Hamilelik Günlüğü – 29. Hafta

29. Hafta ultra yoğun geçti. Haftasonu İDA‘nın Keşkesiz Doğuma Hazırlık eğitimine katıldık. Gerçekten çok memnun kaldık. Ödediğimiz paranın her kuruşuna değdi. Sabah 10’dan akşam 7’ye kadar sürüyor olmasına rağmen hiç sıkılmadık. Günün nasıl geçtiğini anlamadık. Bir ara ilk doğumumdaki keşkelerin hepsine o kadar üst üste vurgu yapıldı ki gözlerim bile doldu. İkinci doğumuma sahip çıkma konusunda son derece kararlıyım! Sınıfta sadece iki tane ssvd adayıydık, geri kalan bütün hamileler ilk çocuklarını bekliyorlardı.

İki gün boyunca kafamda doktora sormak isteyeceğim tüm sorular çok güzel şekillendi. Sürekli yeni yeni eklenen soruları yazarak güzel bir liste çıkardım ve çarşamba img_8481günkü muayeneyi beklemeye başladım. Bu arada ofiste işler gerçekten çok yoğun. Pazartesi günü tüm gün toplantıdaydım, akşam da eve gidince Deniz’le ilgilenip bayıldım. Salı sabahı birden en son ne zaman bir kıpırtı hissettiğimi hatırlayamadım. Bir paket Damak yedim ama yine tık yok. Sonrasında çok hafif bir iki kıpırtı oldu ama normalde tekmeler taklalar atan bebek yine de çok sakindi. İnanılmaz korktum. Öğleden sonra da bir paket biskolata yedim ama yine beklediğim tepkiyi alamadım. Eve gidince koltuğa uzanıp beklemeye karar verdim. Bir de apartmanın merdivenlerinden çıkarken başım dönüp diz üstü yere kapaklanınca sabahtan beri zaten bozuk olan moralim iyice bozuldu, başladım ağlamaya. Neyse ki göbeğimi falan vurmadım, avuç içlerim ve dizlerimin üzerine düştüm ama tabi çok korktum. Bir de kendimi kasmışım, hala kol kaslarım ağrıyor. Serkan hemen eve geldi. Bebek de hafif hafif de olsa kıpırdanmaya başladı. Ama yine de mutsuz ve keyifsiz bir akşam oldu.

Çarşamba sabahı not defterimi yanıma aldım ve hastaneye gittik. Kontrol çok güzel geçti. Oğlumuz 1.200 gram ve 37 cm olmuş. Her şey yolunda gözüküyor. Ancak sorulara geçtiğimiz zaman işler tersine döndü. İlk soru olarak “bir doula ile çalışmak istiyorum, siz bunu kabul ediyor musunuz?” diye sordum. Doktorumuz Cihat Bey ise “ben dula, zula, öyle şeyleri kabul etmiyorum. Bizim ekibimizde de kabul eden bulamazsın” diyerek kollarını önünde kavuşturdu. Zaten bu o kadar moral bozan bir tepkiydi ki diğer sorularımı sormaya bile korktum. Tek tek detaylara girmeyeyim ama sorduğum soruların hiçbirine tatmin edici bir¨yanıt alamadım. Sadece “eğer olası bir acil sezaryen durumunda baba ten tene temas yapabilir mi” ve “plasentamı alabilir miyim?” sorularına “evet, tabii” gibi net ve beklediğim yanıtları verdi ancak onun dışında bütün güvenimi alt üst eden yanıtlar aldım. Aslında “hayır, olmaz” diye yanıt vermedi ancak bunun da sonrasında “Acıbadem gibi A Plus bir hastanede bana hayır dediler” diyemeyeyim diye olduğunu düşünüyorum. İşin özeti, Cihat Bey kibarca bakış açısını belirtmiş oldu.

Muayeneden çıkıp bir alt kattaki laboratuvara şeker yükleme testi için gittiğimizde, Serkan ile birlikte çoktan doktor değiştirmemiz gerektiğinde hemfikir kalmıştık. Ama tabi doğum poliçemiz Acıbadem Hastanelerindeki kadrolu doktorları limitsiz olarak karşıladığı için ve Acıbadem kapsamında da doğal doğuma pozitif yaklaşan birini bulmak çok zor olduğu için şimdi dışarıdan bir doktor aramak durumundayız ve bu da bize maddi olarak ek bir yük getirecek. Hemen İDA’yı arayıp Hakan Bey’lerin ekibinin fiyatını aldık ancak onların paket (doktor, ebe ve doğum psikoloğu) fiyatı bizim bütçemizin çok çok üstünde kaldı. Şimdi kara kara doktor arıyoruz. Bu arada sanırım hastane de değiştirmek durumunda kalacağız, çünkü Fulya Acıbadem istediğimiz şartlara daha uygun gibi gözüküyor. Bugün Bakırköy Acıbadem’in doğum katına da çıktık ve gezdirmelerini rica ettik. SSVD deneyeceğimi söyleyince oradaki ebe “Cihat Hoca bunu kabul etti mi yani ? Çok riskli…” diyerek gözlerini devirince, koşa koşa uzaklaşmak istedim.

Şimdi yeni bir doktor arıyoruz ve bu doktor/hastane değişiminin bize kaç paraya mal olacağını hesaplamaya çalışıyoruz. Hafta sonu önümüze kağıt kalem alıp bir hesap yapmamız gerekecek ve önümüzü daha net görebileceğiz.

Laboratuvar sonuçları da gün içerisinde geldi. Şeker yükleme testinin sonucu 133 olarak gözüküyor. Henüz hastaneden aramadılar ama internetten baktığım kadarıyla üst limit 140’mış, o yüzden içim rahatladı. Yalnız kan değerlerim alt limitin altında çıktı ona biraz şaşırdım. Demir hapı kullanıyor olmama rağmen resmen kansızmışım. Sanırım biraz daha fazla kan yapıcı şeyler yemem lazım.

Yirmili haftaları geride bırakırken çok zor ve uzun geçen bir son hafta oldu. Otuzlu haftalarda umarım her şey yolunda gider 🙂

Hamilelik Günlüğü – 24. Hafta

24. Hafta yollarda başladı. Bayram dönüşü Ataköy’e döndük ve yaz tatillerimiz ve hatta galiba ne yazık ki uzunca bir süre tüm tatillerimiz bitmiş oldu. Artık en yakın ne zaman bir yere gidebiliriz bilmiyorum. Eğer hamileliğin son dönemlerinde bana gelmezlerse ve dayanabilirsem, bundan sonraki ilk tatilimizde bebeğimiz de bizimle birlikte olur.

Bu hafta doktor kontrolümüz vardı. Heyecanla gittim ve hüsranla gördüm ki 1,5 kilo almışım. Tabii bunun tamamını bayramda aldığıma eminim. Neyse ki hala ekside olduğum için çok kötü durumda değilim ama yine de o kadar iyi başladığım kiloya bu kadar sert bir darbe vurmuş olmam biraz moralimi bozdu. img_767Cihat Bey bir ay sonraki kontrole kadar en fazla +1 kilo almam gerektiğini söyledi. Ben de son hızla tekrar sağlıklı beslenme ve yürüyüşlerime geri döndüm. Umarım hedefi aşmadan bu ayı tamamlayabilirim. Onun dışında bir sonraki kontrolde Şeker Yükleme testini yapacağımızı da söyledi. Hatırlamadığım için aç gitmem gerekip gerekmediğini sordum. Neyse ki bir önemi yokmuş, tok da gidebilirmişim. O şekerli sıvıyı içtikten sonra bir saat hiçbir şey yapmadan beklemek o kadar sıkıcı ki, bir de aç olmak iyice keyif kaçırabilirdi. Şeker Yükleme testinden sonra artık başka bir test kalmıyor, yalnızca bebeğin büyüyüşüne odaklanacağız.

Büyüme demişken, oğlumuz artık bir mısır kadar olmuş. Ultrason aletine göre 750 gramı geçmiş ve aşağı yukarı 30 cm uzunluğundaymış. Deniz 3500 gram ve 51 cm doğmuştu, bakalım oğlumuz doğduğunda ne kadarlık olacak?

Bu hafta bir gün Gebze ofise gitmem gerekti ve akşam eve döndüğümde perişandım. Daha ikinci trimester’da olmamıza rağmen artık çok daha hızlı yorulmaya başladım. Akşamları eve geldiğimde pestilim çıkmış oluyor. Gerçekten sadece Deniz için kendimi zorlayıp onun enerjisine ayak uydurmaya çalışıyorum. Yoksa yine ilk hamileliğimdeki gibi ayaklarımı dikip sadece yatmak ve dinlenmek istiyorum. Yürüyüşlere biraz daha abanıp kondisyonumu artırmam gerekiyor sanırım. Çünkü doğum iznine çıkmama daha çoook vakit var. Bu kadar çabuk yorulmamalıyım. 37. haftanın sonunda doğum iznine başlayacağımı varsayarak daha tam 13 hafta var. Bu da 3 ay daha aktif bir şekilde çalışacağım demek oluyor. Deniz’e hamileyken 32. haftadan sonra çok çabuk yorulmaya başlamıştım. Hatta hatırlıyorum “Sağlık Bakanlığı’nın bir bildiği varmış, 32’den sonra çalışmamak gerekiyor” diyordum. Ama o zaman hem çok çok kilo almıştım hem de 32’den sonrası yaza denk geliyordu ve sıcaklar da etkiliyordu. Şimdi hem kilo olarak daha hafif olmayı planlıyorum hem de aynı dönem sıcaklara değil soğuklara denk geleceği için daha rahat geçirmeyi umuyorum. Bakalım önümüzdeki aylarda neler neler olacak?

İkinci çocuk heyecanı: Kalabalıklaşıyoruz !

IMG_8867_2

Deniz’e hamile olduğumdan şüphelendiğim zaman yaptığım idrar testlerinin üç tanesinden ikisi negatif çıkmıştı. O yüzden eczanelerde satılan hamilelik testlerine olan güvenim sıfır. Bir de bu sefer tabi daha tecrübeliyim, adetime 1 gün kala ofisin yakınındaki polikliniğe gidip kan verdim. 1 saat sonra aldığım sonuçtaki Beta-HCG seviyesi alt sınır olan 39,1’in çok az üstündeydi: 39,72. Yine de bu değeri görmek hamile olduğuma emin olmama yetti. 4 gün sonra testi tekrarladığımda değerin 226,29’ya yükseldiğini gördüm ve arayıp doktorumdan randevu aldım. Hamileliğin daha çok başında olduğumuz için doktor hemen gitsem bile keseyi göremeyeceğimizi söyleyip, 3 hafta sonrasına randevu verdi. O upuzun 3 haftanın birinde otelde eğitimde olduğum için zaman nispeten hızlı geçti, yoksa nasıl dayanırdım bilmiyorum.

Doktorun odasına girdiğimizde heyecandan ölmek üzereydim. Keseyi görene kadar da kalbim pır pır atmaya devam etti. Ne zamanki o minik keseyi gördük ve kalp atışlarını dinledik, içim rahatladı. Doktorumuz her şeyin yolunda olduğunu söyledi. Folik asit almaya ve egzersizlerime devam etmemi de ekledi. Yine 3 hafta sonrasına randevu alarak mutlu mesut hastaneden çıktık.

Bu arada, ikinci çocuk için hazır olduğumuza karar verdikten sonra hummalı bir doktor araştırmasına başlamıştım. Deniz’in doğum hikayesini okumuş olanların bileceği gibi, ilk doğumumdan ve de sezaryenden hiç mutlu değildim. O yüzden ssvd (sezaryen sonrası vajinal doğum) yapmayı kabul edecek ve de aynı zamanda doğum sigortamız oradan olduğu için evimize yakın Acıbadem’lerin birinde kadrolu çalışan bir doktor bulmam gerekiyordu. Birkaç doktorla görüşüp, muayene olduktan sonra sonunda bir tanesiyle elektriğimiz tuttu. SSVD’yi de deneyebileceğimizi söylediği için onunla devam etmeye karar verdim. İlk hamileliğimin 39. haftasında yaşadığım o büyük şoktan sonra, işi şansa bırakmamaya da kararlıyım. SSVD yapmasıyla meşhur, ancak Acıbadem’de çalışmayan başka bir doktora da ara ara kontrole gitmeyi planlıyorum.

Bir yandan da doktor dışındaki hazırlıklarda hiçbir eksik olmasın istiyorum. Bu hamileliğimde bir doula ile çalışmaya kesin kararlıyım. İçime sinen bir tanesiyle konuştuk, ilk fırsatta yüzyüze tanışacağız. Kundalini yoga dersleri veren liseden bir arkadaşımla geçen cumartesi Khalsa yoluyla hamilelik yogası yapmaya başladık. İlk ders hem zorlu hem de inanılmaz keyifli geçti. Ina May Gashkin’in “Doğuma Hazırlık Rehberi”ni de vapurla işe gidip gelirken, bir çırpıda yalayıp yuttum.

Önümde 9 ay var. Buradan hafta hafta gelişmeleri paylaşmayı planlıyorum. Bu seferki hamileliğimde elimden gelen her şeyi yapıp bebeğimi doğal doğumla kucağıma almak istiyorum. Yine de bir terslik/komplikasyon olursa tabii ki yapacak bir şey yok ama yine de en azından bana düşen her şeyi yaparsam, ilk seferki gibi bir hayal kırıklığı yaşamamayı umuyorum.

Emzirme Maceramızın Sonu – 22 Aylık Maraton

Annem beni sadece 3 ay, kardeşimi de 6 ay emzirebilmiş. Sonrasında sütü gelmediği için mamalarla devam etmişiz. Ailedeki en uzun süre emzirme rekoruna sahip olan teyzem de 9 ay emzirmiş olduğu için benim de emzirmeye dair büyük umutlarım yoktu. Anne sütünün 2 yaşına kadar verilmesi gerektiğini bilsem de o kadar emzirebileceğimi sanmıyordum.

Hamileyken okuduğum kitaplardaki emzirme bölümlerini okudukça iyice korkmaya başlamıştım. Emzirmek bayağı teknik bir işti ve hem anne hem de bebek tarafından öğrenilmesi gerekiyordu. Bu süreçte göğüs uçlarımın da yara olmasından ödüm kopuyordu. Bloglar arasında dolanırken Socialmom‘ın bloğunda hamileliğinin son aylarında Lansinoh göğüs ucu kremi kullandığını okudum ve ben de hemen alıp 8. ayın sonlarına doğru kullanmaya başladım.

Doğumdan sonra odaya geldiğimizde hemşireler hemen nasıl emzireceğimi gösterdiler ve Deniz de hiçbir eğitime ihtiyacı olmadığını kanıtlarcasına cok cok cok emmeye başladı. Ancak benim eğitime ihtiyacım şarttı. Deniz’in meme ucunu tam olarak kavramasını her seferinde sağlıyamıyordum ve bu yüzden de o emerken canım çok acıyordu. 1593.2İkinci gün olduğunda çoktan göğüslerimden bir tanesi yara olmuştu bile ve Deniz memeyi alırken çok canım acıyordu. Acıdan hüngür hüngür ağladığımı biliyorum. İlk bir ay gerçekten çok zorlandım. Deniz sık sık emdiği için yaralar iyileşmeye fırsat bulamıyor ve daha da ciddileşiyordu. En sonunda doktorumuzla da konuşup sıkı bir internet araştırması yaptım. Doktorumuz yaraya coresatin pediatrik krem sürmemi ancak emzirmeden önce mutlaka göğüslerimi yıkamamı söyledi. Deniz o kadar sık meme emmek istiyordu ki ben gündüzleri sürmek ve sonrasında sürekli yıkamak istemedim. Memesiz geçirdiği en uzun süre geceleri 3 saat olduğu için onu yatırdıktan sonra sürüyor ve gece uyandığında yıkayıp öyle emziriyordum. Coresatin gerçekten de çok iyi geldi ve yaralar 2-3 güne tamamen iyileşti. Sonrasında tekrar yara olmasını engellemek için emzirdikten sonra göğüslerimi hemen kapatmak yerine 3-5 dakika açık bırakıp havalandırmaya başladım. Havalandırdıktan sonra Lansinoh sürüp göğüs pedleriyle kapatıyordum. Bu şekilde bir daha yara olmasını engellemiş oldum. Zaten ilk ayı da atlattıktan sonra emzirmek artık daha kolay olmaya başladı ve göğüslerim de emzirmeye alıştığı için canımın yanması tamamen geçti.

İlk başlarda çok ağlamasından dolayı etrafımdaki istisnasız herkesin “sütün yetmiyor galba, mama verelim çocuğa, yazık” demelerine hiç kulak asmadım. “Her annenin sütü kendi bebeğine yeter, doğanın kanunu bu” lafını kendime motto yaptım ve sürekli emzirdim. İlk ay kontrolünden itibaren de Deniz’in kilo alması normalin de bir tık üzerinde gittiği için o sesler yavaş yavaş kayboldu.

Deniz 1 yaşına gelince, o seslerin benzerleri tekrar türedi. “Tamam artık 1 sene emzirdin, yeter”, “bundan sonra faydası da yok zaten”, “kocaman oldu artık emzirmesen de olur” gibi cümleler gelmeye başladı. Ben yine bunların hiçbirini dinlemedim. Ama bir yandan da herhalde artık yavaş yavaş biter diye düşünmüyor değildim. Deniz 15 aylıkken gideceğimiz New York seyahatini düşünüyor ve uçakta emzirmezsem o yol nasıl geçer diye düşündüğüm için en az o döneme kadar emziririm diye düşünüyorum (ki bu konuda çok haklıymışım. O kadar uzun süren bir uçuşta meme emmeyen bebeler sürekli ağlarken, Deniz hep meme emdiği için gıkı çıkmadı).

New York’tan döndüğümüz zamansa önümüzde kış vardı ve hastalanırsa anne sütüyle daha rahat atlatacağımızı düşünerek yine erteledim. Zaten bu süreçte de ben emzirmekten epey keyif aldığımı fark etmiştim. Deniz de memeye çok düşkün olduğu için iyi bir ikili olmuştuk. Böylece kesin iki yaşına kadar emziririm diye düşünmeye başlamıştım.

Ancak ne düşündüysem hep tersi oldu. Departman değiştirmemle birlikte iş tempom birden yoğunlaştı ve yıl sonuna kadar her ay evden bir hafta uzak kalacağım ortaya çıktı. Ben evden uzak olduğum zaman Deniz deli gibi eve dönüşümü beklediği için ona bakanlara çok zor olmaya başlamıştı. Memelere kavuştuğu zaman mutluluktan kendinden geçercesine emiyordu. Bu seferki ayrılık 1 hafta olacağı için daha da zor olacaktı. Ben de bu vesileyle emzirmeyi bırakmaya karar verdim. Etrafımdaki sesler tabii ki çok destekleyici oldular. Sadece Serkan “neden bırakıyorsun ya? üzme kızımı, boşver, emzirmeye devam et” dedi.

Geçen hafta Pazar günü Deniz’i bol bol emzirdim. Ne zaman istese ikiletmeden hemen verdim. Gece boyunca da aramızda uyurken bol bol emdi. Sonra sabah erkenden kalkıp eğitimin olacağı otele gittim. Göğüslerimin şişme ihtimaline karşı da yanıma süt sağma aletimi almıştım. Çarşamba akşamüstü olduğunda sağma ihtiyacı hissettim ve 120cc süt sağınca “eyvah” dedim. Süt bitene kadar uzunca bir süre sağmam gerekeceğini düşündüm. Ancak o günden sonra bir daha sağmam gerekmedi. Eğitim bitip de eve geldiğimde Deniz uyuyordu. Ben ne olur ne olmaz diyerek meme uçlarımı yara bandıyla kapattım.

Deniz uyandığı zaman beni görünce mutluluktan havalara uçtu. Sonra hemen “memmmeee” dedi. Ben oyalayıp dikkatini başka yere çekmeye çalışsam da başarılı olamadım. “Annecim memede süt bitti artık, senin için inekler süt getirmiş, onu içelim mi ?” dedim. Çok net bir “hayır” cevabı aldım. Üstümdeki bluzu çekiştirmeye başlayınca, “tamam gel de göstereyim” dedim. Koltuğa oturduk, yara bandıyla kapandığı için gözükmeyen meme uçlarımı göremeyince bir mavi ekran verdi. Anlamadı. “Annecim bak artık bende süt kalmadı. O yüzden artık meme yok. İneklerin getirdiği sütten içelim mi?” dedim tekrar. Bu sefer kafasını salladı. Gittik, mutfakta biraz süt içtik. Devamında baktım zor geçicek, hemen çantalarımızı topladık ve kendimizi Yeşilköy’den kalkan ada motoruna attık. Adada haftasonu lay lay lom geçince ben de “aaa ne kadar kolay oldu” diye düşündüm. Ne kadar da yanılmışım. Pazar akşamı eve gelip Deniz’i uyuttuk. Saat başı uyandı. Hep meme diye ağladı. Bir türlü derin uyuyamadı. Gece 2’de “mööö” diyerek inek sütü istediğini söyledi, kalktık mutfağa gidip süt içtik. Hem kendi çok yoruldu hem de biz perişan olduk. Pazartesi gecesi nispeten kolay geçti. Bir iki kere mızıldandı ama uyumaya devam etti. Salı gecesiyse 4’te çat diye uyandı ve yine meme istedi. Sonrasında 6’ya kadar da uyuyamadı. Dün gece işten çok geç döndüğüm için odasında ablasıyla uyudu. Gece hiç uyanmamış. Şimdi dört gözle bu gecenin nasıl geçeceğini bekliyorum. Tabii ofiste de zombi gibi dolaşıyorum. Uykusuzluktan ölmek üzereyim. Ama eminim bu günler de geçecek. Deniz’in uyku düzeni de kendine gelecek. O yüzden çok da umursamıyorum. Geriye dönüp baktığımda da iyi ki bu kadar uzun süre emzirebilmişim diyorum. Evet ilk aylar çok çok zordu, evet bütün bu süre boyunca sürekli yediğine içtiğine dikkat etmek çin işkencesi gibiydi, evet doya doya rakı içmeyi çok özlemiştim; ama yine de bütün o zorluklara değdi. Başından sonuna kadar Deniz’i emzirmekten çok keyif aldım. Aile içerisinde de kimsenin inanamadığı bir rekora imza atmış oldum. Umarım bir gün olursa ikinci çocuğumuzu da bu kadar çok emzirebilirim.

Bebek Kozmetik Alışverişi – 101

kozmetik

Hamile kalmadan önce de kozmetikler vs. kimyasallar konusunda dikkatli olmaya çalışırdım ama hamile kalıp da minicik bir bebek için şampuan, sabun, güneş kremi, vb. ürünler almam gerektiği zaman ve ürün paketlerinin “içindekiler” kısmını okumaya başlayınca gerçekten çok korkmaya başladım.

İnternette araştırırken, çocuğu 6 yaşına gelmiş olmasına rağmen hala sadece suyla yıkayan kadınlar da gördüm; bu konuyu kafasına takmayıp bir sürü ıvır zıvır kullananı da. Açıkçası iki uç da benim içime sinmedi.

En sonunda kozmetik ürünlerin içerisindekileri araştırıp bu konuda bilgi veren EWG (Environmental Working Group) ile karşılaştım. Kar amacı gütmeyen bu kuruluş olmasının yanında yalnızca kozmetik ürünleri değil; yiyecekten temizliğe evimize giren birçok ürünü puanlıyor.

Ben en çok kozmetik bölümünü (Skin Deep) kullanıyorum. İnternet sitelerinde hem ürün bazlı araştırma yapabiliyorum; hem de satın almayı düşündüğüm ürünü yazıp, içerisindeki kimyasal miktarını ve bunun 10 üzerinden puanlanmış sonucunu görebiliyorum.

Sadece marka ismine duyduğum güvenle sorgulamadan aldığım Baby Sebamed Baby Lotion’ın 10 üzerinden 5 puan almış olduğunu görünce gerçekten çok şaşırmıştım. O yüzden artık bir ürünü satın almadan önce mutlaka bu siteden puanına bakıyorum. Yalnızca Deniz için değil, kendimiz için kullandığımız ürünleri de kontrol ediyorum. Ayrıca mobil uygulaması da var. Bir mağazada alışveriş yaparken, hoop çıkarıp, almayı düşündüğüm ürünün puanını görebiliyorum.

Eğer hamileyken bu siteyi keşfetmiş olsaydım, hayatım çok kolaylaşırdı. Mothercare ve Joker’de bebek kozmetik ürünlerinin dizildiği rafların karşısında karar vermeye çalışırken yaşadığım mutsuzluğu hatırlıyorum. Kafamda hangi marka daha iyi, hangisinde daha az kimyasal vardır, acaba hangi ürünlere gerçekten ihtiyacımız olacak gibi birçok soruyla en sonunda karar veremeyip mağazalardan hiçbir şey almadan çıktığım çok oldu. Bu site, en azından markalar arasında seçim yapmakta zorlananlar için hayatı kolaylaştırıyor. Benim gibi acemi annelerin de içini bir nebze rahatlatmış oluyor 🙂

Bebeklerde Kalpte Üfürüm

Deniz_arabada Deniz’in ilk ay kontrollerinin birinde çocuk doktorumuz bize bebeklerin kalbinde ara ara duyulabilen bir üfürümden bahsetmişti. “Olur da başka bir doktora gösterirseniz ve o söylerse diye anlatıyorum; yoksa hiç anlatmazdım, panik olmanıza gerek yok” demişti. Bu üfürüm, 1 yaşına kadar kendiliğinden yok olur diye de eklemişti. Ben de hiç kafama takmamıştım.

En son gittiğimiz 15 ay kontrolünde ise bu üfürüm konusu tekrar açılınca ödüm patladı. Deniz’in kalbindeki üfürümün hala geçmediğini ve bu yüzden mutlaka bir çocuk kardiyologuna göstermemiz gerektiğini söyledi. Doktorun odasından çıkar çıkmaz internette deli gibi kalpteki üfürümlerle ilgili ne bulursam okumaya başladım. Annem ve kayınvalidem de doktor arkadaşlarına bu konudan bahsedip doktor adı önermelerini istemişler. Hem annemin çocuk doktoru arkadaşı hem de kayınvalidemin çocuk cerrahı olan arkadaşı bize çocuk kardiyolojisinde bir numaranın Aygün Dindar hanım olduğunu söyledi. İki taraftan da aynı isim gelince hiç tereddüt etmeden bir sonraki Cumartesi gününe Aygün Hanım’ın Nişantaşı Valikonağı’ndaki muayenehanesinden randevu aldım.

Cumartesi sabahı erkenden muayenehaneye gittik ve bekleme odasında beklemeye başladık. Bekleme odasındaki sehpa üzerindeki kaplumbağalara Deniz bayıldı. Ayrıca çocuk alanındaki oyuncaklar da çok ilgisini çekti ve hiç sıkılmadan bekledik. Sıra bize geldiğinde bebek ekosunun çekileceği odaya girdik. Bluzunu çıkartıp yarı çıplak yatırdığımızda Deniz ciyak ciyak ağlamaya başladı. Doktor Hanım emzirebileceğimi söyleyince ben de hemen emzirmeye başladım. Yine de çok korktu sanırım çünkü emerken gözlerinden yaşlar geliyordu. Bebek ekosu aslında hiç korkunç bir şey değil. Aynı ultrasonda olduğu gibi ucuna krem sürülmüş (bu tabi soğuk oluyor) bir aparatla kalbinin üzerinde gezdiler ve bu esnada ekranda kalbin detaylarını görebildik. Eko bittikten sonra odaya geçtik ve çok şükür Deniz’deki üfürümün “masum üfürük” olduğunu öğrenip rahatladık.

Deniz_doktorda

Bebeklerin kalp kapakçıkları yetişkinlerdeki gibi sertleşmemiş olduğu için kalbe kan pompalayan damarlarda normalin dışında bir ses olurmuş. İşte buna masum üfürüm deniyor. 7 yaşına kadar kapanabilirmiş ve rutin kontrol dahi gerekmiyormuş. Sadece okula başlamadan önce götürüp tekrar baktıracağız. Tabi bu üfürüm farklı sebeplerden de olabilirmiş ve eğer masum üfürük değilse başka kalp hastalıklarının habercisi olabilirmiş.Bu yüzden mutlaka kontrol ettirilmesinde fayda var.

Biz Aygün Hanım’dan çok memnun kaldık. Güven veren ve sıcak bir doktor. Bize uzun uzun üfürümün sebeplerini ve bebek kalbinin detaylarını anlattı. Kafamızda hiç soru işareti kalmadı.

Umarım kimsenin ihtiyacı olmaz; ancak ihtiyaç halinde Aygün Hanım’ın internet sitesi: http://www.aygundindar.com/

Şimdiden tüm bebeklere geçmiş olsun !

Deniz_doktorda2