Hamilelik Günlüğü – 39. Hafta

39. hafta yılbaşı heyecanlı ile birlikte, “doğurmamam lazım!” ile “amaan başlarsa başlasın” düşünceleri arasında git gellerle başladı. Doktorum seyahatten dönünce neyse ki içim rahatladı ve biz de iki hafta sonra kontrole gitmiş olduk. Kontrol önce NST ile başladı ve yarım saat boyunca ne bir sancı ne de bir ağrı çıktı. Zaten bana sorsalar da söylerdim hiçbir şey hissetmediğimi. İçimin rahatlığı çok da uzun sürmedi ve NST’ten sonra doktorun odasına girince acı gerçekle yüzleşmek durumunda kaldık. Zaten haftalardır rengini belli eden doktorumuz, “tamam artık akciğerleri gelişmiş, maksimum bir hafta daha bekleyelim, ona bile gerek yok aslında, sezaryenle seni doğurtabiliriz(!)” dedi. Biz de hiç uzatmadan “mersi” diyerek odadan çıktık. Odadan çıkmadan “bu arada bebek kaç kilo olmuş?” diye sordum. Doktorumuz da “hmm bakalım, hesaplarıma göre 3400 gram olmuş, daha da artacaktır tabi bu” diye beni hiç ikna etmeyen gelişigüzel bir yanıt verdi. Ben tabi çıkar çıkmaz ağlamaya başladım çünkü aslında galiba içten içe bunun böyle olacağını ve bu doktorun da bizi hayal kırıklığına uğratacağını biliyordum. “Neden son dakikaya kadar bekledim ki?” diye kendime kızıp durdum. O moral bozukluğuyla Serkan’ı işe kovaladım ve ben başladım yürümeye. Deniz’in öğle uykusu saati gelmiş olmasa bir 10 km yürürdüm herhalde ama 6 km olunca baktım saat bire geliyor, yavaştan evin yolunu tutmak durumunda kaldım.

Geçtiğimiz haftalarda Acıbadem’deki onlarca doktora e-posta ile ssvd yaptırıp yaptırmadıklarını sormuştum ve Taksim Acıbadem’deki bir doktordan pozitif yanıt almıştım. Hemen onu arayıp ertesi sabaha randevu aldık. Ama tabi “ssvd yaptırırım” demek, 39. hafta’daki takipsiz bir hastayı da kabul ederim veya doğumla ilgili tercihlerinize saygı duyarım anlamına gelmediği için benim o gün tüm gün içim içimi yedi.

Ertesi sabah kalktık Taksim Acıbadem’e gittik. Hiç trafik yoktu, 15-20 dakikada ulaştık. Erken gittiğimiz için bolca vaktimiz vardı. Bu vesileyle hastaneyi ve odaları gezdik. Hastane yepyeni olduğu için çok beğendik. Odalar biraz küçük olduğu için, suit odaları da görmek istedik. Normalde 1750 lira olan suit odalar, doğum yapanlar için indirimli 1000 liraymış. Fiyat bize çok yüksek geldi ama yine de Deniz’in doğumdan sonra yanımıza geldiğinde tüm gün oyun oynayıp rahatça uyuyabileceği bir alan olması için gözde çıkartabiliriz. Onu da artık günü geldiğinde düşünürüz.

Banu Hanım’ın odasına girdiğimizde ben heyecandan terlemeye başlamıştım. Hiç neden doktor değiştirmek istediğimizi sormadan direk hamileliğimle ilgili sorular sordu. SSVD ve risklerinden kouştuk. Tüm riskleri bildiğimizi ve bu riskleri almak istediğimizi söyledik. “Ölümüne normal doğum istemiyorum; sadece doktorum sezaryene geçelim dediğinde, gerçekten normal doğumu denediğimizi, elimizden gelen her şeyi yaptığımızı ve son çare olarak sezaryeni seçtiğimizden emin olmak istiyorum. Doktoruma güvenebilmek istiyorum” dedim. Bir önceki günün NST sonuçlarını gösterdik. Şimdiye kadarki muayenelerde hiç çatı muayenesi yapılmadığını öğrenince onu da yapalım dedi. Gerçekten pek rahatsızlık verici bir şeymiş. Çok şükür kemik yapımda normal doğuma engel bir problem yokmuş. Bu arada Banu Hanım’ın yaptığı ölçümlere göre de Can yaklaşık 3200 gram kadar olmuş. İki haftada 2900 gramdan 3400 küsürlere gelmesi bize zaten inandırıcı gelmemişti…

Doğumla ilgili detayları konuştuktan sonra kordonun geç kesilmedi ve plasentamızın bize verilmesi gibi detayları da konuştuk ve bütün tercihlerimize evet dendi. Banu Hanım’ın odasından inanılmaz rahatlamış olarak çıktık. Banu Hanım beni 38+5’de bir ssvd adayı olarak kabul etmekle kalmadı, bize inanılmaz güven verdi. Çıkar çıkmaz Serkan da ben de karar verdiğimizi biliyorduk. Böylece Taksim Acıbadem Hastanesi’ne de karar vermiş olduk.

Doktordan çıktıktan sonra kutlama yapmak için İMÇ Unkapanı Pilavcısı’na gidip ağzımızın tadıyla güzel bir tavuklu pilav yedik. Çok ama çok çok lezzetliydi. Bu sırada Yansı’ya ve Büşra’ya da doktor ve hastane değişikliğini haber verdik. Yansı Salı gününe aldığımız kontrol randevusuna bizimle gelmek istediğini de söyledi. Bundan sonraki randevumuz bir değişiklik olmazsa 10 Ocak Salı sabahı olacak.

39. haftanın son gününde tüm günü geçirmek için sabahtan halama gittik. Kahvaltıdan sonra tuvalete gittim ve bir baktım ki nişanım gelmiş! Tabii inanılmaz heyecanlandım. Hemen Serkan’a ve Yansı’ya mesaj attım. Yansı 72 saat içerisinde doğumun başlayabileceğini söyledi. Ben iyice heyecanlandım 🙂 Tuvaletten çıkınca hemen halamın aynasında bir selfie çektim. Sonrasında gün içerisinde nişan minik minik gelmeye devam etti. Ama herhangi bir sancı veya rahatsızlık hissetmedim. Doktoruma da mesaj attım, o da “takipte kalalım” dedi.

Hamile olduğumu öğrendiğimizden beri Deniz’e “kardeşin kar yağınca gelecek” diyorduk. Şimdi rekor kar yağışının beklendiği bir haftasonuna giriyoruz. Özel araçlarınızla sakın bir yere çıkmayın deniyor ve biz doğumun başlamasını bekliyoruz. Acaba bir sonraki yazım 40. hafta yazısı mı olacak yoksa Can Bey’in doğum hikayesi mi?

İkinci çocuk heyecanı: Kalabalıklaşıyoruz !

IMG_8867_2

Deniz’e hamile olduğumdan şüphelendiğim zaman yaptığım idrar testlerinin üç tanesinden ikisi negatif çıkmıştı. O yüzden eczanelerde satılan hamilelik testlerine olan güvenim sıfır. Bir de bu sefer tabi daha tecrübeliyim, adetime 1 gün kala ofisin yakınındaki polikliniğe gidip kan verdim. 1 saat sonra aldığım sonuçtaki Beta-HCG seviyesi alt sınır olan 39,1’in çok az üstündeydi: 39,72. Yine de bu değeri görmek hamile olduğuma emin olmama yetti. 4 gün sonra testi tekrarladığımda değerin 226,29’ya yükseldiğini gördüm ve arayıp doktorumdan randevu aldım. Hamileliğin daha çok başında olduğumuz için doktor hemen gitsem bile keseyi göremeyeceğimizi söyleyip, 3 hafta sonrasına randevu verdi. O upuzun 3 haftanın birinde otelde eğitimde olduğum için zaman nispeten hızlı geçti, yoksa nasıl dayanırdım bilmiyorum.

Doktorun odasına girdiğimizde heyecandan ölmek üzereydim. Keseyi görene kadar da kalbim pır pır atmaya devam etti. Ne zamanki o minik keseyi gördük ve kalp atışlarını dinledik, içim rahatladı. Doktorumuz her şeyin yolunda olduğunu söyledi. Folik asit almaya ve egzersizlerime devam etmemi de ekledi. Yine 3 hafta sonrasına randevu alarak mutlu mesut hastaneden çıktık.

Bu arada, ikinci çocuk için hazır olduğumuza karar verdikten sonra hummalı bir doktor araştırmasına başlamıştım. Deniz’in doğum hikayesini okumuş olanların bileceği gibi, ilk doğumumdan ve de sezaryenden hiç mutlu değildim. O yüzden ssvd (sezaryen sonrası vajinal doğum) yapmayı kabul edecek ve de aynı zamanda doğum sigortamız oradan olduğu için evimize yakın Acıbadem’lerin birinde kadrolu çalışan bir doktor bulmam gerekiyordu. Birkaç doktorla görüşüp, muayene olduktan sonra sonunda bir tanesiyle elektriğimiz tuttu. SSVD’yi de deneyebileceğimizi söylediği için onunla devam etmeye karar verdim. İlk hamileliğimin 39. haftasında yaşadığım o büyük şoktan sonra, işi şansa bırakmamaya da kararlıyım. SSVD yapmasıyla meşhur, ancak Acıbadem’de çalışmayan başka bir doktora da ara ara kontrole gitmeyi planlıyorum.

Bir yandan da doktor dışındaki hazırlıklarda hiçbir eksik olmasın istiyorum. Bu hamileliğimde bir doula ile çalışmaya kesin kararlıyım. İçime sinen bir tanesiyle konuştuk, ilk fırsatta yüzyüze tanışacağız. Kundalini yoga dersleri veren liseden bir arkadaşımla geçen cumartesi Khalsa yoluyla hamilelik yogası yapmaya başladık. İlk ders hem zorlu hem de inanılmaz keyifli geçti. Ina May Gashkin’in “Doğuma Hazırlık Rehberi”ni de vapurla işe gidip gelirken, bir çırpıda yalayıp yuttum.

Önümde 9 ay var. Buradan hafta hafta gelişmeleri paylaşmayı planlıyorum. Bu seferki hamileliğimde elimden gelen her şeyi yapıp bebeğimi doğal doğumla kucağıma almak istiyorum. Yine de bir terslik/komplikasyon olursa tabii ki yapacak bir şey yok ama yine de en azından bana düşen her şeyi yaparsam, ilk seferki gibi bir hayal kırıklığı yaşamamayı umuyorum.

Doğum Hikayesi – Deniz

 

Hastane

Annemin ve teyzemin zorlu normal doğum hikayelerini senelerdir dinliyor olmama rağmen, hamile olduğumu öğrendikten sonraki dönemde hep normal doğum istedim. Sezaryenin aslında bir ameliyat olduğu gerçeği ve normal doğumun bebek için daha yararlı olduğu gibi çeşitli sebeplerle sezaryeni hiç istemedim. Doğum ile ilgili okuduğum kitaplarda da Sezaryen Doğum kısmını hiç dikkatimi vererek okumadım. Kendimi sürekli normal doğuma hazırlamaya çalıştım. Internetten birçok doğum hikayesi okudum ve Youtube’dan bol bol doğum videosu izledim. Vakit ayarlayıp da hamile yogası gibi aktivitelere gidemesem de, sıcak soğuk, yağmur çamur demeden her gün yürüdüm. 8. ayın sonuna doğru Ayşe Tolga’nın aromaterapi markası olan Aisha‘dan Perine Masaj yağı dahi aldım (Ancak sonrasında artık kocaman olmuş göbeğim sebebiyle bu masajı hiç yapamadım).

Internetteki doğal doğumla ilgili okuduğum onca yazının sonucunda “ilaçsız” tamamen “doğal” doğum beni cezbediyor olsa da, acıya çok dayanıksız bir yapım olduğunu bildiğim için epidural anestezi ile  normal doğururum diye düşünüyordum.

Aşırı uyku hali dışında kolay bir hamilelik geçirdim. Ne başlarda mide bulantılarım oldu, ne de sonlara doğru ayak şişmesi. 39. haftaya kadar da her şey yolunda ilerledi. 39. haftadaki son kontrolümde, yani 28 Haziran 2014’te, kontrole annem ve Serkan’la birlikte gittik. O gün ilk defa NST’ye girecektim. Etrafımdaki herkes artık doğumun her an başlayabileceğini bildiği için hepimiz hafif bir telaş içerisindeydik.

Doktorun odasında her zamanki gibi ultrason aleti göbeğime dayandı ve Deniz’in el, kol, bacak ve kafasını görmeye başladık. O güne kadar – kilo alımımı yavaşlatmam gerektiği dışında – hiç negatif bir şey söylememiş olan doktorum, suyumun çok azaldığını ve bebeğin çoktan 3,5 kiloyu geçtiğini söyledi. Önerisi bir an önce sezaryen olmamdı. Normal doğumu bekleyip denesek bile sonucun büyük ihtimal acil sezaryen olacağını söyledi ve bu sebeple 1 Temmuz sabahına ameliyat planını yaptık.

Daha doktorun kapısından çıkar çıkmaz ben ağlamaya başladım. Bütün gün de gözyaşlarım hiç durmadı. Annem panik halinde bebeği görmeye gelecek misafirler için seri halinde tatlı/tuzlu kurabiye üretimine geçti. Ben de bütün arkadaşlarıma haber verip; bir yandan da kendimi internetten sezaryen doğum hikayeleri okumaya verdim.

Doğumdan önceki gün Serkan’la sabah Bebek’e gittik. Bebek Kahvesi’nde süper bir kahvaltı ettik. Bebek Badem Ezmecisi’nden bol miktarda lohusa şekeri aldık. Eve döndüğümüzde akşamüstü olmuştu. Doktorum akşam yemeğinde kahvaltı tarzı hafif şeyler yememi söylemişti. Eğer epidural esnasında mide dolu olursa bulanıyormuş. Keşke bunu da ekleseydi. Kahvaltı deyince biz kurduk Pazar Kahvaltısı gibi bir sofra ve karnımı – ne yazık ki – fazlasıyla doldurdum.

Gece heyecandan hiç uyuyamadım. Kocaman göbeğimle sürekli bir sağa bir sola döndüm. 9 ay boyunca beni aşırı rahat ettirmiş olan hamile yastığım  bile o akşam işe yaramadı.

Sabah giyindik, hazırlandık ve ailenin tüm fertleriyle birlikte yola çıktık. Hastanenin kapısında Düğme Film‘den Büşra ve Kaan hazır ve nazır bekliyorlardı. Odaya yerleştikten sonraki 1 saat nasıl geçti hiç hatırlamıyorum.

IMG_5242

Doğuma benimle birlikte Serkan ve annemin dayısı olan dayıdedem girecekti. Ameliyathane kapısında hasta bakıcı, “önce Mine Hanım’a epidüral’ı takalım, sizi daha sonra çağıracağız” dediklerinde benim gözyaşlarım yine akmaya başladı.Hiç yalnız kalmayacağımı zannederken yine yalnız kalmıştım.

IMG_5779

Ameliyathaneden daha girer girmez nefret ettim. Bembeyaz, çok fazla aydınlık ve çok soğuktu. Etrafta kim olduğunu bilmediğim bir çok insan vardı. Epidurali takmak için gelen aneztezist doktor hanım çok kibar olsa da benim ilk görüştüğüm aneztezi doktorundan farklıydı ve bu farklılık dahi ilk etapta inanılmaz bir güvensizlik oluşturdu. Epidurali takmak için önce beni yan çevirdiler. Sonra bir hasta bakıcı benim bacaklarımı cenin şeklinde karnıma çekebildiğim kadar çekebilmem için yardımcı olmaya çalıştı. Kocaman bir göbekle bu pozisyona girmeye çalışmak inanılmaz rahatsızlık veriyordu. Bu sırada epidural iğnesini omuriliğime yapmaya başladıklarını hissettim. Çok ama çok yanım yandı. İstem dışı kıpırdamışım, doktor hanım’dan azar işittim. Bu sefer hüngür hüngür ağlamaya başladım. İlk deneme başarısızdı. Hasta bakıcı daha sıkı bir şekilde el ve ayaklarımı bir arada tutmaya çalışırken ikinci defa iğneyi sapladılar ve bu sefer midem bulanmaya başladı. Önceki akşam ettiğim mükellef kahvaltının böyle bir sonucu olacağını bilseydim asla ağzıma lokma koymazdım. Zar zor “midem bulanıyor” diyebildim, hemen ufak bir kase getirdiler ve kustum. Allahım ne zaman bitecek bu işkence diye düşünürken, epiduralin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek için bacaklarımı kontrol etmeye başladılar ve ben her şeyi gayet net hissettiğimi söyleyince artık doktorun da morali bozuldu. “Sanırım narkoz vermek durumunda kalacağız” dedikten sonra son bir kontrol yapmak için bir buz kalıbını bacağıma değdirdiler: evet bir şeyin değdiğini hissediyordum ama soğuğu kesinlikle algılamıyordum. Bu mutlu haberi alınca, Serkan’ı, dayıdedemi ve doktoru ameliyathaneye davet ettiler. Ameliyathane’ye 8’e 5 kala alınmıştım. Onlar gelene kadar saat 08:25 olmuştu bile. Serkan benim baş tarafıma, dayıdedemse doktorun yanına geçti ve ameliyat başladı. Saat 08:37’de Deniz’in ağlamasını duyduk. O kadar can hıraş, bağıra bağıra ağlıyordu ki, hemşirelerden biri Serkan’a “allah size kolaylık versin” dedi. Bir tane hasta bakıcı da Serkan’dan telefonunu istedi ve bol bol fotoğrafımızı çekti.

IMG_5814 IMG_5894

Sonuç olarak Deniz’i sağ salim kucağımıza aldık. Çok şükür herhangi bir komplikasyon da olmadı. Ama hala ara sıra acaba yine de normal doğumu beklese miydik diye düşünmüyor değilim. Epiduralin takılışı dışında negatif bir şey yaşamamış olsam dahi, benim hiç ama hiç haz etmediğim bir deneyim oldu. Dünyanın birçok yerinde birçok kadının neden evde doğum yapmak istediğini daha iyi anlar oldum. Instagram’da Sinek Sekiz Yayınevi’nin sahibi İrem Çağıl’ı takip etmeye başladıktan sonra ise bayağı bayağı normal doğumu denemediğime pişman oldum. (İrem’in kendi doğum hikayesini buradan okuyabilirsiniz.)

“Bir kere sezaryen olduktan sonra, diğer doğumlar da mutlaka sezaryen olmalı” cümlesinin %100 geçerli olmadığını VBAC*‘ın varlığı sayesinde biliyorum. Ama ikinci çocuğumda buna cesaret edebilir miyim, işte bunu henüz bilmiyorum.IMG_5253

*VBAC: Vaginal Birth After C-Section. Türkçesi SSVD (Sezaryen Sonrası Vajinal Doğum) olarak geçiyor.