2 Yaşındaki Çocukla Yaz Tatili / Bodrum & Simi 4.Bölüm

img_428Bodrum’a döndükten sonra Serkan bizimle iki gün geçirip, Pazar günü öğlen uçağıyla İstanbul’a döndü. Ben Deniz’le birlikte bir hafta daha kaldım. Deniz hem babaanne ve dedesiyle bol bol vakit geçirmiş oldu, hem de Bodrum’un güzel denizine doymuş oldu. Her gün sabah kalkıp plaja gittik ve akşama kadar denizin ve kumun tadına vardık. Akşamları da birkaç kez evin yakınındaki Oasis alışveriş merkezinin çocuklar için olan oyun alanına gittik. Deniz mutluluktan havalara uçtu.

Serkan’ların Bodrum’da yazlığı olan akrabaları var ve onların da çok kalabalık, yaşları 4 ile 13 arasında değişen bir sürü çocukları var. Etrafında hiç o kadar çocuk görmeye alışkın olmayan Deniz onlarla birlikte inanılmaz mutlu oldu. Çok keyifli günler geçirdi. Çocukların hepsi Deniz’den büyükler ve gün boyunca biri mısır yiyor, diğeri dondurma istiyor, öbürü iskeleden suya atlarken, bir diğeri kumlarda oynuyor. Bütün bu karmaşa içerisinde Deniz de tabii her gördüğünden istediği için ne yemek saat düzenimiz kaldı ne başka bir şey. Ama çok çok keyif aldığı yüzünden de belli olduğu için ben de çok kafama takmayıp, kuralların hepsini arka plana attım. Birkaç gün kuralsız yaşamak bizi öldürmedi, ama onlarla birlikte o kadar çok şey Onlarla geçirdiğimiz günlerin akşamında hep pestil gibi uyudu.

img_044 img_545 img_565 img_668img_606

 

En son günümüzde de sabah Yalıkavak çaput pazarını tavaf ettikten sonra, img_801Gündoğan’daki Gandil Beach Bar’a Selin‘lerle buluşmaya gittik. Orayı da çok sevdik, evimiz gibiydi. Öğlen Selin’ler köylü teyzelere yaptırdıkları kabak çiçeği dolmasını da getirdiklerinde mutluluktan havalara uçtuk. Akşama kadar Gündoğan’da vakit geçirdikten sonra eve döndük ve valizlerimizi hazırlayıp arabaya yerleştirdik.

Sabah erkenden kalkıp havaalanına gittik. Bayram kalabalığı çoktan bittiği için etraf çok sakindi. Rahat rahat gezdik, Toyzz Shop’da bol bol vakit geçirdik ve sonrasında uçağın kapısına gittik. Deniz şimdiye kadarki tüm uçak seyahatlerinde meme emdiği için çok rahat yolculuklar geçirmiştik. Bodrum’a giderken de yorgunluktan uçağa oturur oturmaz uyuya kalınca yine hiçbir şey anlamadan yol bitivermişti. Bu sefer ise ilk defa meme emmeyen, bilinçli ve uyanık bir çocukla uçağa binecektim. Yol zaten çok kısa olduğu için ve de yanımda o bir saati dolu dolu geçirmemize yetecek kadar kitap ve oyuncak olduğu için biraz küçümsemiş olabilirim. Uçak kalkarken Deniz’in ödü patladı. Birden ne olduğunu anlamadı ve tırnaklarını kollarıma geçirerek kucağıma tırmanmaya çalıştı. O kadar korktu ve benim dediklerimi duymaz hale geldi ki en sonunda kemerini çözüp kucağıma almak ve sıkı sıkı sarılmak durumunda kaldım. Uçak kalkışı tamamlayıp düz hale geldikten sonra yanımızdan geçen bir hostese, durumumuzu anlatarak, Deniz’in inişte kucağımda olabilmesi için, bebek kemerlerinden verip veremeyeceklerini sordum. Hostes çok sert ve anlayışsız bir şekilde “2 yaşını geçen her çocuk kendi koltuğunda kendi kemeriyle uçuş yapacak” diyerek çekip gitti. Bu sırada Deniz “anne inelim, anne gidelim” diye hala ağlamaklı bir şekilde sızlanıyordu. Neyse ki yanımızda çok anlayışlı ve de çocuk seven bir teyze vardı da ikimiz birlikte inişe kadar güle oynaya oyalamış olduk. İnişe geçtiğimizde tekrar koltuğuna oturtarak kemerini bağladım ve ineceğimizi anlattım ama nafile… Yine uçak iniş pozisyona geçtiği anda Deniz acayip korktu ve ağlayarak bana tırmanmaya çalıştı. Tutabildiğim kadarıyla kemerinin içinde tutmaya çalıştım ama uçak artık yerde yavaşlamaya başlayınca dayanamayıp kucağıma aldım. Bundan sonra da uzunca bir süre uçak dediğimizde hep “ben korktum” dedi.

Havaalanında bizi babam karşıladı. Birlikte E-9’la Bostancı’ya giderken onca heyecandan yorgun düşmüş olan dedesinin kucağında uyuya kaldı. Bostancı’ya vardığımızda motoru ucun ucuna kaçırdık ve iskelenin hemen karşısındaki kafeye oturduk. Deniz yanımızda uyurken, biz de babamla patates bira keyfi yaptık. Bir sonraki motor saatinden hemen önce Deniz uyandı, hep birlikte motora binip adaya geçtik ve uzun tatilimizi bitirmiş olduk.img_862

Hamilelik Günlüğü 13. ve 14. Haftalar – İkili Test

 

Birinci trimester’ın son haftasına geldik bile. İkili test için 2 Temmuz sabahı erkenden motorla Bakırköy’e geçip hastaneye gittim. Serkan çalışmak zorunda olduğu için gelemeyecekti. Biz de Ayla’yla gittik. Doktorun odasında hazırlanmış doktorun gelmesini beklerken hemşire odaya girdi ve “eşiniz geliyor” dedi. Ben önce başkasının kocasını yanlışlıkla getirecekler sandım ama sonra Serkan’ı görünce çok sevindim. 2016-07-02-PHOTO-00025871Dayanamamış, görmek için gelmiş. Bakırköy Acıbadem’deki perinatolog Özlem Pata’nın adını daha önce duymuştum ama ilk defa o gün tanışmış olduk. Çok sevecen ama korkunç yoğun çalışan bir doktor. Detaylı ultrasonla bebeğe bakarken bile bir yandan da hemşiresiyle başka bir hastası hakkında konuşuyorlardı. Ultrason sırasında uzun uzun bebeği görme fırsatımız oldu. Ben sanırım en çok kalplerinin pıt pıt pıt atmasını seviyorum. Bana nasıl bir mucizeyi yaşadığımızı tekrar tekrar hatırlatıyor o minik kalpler. Ense kalınlığını birkaç kez ölçüp, burun kemiği vb. birkaç diğer kontrolü de yaptıktan sonra, bizi laboratuvara yönlendirdiler. Bayram bitişinde sonuçların çıkacağını ve olur da ek bir test gerekirse Bodrum Acıbadem’de de yaptırabileceğimi söylediler ancak neyse ki buna gerek kalmadı. Bayram bittikten sonra bir gün aradılar ve testin sonuçlarının normal olduğunu, endişelenecek bir şey olmadığını söylediler.

İkili testi yaptırıp hastaneden çıktıktan sonra hızla adaya döndüm ve Deniz’i ve eşyalarımızı alıp hızlı bir şekilde Sabiha Gökçen’e gittik. Akşam Bodrum’daki eve ayak bastığımızda yorgunluktan ölmek üzereydim. Hamile bir şekilde, 2 yaşındaki bir çocukla, bayram yoğunluğundaki havaalanı gerçekten işkenceden beter oldu. Çok ama çok yoruldum. Neyse ki o gece Deniz hiç uyanmadı da ben de deliksiz bir uyku çekebildim. Sonrasında bayramdı, Symi’ydi, derken iki haftanın nasıl geçtiğini anlamadım bile. Bu sırada bebek de boş durmamış ve bir şeftali büyüklüğüne gelmiş.

Çok şükür hamileliğim epey rahat geçiyor. Deniz’i olabildiğince kucağıma almamaya çalışıyorum. Tatilde plajdayken genelde ağaç altındaki gölgelerde oturmaya çalıştım. Hamilelikteki güneş lekelerinden çok korkutmuşlardı beni ama yıllardır kullandığım güneş kremimi sürdüm ve herhangi bir problemle karşılaşmadım. Akşamları da genelde Deniz’den 1-2 saat sonra yattığım için uykusuzluk da çekmedim. Bol bol dinlenerek uzun zamandır hasretini çektiğim bir tatil geçirdim. Bebeğin hareketlerini hala hissedemiyor olmak çok sıkıcı. Deniz’e hamileyken de en çok o hareketler başladıktan sonra keyif almaya başlamıştım. O yüzden dört gözle içimdeki o minik kıpırtıları hissetmeyi bekliyorum.

İkili test sırasında Özlem Hanım bebeğin kemik yapısına göre “galiba erkeğe benzediğini” söyledi ancak bunun değişebileceğini de ekledi. Anlayacağınız yine öğrenemedik, yine öğrenemedik. Şimdi bir sonraki kontrolüm 30 Temmuz’da, kendi doktorumla. Dört gözle o muayeneyi ve doktorun ağzından çıkabilecek o bir kelimeyi bekliyorum.

Hamilelik Günlüğü – 12. Hafta

Sonunda Özge ile tanışabildik. Bir öğlen işten çıkıp Bebek’e gittim ve hem birlikte yemek yedik hem de bol bol konuşma fırsatı bulduk. Çalışmalarımıza yaz bittiğinde ve ben de 20.haftaları bulduğumda başlayacağız. O zamana kadar whatsapp ve e-mail aracılığı ile iletişimde kalacağız. Onunla birlikte yarım gün sürecek olan 3 çalışma yapacakmışız ve bunlara Serkan’ın da gelmesi gerekiyormuş. Ayrıca doktorumu da tanımadığı için bir randevuya o da gelecek. Böylece toplamda 4 kere bir araya gelmiş olacağız. Doğumdan önce mutlaka ve mutlaka doğuma hazırlık kursu almamızı (yine Serkan ile) önerdi. Kurs olarak da Hakan Çoker’in kurucusu olduğu Istanbul Doğum Akademisi‘ni veya Emirgan’daki DO-UM‘u önerdi. Bu eğitimler için de henüz çok çok erken. Anlaşılan yaz boyu çok kilo almamak ve aktif olmak ile dinlenmekten başka yapabileceğim çok bir şey olmayacak gibi gözüküyor.

Bu hafta eğitim için otelde olduğumdan nispeten daha az yoruluyorum. Daha doğrusu yine çok yoruluyorum ve kendimi acayip uykusuz hissediyorum ama sonuçta bütün gün oturduğum ve sonrasında parka gidip 2 yaşında bir çocukla koşturmak zorunda olmadığım için daha çok dinlenebiliyorum.

Bu haftaki yoga dersinden sonra bu sefer üst bacaklarım yerine sırt kaslarım ağrıdı. Üst bacaklarımı hamlıktan kurtardığımıza göre biraz daha zorlamanın vakti geldi sanırım. Şimdi araya tatil gireceği için 2 hafta yapamayacağız. Aslında ben kendim de 5 dakikalığına bile olsa bazı hareketleri yapabilirim biliyorum, ama Deniz’le tatildeyken bunun mümkün olacağını ne yazık ki sanmıyorum.

Bu cumartesi sabahı ikili test için erkenden adadan Bakırköy’e ineceğim. Serkan o gün arabayla yola çıkacağı için sanırım gelemeyecek. Ben de onun yerine Ayla’yı çağırdım. Nedense bu doktor kontrollerinde hiç yalnız olmak istemiyorum. Deniz de de mutlaka hep birini istiyordum yanımda. Doktordan sonra bulduğum ilk denizotobüsü ve sonrasında da motora binip yine adaya döneceğim ve Deniz öğle uykusundayken ayaklarımı tavana dikip biraz dinlenmeye çalışacağım. Annem Deniz’i normalde uyuduğundan biraz daha erken uyutmaya çalışacak çünkü normalde akşamüstü 4’e kadar uyuduğu oluyor ancak bizim 15:55 motoruna binmiş olmamız gerekeceği için ve de ilk defa başbaşa yapacağımız bu uçak yolculuğunda uykusuz olmasını istemediğim için biraz daha erken uyutup bu problemi halletmeyi planlıyoruz.

Karnımdaki Misketbebek misket limonu büyüklüğüne gelmiş bu hafta. O da böylece benim karnımda ilk yolculuğunu yapıyor olacak. Cumartesi günkü ikili testi yapacak olan perinatolog cinsiyeti görür mü acaba ?