’den büyükler ve gün boyunca biri mısır yiyor, diğeri dondurma istiyor, öbürü iskeleden suya atlarken, bir diğeri kumlarda oynuyor. Bütün bu karmaşa içerisinde Deniz de tabii her gördüğünden istediği için ne yemek saat düzenimiz kaldı ne başka bir şey. Ama çok çok keyif aldığı yüzünden de belli olduğu için ben de çok kafama takmayıp, kuralların hepsini arka plana attım. Birkaç gün kuralsız yaşamak bizi öldürmedi, ama onlarla birlikte o kadar çok şey Onlarla geçirdiğimiz günlerin akşamında hep pestil gibi uyudu.

img_044 img_545 img_565 img_668img_606

 

En son günümüzde de sabah Yalıkavak çaput pazarını tavaf ettikten sonra, img_801Gündoğan’daki Gandil Beach Bar’a Selin‘lerle buluşmaya gittik. Orayı da çok sevdik, evimiz gibiydi. Öğlen Selin’ler köylü teyzelere yaptırdıkları kabak çiçeği dolmasını da getirdiklerinde mutluluktan havalara uçtuk. Akşama kadar Gündoğan’da vakit geçirdikten sonra eve döndük ve valizlerimizi hazırlayıp arabaya yerleştirdik.

Sabah erkenden kalkıp havaalanına gittik. Bayram kalabalığı çoktan bittiği için etraf çok sakindi. Rahat rahat gezdik, Toyzz Shop’da bol bol vakit geçirdik ve sonrasında uçağın kapısına gittik. Deniz şimdiye kadarki tüm uçak seyahatlerinde meme emdiği için çok rahat yolculuklar geçirmiştik. Bodrum’a giderken de yorgunluktan uçağa oturur oturmaz uyuya kalınca yine hiçbir şey anlamadan yol bitivermişti. Bu sefer ise ilk defa meme emmeyen, bilinçli ve uyanık bir çocukla uçağa binecektim. Yol zaten çok kısa olduğu için ve de yanımda o bir saati dolu dolu geçirmemize yetecek kadar kitap ve oyuncak olduğu için biraz küçümsemiş olabilirim. Uçak kalkarken Deniz’in ödü patladı. Birden ne olduğunu anlamadı ve tırnaklarını kollarıma geçirerek kucağıma tırmanmaya çalıştı. O kadar korktu ve benim dediklerimi duymaz hale geldi ki en sonunda kemerini çözüp kucağıma almak ve sıkı sıkı sarılmak durumunda kaldım. Uçak kalkışı tamamlayıp düz hale geldikten sonra yanımızdan geçen bir hostese, durumumuzu anlatarak, Deniz’in inişte kucağımda olabilmesi için, bebek kemerlerinden verip veremeyeceklerini sordum. Hostes çok sert ve anlayışsız bir şekilde “2 yaşını geçen her çocuk kendi koltuğunda kendi kemeriyle uçuş yapacak” diyerek çekip gitti. Bu sırada Deniz “anne inelim, anne gidelim” diye hala ağlamaklı bir şekilde sızlanıyordu. Neyse ki yanımızda çok anlayışlı ve de çocuk seven bir teyze vardı da ikimiz birlikte inişe kadar güle oynaya oyalamış olduk. İnişe geçtiğimizde tekrar koltuğuna oturtarak kemerini bağladım ve ineceğimizi anlattım ama nafile… Yine uçak iniş pozisyona geçtiği anda Deniz acayip korktu ve ağlayarak bana tırmanmaya çalıştı. Tutabildiğim kadarıyla kemerinin içinde tutmaya çalıştım ama uçak artık yerde yavaşlamaya başlayınca dayanamayıp kucağıma aldım. Bundan sonra da uzunca bir süre uçak dediğimizde hep “ben korktum” dedi.

Havaalanında bizi babam karşıladı. Birlikte E-9’la Bostancı’ya giderken onca heyecandan yorgun düşmüş olan dedesinin kucağında uyuya kaldı. Bostancı’ya vardığımızda motoru ucun ucuna kaçırdık ve iskelenin hemen karşısındaki kafeye oturduk. Deniz yanımızda uyurken, biz de babamla patates bira keyfi yaptık. Bir sonraki motor saatinden hemen önce Deniz uyandı, hep birlikte motora binip adaya geçtik ve uzun tatilimizi bitirmiş olduk.img_862

2 Yaşındaki Çocukla Yaz Tatili / Bodrum & Simi 1.Bölüm

Geçen sene Bodrum’dan Kos’a hızlıca geçip, çok da güzel bir tatil yapınca, daha o zamandan bu yaz için de planlar yapmaya başlamıştık. Bu seneki rotamızı Simi adası olarak belirledik. Ancak geçen senenin aksine Yeşil Marmaris feribotları bu sene Simi’ye direk sefer yapmayacaklarını açıklayınca önce bir moralimiz bozuldu. Leros’a mı gitsek diye düşündük ancak oraya da sadece haftada bir kez sefer yapıyorlar. Yani ya günübirlik gidip perişan olacaktık, ya da 7 gün kalmamız gerekecekti. En sonunda ilk kararımızdan dönmeyip, aktarmalı da olsa Simi’ye gitmeye karar verdik. Kayınvalidemler Mayıs ayında Bodrum’a gittiklerinde oradaki bir acentayla konuşup uygun feribot saatlerine baktılar ve sonra Yeşil Marmaris’ten Bodrum – Kos – Bodrum biletlerimizi aldılar. Ben de internetten Kos – Simi – Kos feribot biletlerini satın aldım. Benim minik İtalya tatilim sayesinde Schengen vizem vardı ancak Serkan ve Deniz için başvurmamız gerekti. Bayram tatili öncesi yoğunluğundan dolayı da normalde 5 gün olan işlem süresi 15 güne çıkmıştı. Ama yine de yeterli vaktimiz olduğu için problem yaşamadık ve vizelerimize kavuştuk.

2 Temmuz sabahı kayınvalidem ve kayınpederim, tepeleme doldurduğumuz arabalarıyla yola çıktılar. Yoldan kazanmak için bir gün önceden Çınarcık’a gidip orada kalmışlardı. Ama yine de bayram konvoyundan kurtulamadılar. Normalde molalarla 9-10 saat sürecek yol, tam 16 saatlerini aldı.

Bense aynı sabah, erkenden Bakırköy’e gidip ikili testi yaptırdım ve sonrasında apar topar adaya geri döndüm. Dinlenme fırsatım bile olmadan Deniz’i ve sırt çantamı alıp tekrar çıkmak zorunda kaldım. Aslında ilk baştaki planıma göre evde birkaç saatim olacaktı ancak Atatürk Havaalanı’ndaki patlamadan sonra ve de bayram yoğunluğu olduğu için işlemlerin uzun süreceği sebebiyle uçuşlardan 3 saat önce havaalanında olunması gerektiği açıklanınca ne yazık ki dinlenmeye vaktim kalmadı. Adadan motorla Bostancı’ya, Bostancı’dan da E-9 otobüsüyle Sabiha Gökçen’e gittik. Otobüs sahil yolundan gittiği için ve yol boyunca milyonlarca kaydıraklı park olduğu için Deniz’i oyalamak hiç zor olmadı. Kaydırakları saya saya gittik. Havaalanına vardığımızda valizimiz olmadığı için ve biniş kartlarımızı da ben önceden Iphone’a indirdiğim için hızlıca (10 dakika sürmedi) ikinci kontrolden de geçerek bekleme salonlarının olduğu alana geçtik. Asıl işkence de orada başladı. IMG_8239Herkes havaalanına uçaklarından çok çok önce geldiği için ve de bayramda havaalanı zaten ekstra yoğun olduğu için bırakın oturmayı adım atacak yer yoktu. Bir an gerisin geri çıkabilir miyim acaba diye düşünmedim değil. O kalabalığın içinde oturacak bir yer aradım ama yürümek bile işkence, iğne atsan yere düşmüyor. Bir yandan da Deniz yorulmuş, kucağıma çıkmak istiyor. Ben hamile, sırtımda kocaman bir sırt çantası. Baktım CIP Lounge diye bir yer var, oraya gittim. Kapıda parayı ödedim ve o sırada “içeride mama sandalyesi var değil mi?” diye sordum. Kadının “hanımefendi bırakın mama sandalyesini, oturacak yer yok” demesiyle başımdan aşağı kaynar sular döküldü. İçeri girip zar zor en kenar köşede bir sehpa buldum ve Deniz’i oturttum. Yanımdaki iki yolcuya çantama iki saniye bakmalarını rica ederek, Deniz kucağımda iki sandviç ve iki ayran almaya gittim ve geri döndüğümde artık o boş sehpayı da 3 kişilik bir aileyle paylaşıyorduk. O sırada cep telefonumdan uçuş bilgilerini kontrol etmeye çalıştım ve 1 saat rötar olduğunu görünce gözlerim doldu. Artık belim ağrımaya başlamıştı, Deniz uykusu geldiği ve yorulduğu için çok huysuzdu, ve önümüzde ayakta geçireceğimiz 3 saat vardı. Sırt çantasına sanki 10 saatlik Amerika uçuşuna gidiyormuş gibi çok oyuncak koyduğum için kendimi o an tebrik ettim. Yavaş yavaş oyuncakları çıkartarak Deniz’i oyalamaya çalıştım. Bir süre sonra lounge’daki kalabalığa dayanamadım ve uçağa bineceğimiz kapının oraya gittik. En dipteki kapı olduğu için nispeten geniş bir bekleme alanı vardı. Kapının hemen yanına yere çöktük ve resim defteriyle boyalarımızı çıkarttık. Resim yaparak bayağı bir süre oyalandıktan sonra yine dev sırt çantamı bir çifte emanet ederek Deniz’le birlikte tuvalete gidip döndük. Camlardan diğer uçakları seyrettik, etrafta biraz koşuşturduk ve sonunda uçağa biniş saati geldi. Hiç acele etmedim ve bütün kalabalık uçağa binene kadar bekledim, çünkü Deniz’i bir de artık uçağın içinde oyalayacak takatim kalmamıştı. Hem de uçağa bineceğimiz son dakikaya kadar koşturursa yorulup uyur diye düşündüm.

Check-in’imizi yaparken bir koridor bir de cam kenarı almıştım, belki bir umut kimse ortayı istemez ve iki kişi otururuz diye. Ama tabi 10 günlük bayram tatilinin ilk gününde uçak ağzına kadar dolu olduğu için ortayı yaşlıca bir doktor bey almış. Ona cam kenarını sunduktan sonra, Deniz onu rahatsız etmesin diye ben ortaya geçtim, Deniz de koridoru izlesin diye koridor tarafındaki koltuğa oturttum ve kemerini bağladım. IMG_8256En son bindiğimiz için kapılar hızlıca kapandı ve hostesler uçuş güvenliği konuşmasına başladı. Motorlar çalışınca Deniz kendiliğinden kafasını dizlerime koydu ve anında uyuya kaldı ! Ben de derin bir nefes alarak arkama yaslandım. Uçağa bindiğimizde ona ince bir hırka giydirmiştim ve yanımızda da bir ince bir kalın battaniye vardı ancak içerisi beklediğim kadar soğuk olmadığı için üstünü örtmeme gerek kalmadı, hırkası yeterli oldu. Uçak inip ışıklar açıldığında da kendiliğinden uyandı. Valizimiz olmadığı için havaalanından çıkmamız gerçekten çok ama çok hızlı oldu ve dedesinin arabasına binip hızlıca eve gittik. Babaannesinin yaptığı ve çok sevdiği şehriyeli domates çorbasını içtiğinde çoktan tekrar uykusu gelmişti. Odaya gidip yatağa koyar koymaz uyudu. Park yatağını henüz kurmadığımız için, ilk gece anne kız koyun koyuna uyuduk.

IMG_8263

Devamı için: http://www.minomu.com/2016/07/28/2-yasindaki-cocukla-yaz-tatili-bodrum-simi-2-bolum/

15 Aylık Bebekle New York City Tatili – 4. Bölüm

27.09.15 Amerika 160

Perşembe sabahı kalktığımızda yine sadece Deniz’e kahvaltı ettirdik ve biz karnımız aç yollara düştük. Kahvaltı için Ace Hotel‘in altındaki The Breslin‘e gittik. Bize parmaklarımızı yedirten ancak tıka basa doyurmayan bir kahvaltı ettikten sonra hiç vakit kaybetmeden çıkıp Chinatown’a gittik. Gitmemizle nefret ettiğimizi anlamamız arasında geçen süre: 1 saniye. Yine de onca sevenin bir bildiği vardır diye öğle yemeği saatine kadar sokaklarında dolaştık. Hatta anahtarlık, vb. birçok hediyelik eşyayı da oradan ucuza almış olduk. Kahvaltıdaki küçük porsiyonlar sayesinde acıkmamız da çok gecikmedi ve Thanh Hoai adındaki bir Vietnam lokantasına girdik. Orada gerçekten çok lezzetli yemekler yedik. Deniz’e de erişte çorbası yedirdik. Ellerini daldıra daldıra yedi. Yemekten sonra Columbus Park’a gidip hayatımızın şokunu yaşadık. Yaşlı çekik nüfus adeta kendi ülkelerinde, kendi mahallelerindeymiş gibi müzik yapıyorlar, kart oynuyorlar ve banklarda oturuyorlar. Ağzımız açık bir şekilde biraz inceledikten sonra koşarak uzaklaştık ve kendimizi Soho’ya attık. Mercer Street üzerindeki Georgetown Cupcake‘ten birer cupcake aldık ve ba-yıl-dık. Gerçekten yediğim en lezzetli cupcake’leri orada yemiş olabilirim. Sokaklarda avare avare dolaşarak Washington Square Park’a kadar yürüdük. Daha parkın girişinde müzik yapan bir adamı dinlerken Deniz uyuya kaldı. Üniversitelerin tam açılma dönemi olduğu için ve de Washington Square Park New York State University’nin dibinde olduğu için parkta inanılmaz bir genç popülasyonu vardı. Bu yüzden de etraf cıvıl cıvıldı. 27.09.15 Amerika 479Parktan çıktıktan sonra yine sokaklarda dolaşa dolaşa Christoper Street’e kadar yürüdük ve oradan PATH’e binerek Hoboken’a geri döndük. Evde biraz dinlenip Merve’yi bekledik. Merve geldikten sonra Deniz’in yemeğini de yanımıza alarak, Church Square Park’ın yanındaki Onieals Hoboken isimli restorana gittik. Deniz’in yemeğini ısıtmalarını istediğimizde ilk etapta bir mavi ekran vermiş olsalar da sonrasında sağ olsunlar yardımcı oldular. Orada da çok keyifli bir akşam geçirmiş olduk. Deniz doyduktan sonra mama sandalyesinde sıkılınca onu sırayla parka götürdük ki masada kalanlar biralarını bitirebilsin. Sonra da yürüye yürüye eve döndük.

Cuma sabahı kalktığımızda artık son günümüz olduğunun bilincinde ve bu yüzden de biraz hüzünlüydük. Hızlıca kahvaltımızı edip toparlanıp kendimizi PATH’e attık. Her zaman gittiğimiz Christopher Street yerine bu sefer World Trade Center istikametine bindik ve tek durakta eskiden ikiz kulelerin yükseldiği alana gelmiş olduk. Eskiden kulelerin bulunduğu yerlere yapılmış olan sonsuzluk havuzlarının oraya geldiğimizde etrafta onca turist görmek bana biraz rahatsızlık verdi. 3000’e yakın kişinin öldüğü bir yerin bu kadar turistikleşmiş olması çok garip değil mi? Havuzların ordan ayrılıp Broadway’e doğru yürüdük. Wall Street’i de arşınladıktan sonra meşhur boğa heykeline gittik. Zengin olma hayalleriyle boğa ile birlikte fotoğraf çektirdik ve oradan South Ferry Station’a indik. Staten Island’a giden ilk vapura kendimizi atıp, Özgürlük Heykeli’ni görecek şekilde dışarı oturduk. Staten Island’a giden vapurlar yarım saatte bir kalkıyor ve aşağı yukarı 25 dakika sürüyor. Bizim Özgürlük Heykeli’ne tırmanmak için özel bir isteğimiz olmadığı için bu tercihimizden çok memnun kaldık. Toplamda yaklaşık 1 saat süren bir vapur gezintisiyle Staten Island’a gidip dönmüş, Özgürlük Heykeli’ni ve Manhattan’ı uzaktan görmüş olduk. Ama heykele özellikle gidip görmek isteniyorsa Liberty Island’a giden vapurlara binmek gerekiyor. Vapurdan Financial District’te indikten sonra metroya binerek kendimizi Little Italy’e attık ve oraya da bayıldık. 27.09.15 Amerika 576Hava da şansımıza yine güneşli olduğu için sokaklarında ileri geri yürüyerek keyif yaptık.
Öğlen yemeği için NYC’nin en eski pizzacısı olan Lombardi’s Pizza‘yı tercih ettik. Mama sandalyesi yoktu o yüzden Deniz benim kucağımda yemek yedi. Bu açıdan biraz rahatsızdı. Bir pizzayı üçümüz paylaştık. Gerçekten de çok lezzetliydi. Birer kadeh de şarap keyfi yaptıktan sonra Nolita (North of Little Italy) sokaklarında dolanmaya devam ettik. Deniz’i öğle uykusuna yatırdığımızda saat 14.30 olmuştu. Koşa koşa kendimizi Soho’daki Apple Store’a attık. Iphone 6S’in çıktığı ilk gün bizim son günümüze denk gelmişti. Saat de neredeyse üç olmuş olmasına rağmen yine de inanılmaz bir kuyruk vardı. Sıraya girdik ve beklemeye başladık. Yaklaşık 45 dakika içerisinde sıra bize gelmişti ancak benim almak istediğim pembe telefonlar da tükenmişti. Hızlıca bir siyah Serkan’a bir de beyaz bana aldıktan sonra tekrar kendimizi sokağa attık. Soho’da biraz alışveriş yapıp, yürüye yürüye Christoper Street’teki PATH istasyonuna yürüdük. Son defa PATH’e binerek Merve’nin evine döndük. Tatil boyunca aldıklarımızı yerleştirmeye kalktığımda tabii ki sığdıramadım. O yüzden bütün valizleri en baştan boşalttık ve Serkan tekrar yerleştirmek zorunda kaldı. Merve son gecemiz olduğu için bize güzel bir peynir tabağı hazırladı. Peynir ve meyve yiyip şaraplarımızı yudumlayarak bir yandan valiz toplayıp bir yandan sohbet ettik.

Cumartesi sabahı erkenden kalkıp son defa kahvaltı soframızı kurduk. Güzelce bir kahvaltı ettikten sonra Merve taksi çağırdı ve yavaş yavaş aşağı indik. New Jersey’li zenci bir kadın şöför geldi. Çenesi o kadar düşüktü ki onu ve ailesiyle ilgili anlattığı hikayeleri dinlemekten Serkan’la tek kelime edemedik. Havaalanında işlemleri hızlıca hallederek gümrüğü geçtik. Gümrüğü geçtikten sonra da Deniz’i yere bıraktık ki bol bol koşup yorulsun. Artık Amerika saatine alıştığı için gündüz uçuşundan çok korkuyordum. Korktuğum gibi de oldu zaten. Uçuşun neredeyse tamamında uyanık kaldı. Ama hala meme emdiği için çok yorulmadık. Vaktini daha çok meme emerek geçirdi. O da herhalde normalde artık sadece akşamları verdiğim için gündüz karşısına çıkan bu fırsatı kaçırmamaya karar verdi ki gıkını çıkarmadı. Öğle yemeği olarak dağıttıkları tepsideki makarnadan da bol bol yedi. Tavuk sert geldiği için yiyemedi. Dönüş uçağında bebek pusetinin takılabileceği ve önü nispeten daha ferah olan koltuklarda oturmayı başardığımız için daha rahat ettik.

İstanbul’a indiğimizde New York’ta akşam, İstanbul’da ise sabah olmuştu. Bir taksiyle kendimizi eve attık. Saat 6 gibi de üçümüz de yatakta uykudan bayıldık. Saat 12’ye alarmımı kurmuştum ki uyanıp Türkiye saatinde yaşamaya başlayalım. Ben uyandım ama Serkan ve Deniz’i uyandırabilmem bir saat sürdü. Sonraki günlerde biz çalıştığımız için saatlere hızlıca adapte olacaktık aslında ama Deniz ilk hafta sürekli geceleri 1’de veya 2’de uyanıp 4’e 5’e kadar oturmak istedi ve biz de sabah 6’da kalkmak zorunda olduğumuz için açıkçası biraz zorlandık ama hadi kalk yine git deseler bir dakika bile düşünmeden koşa koşa giderim. Zaten 10 senelik vizemizi kaptığımız için ara ara Türk Hava Yolları’nın yapacağı promosyonları takip etmeye devam ediyorum. Her an yeni bir Amerika seyahati planlayabilirim !

1.Bölüm için http://www.minomu.com/2016/01/10/15-aylik-bebekle-new-york-city-tatili-1-bolum/

2.Bölüm için http://www.minomu.com/2016/01/12/15-aylik-bebekle-new-york-city-tatili-2-bolum/

3.Bölüm için http://www.minomu.com/2016/01/17/15-aylik-bebekle-new-york-city-tatili-3-bolum/

5 Aylık Bebekle 5 Günlük Barselona Tatili – 1.Bölüm

Deniz 3 aylık olduğu zaman, doğum iznimin de sonu yaklaştığı için ben iyice kaşınmaya başlamıştım. Hamileyken de tatil yapamamıştık. En son tatilimizin üzerinden 1,5 sene geçmişti. Lohusa dönemimin de çok zor geçmesiyle iyice sıkılmıştım. Bu yüzden Serkan’la birlikte Deniz’i de alıp ilk tatilimize gitmeye karar verdik. Daha önce master yaparken 2 sene yaşadığımız için tüm şehri tanıdığımız ve hala birçok arkadaşımızın olduğu Barselona’ya karar verip biletleri aldık. Ailelerimizden “minicik bebekle ne yapacaksınız oralarda” gibi sorular geldi tabii ama ben kulaklarımı tıkadım ve hiçbir negatif düşünceyi duymamaya çalıştım, çünkü bu tatile gerçekten çok ihtiyacım vardı.

image1 (1)İlk şoku Deniz için pasaport çıkarttırmaya kalkıştığımızda yaşadım. Emniyetin internet sitesindeki pasaport için gereken belgelere bakarken yenidoğan bir bebekten bile biyometrik fotoğraf istediklerini okuyunca inanılmaz moralim bozuldu. Hemen, her zaman gittiğimiz fotoğrafçıyı aradım ve nefes almadan derdimi anlattım. O tabi bu işlere alışkın: “Abla sen merak etme. Bebeği evde beyaz bir çarşafa yatır, çek fotoğrafını, bana gönder, ben buradan hallederim.” dedi. Yaşasın çözüm odaklı Türk esnafı !

Tüm belgeleri toparladıktan sonra emniyetten sabah erken bir saat için randevu aldık. Noterden muvafakatname almadığımız için hem Serkan hem de benim gitmemiz gerekiyordu. Randevumuz olduğu için hızlıca belgeleri teslim edebildik. Deniz’i de görmüş oldular. İşlemleri gerçekten çok hızlı yaptılar ve 3 dakika olmadan binadan çıktık. Birkaç gün içerisinde de pasaport adrese teslim edildi.

Bir sonraki etap olan Schengen vizesi için de yine sabah erken bir saate randevu aldık ve bu sefer Osmanbey’deki VFS Global’e gittik. Bizim geçerli Schengen vizemiz olduğu için yalnızca Deniz adına randevu almıştık. Minicik bebek olduğunu gören güvenlik görevlisi, bize hiç sıra bekletmeden görevlilerle konuşarak en öne aldı. Bebeklere vize ücreti olmadığı için “vezne” ve “parmak izi” sıralarından da kurtulmuş olduk. Yalnızca parmak izini alan görevli benden kucağımda Deniz’le odaya girmemi istedi. Kameralar kayıtta olduğu için bebeğin gözükmesi gerekiyormuş. Oradan da emniyet kadar olmasa da yine hızlı bir şekilde ayrılmış olduk. Asıl hayal kırıklığını pasaport elime ulaşınca yaşadım. Deniz’e yalnızca 1 ay vize vermişlerdi. Hemen tekrar yurt dışına çıkacağımızdan değil ama bu vize başvuruları çok can sıkıcı bir süreç ve hem annesinin hem de babasının 1 yıllık vizesi varken en azından bizim vize süremiz kadar verebilirlerdi diye çok söylendim.

Valizleri yapmadan önce internetteki bloglardan bulabildiğim kadar bebekle seyahat yazısı okumaya çalıştım ve diğer annelerin yaptığı valiz listelerini bir araya getirdim. Barselona’nın güzel iklimi de işin içine girince, valiz hazırlamam çok zor olmadı. Serkan’la bana alabildiğim kadar az eşya almaya çalıştım ki Deniz’in milyon ıvır zıvırı ile birlikte çok ağır olmayalım.

Mine Iphone 03.01.15 011Gidişi 26 Kasım sabahı saat Türk Hava Yolları’nın saat 08.05 uçağına almıştık. Sabah 5’te uyanıp Serkan’la giyinip hazırlandık. Deniz’i uykusunda astronota sokmayı başardım, ancak omzuma almamla beraber hemen uyandı. Havaalanında check-in’imizi yapıp valizlerimizi verdikten sonra hemen gümrükten geçtik. Deniz yavaş yavaş tekrar uykusu geldiği için mızmızlanmaya başlamıştı. O yüzden sakin bir tarafa geçip emzirdim. Uçağa binmeden önce de bebek bakım odalarından birine giderek altını temizledik. Uçağa gitmek için bindiğimiz otobüste Deniz boynumda uyuya kaldı. Uzunca bir süre de uyudu. Uyandıktan sonra yine bir emzirme – alt açma serüveni yaşadıktan sonra babasıyla uçakta iki tur attılar ve sonrasında memede tekrar uyudu. Uçak indiğinde yeni yeni uyanıyordu. İlk uçak yolculuğumuz hiç korktuğum gibi geçmemiş, hızlıca bitivermişti.

Havaalanından otelimize hızlı olması için taksiyle gidelim dedik. Aslında Aerobus bizim otelin yan sokağından geçiyormuş ama bunu sonradan öğrendik. Otele vardığımızda Deniz astronotun içinde terden sırılsıklam olmuştu. Bir daha da Istanbul’a dönene kadar astronotu hiç giymedi. Kasım ayının sonları olmasına rağmen hava o kadar ılık, o kadar güzeldi ki hep kalın bir hırka ve kolsuz bir yelek-mont’la idare ettik.

Mine Iphone 03.01.15 046

Otelde biraz dinlenip, valizleri açtıktan sonra hemen kendimizi sokaklara attık. Daha sokağa çıkar çıkmaz Deniz pusetinde uyudu ve sabahtan beri yaşadığı onca yorgunluktan olsa gerek tam 3,5 saat deliksiz uyudu. Biz de bu fırsattan istifade, çok özlemiş olduğumuz Barselona sokaklarını bir yukarı bir aşağı tavaf ettik. Önce en sevdiğimiz Meksika lokantası olan Rosa Negra‘da güzel bir öğlen yemeği yedik. Daha sonra biraz Las Ramblas biraz da Rambla de Catalunya üzerinde ara sokaklara gire çıka yürüdük. Akşamüstü tipik bir cafe’de cortado‘larımızı yudumlarken Deniz uyandı. Zaten yakınlarda olan otelimize dönüp biraz dinlendik. Daha sonra fazla da geçe kalmamak için hazırlanıp tekrar çıktık ve arkadaşlarımızla buluşmak üzere La Flauta‘ya gittik. Orada güle oynaya keyifle yemeğimizi yedik. Sonlara doğru Deniz huysuzlanmaya başlayınca saatin 10 olduğunu fark ettik. Normalde 9 civarı uyuyan bir bebek için huysuzlanmakta geç bile kalmıştı. Restorandan çıkıp yürüyerek otele dönmemiz ve oteldeki dev küvette Deniz’e banyo yaptırmamızla birlikte Deniz’in uyuması 11’i buldu.

Mine Iphone 03.01.15 050

Barselona’ya gitmeden önce tüm arkadaşlarımızın evlerinde kalma tekliflerini reddedip bu çok merkezi oteli seçmiş olmakta çok haklı olduğumu daha ilk geceden anlamış oldum. Evet belki çocuklu bir evde kalmak bir çok açıdan bize yardımcı olacaktı ve çok daha ucuza gelecekti, ancak o eve gidip gelmek de bizim için ayrıca bir iş olacaktı. Bizim seçtiğimiz otel şehrin tam göbeğinde olduğu için istediğimiz zaman “hadi” diyerek kendimizi sokağa atabildik ve Deniz yorulduğunda da hiç tereddüt etmeden otele hızlıca dönebildik.

2. Bölüm için http://www.minomu.com/2015/12/30/5-aylik-bebekle-5-gunluk-barselona-tatili-2-bolum/