Hamilelik Günlüğü 13. ve 14. Haftalar – İkili Test

 

Birinci trimester’ın son haftasına geldik bile. İkili test için 2 Temmuz sabahı erkenden motorla Bakırköy’e geçip hastaneye gittim. Serkan çalışmak zorunda olduğu için gelemeyecekti. Biz de Ayla’yla gittik. Doktorun odasında hazırlanmış doktorun gelmesini beklerken hemşire odaya girdi ve “eşiniz geliyor” dedi. Ben önce başkasının kocasını yanlışlıkla getirecekler sandım ama sonra Serkan’ı görünce çok sevindim. 2016-07-02-PHOTO-00025871Dayanamamış, görmek için gelmiş. Bakırköy Acıbadem’deki perinatolog Özlem Pata’nın adını daha önce duymuştum ama ilk defa o gün tanışmış olduk. Çok sevecen ama korkunç yoğun çalışan bir doktor. Detaylı ultrasonla bebeğe bakarken bile bir yandan da hemşiresiyle başka bir hastası hakkında konuşuyorlardı. Ultrason sırasında uzun uzun bebeği görme fırsatımız oldu. Ben sanırım en çok kalplerinin pıt pıt pıt atmasını seviyorum. Bana nasıl bir mucizeyi yaşadığımızı tekrar tekrar hatırlatıyor o minik kalpler. Ense kalınlığını birkaç kez ölçüp, burun kemiği vb. birkaç diğer kontrolü de yaptıktan sonra, bizi laboratuvara yönlendirdiler. Bayram bitişinde sonuçların çıkacağını ve olur da ek bir test gerekirse Bodrum Acıbadem’de de yaptırabileceğimi söylediler ancak neyse ki buna gerek kalmadı. Bayram bittikten sonra bir gün aradılar ve testin sonuçlarının normal olduğunu, endişelenecek bir şey olmadığını söylediler.

İkili testi yaptırıp hastaneden çıktıktan sonra hızla adaya döndüm ve Deniz’i ve eşyalarımızı alıp hızlı bir şekilde Sabiha Gökçen’e gittik. Akşam Bodrum’daki eve ayak bastığımızda yorgunluktan ölmek üzereydim. Hamile bir şekilde, 2 yaşındaki bir çocukla, bayram yoğunluğundaki havaalanı gerçekten işkenceden beter oldu. Çok ama çok yoruldum. Neyse ki o gece Deniz hiç uyanmadı da ben de deliksiz bir uyku çekebildim. Sonrasında bayramdı, Symi’ydi, derken iki haftanın nasıl geçtiğini anlamadım bile. Bu sırada bebek de boş durmamış ve bir şeftali büyüklüğüne gelmiş.

Çok şükür hamileliğim epey rahat geçiyor. Deniz’i olabildiğince kucağıma almamaya çalışıyorum. Tatilde plajdayken genelde ağaç altındaki gölgelerde oturmaya çalıştım. Hamilelikteki güneş lekelerinden çok korkutmuşlardı beni ama yıllardır kullandığım güneş kremimi sürdüm ve herhangi bir problemle karşılaşmadım. Akşamları da genelde Deniz’den 1-2 saat sonra yattığım için uykusuzluk da çekmedim. Bol bol dinlenerek uzun zamandır hasretini çektiğim bir tatil geçirdim. Bebeğin hareketlerini hala hissedemiyor olmak çok sıkıcı. Deniz’e hamileyken de en çok o hareketler başladıktan sonra keyif almaya başlamıştım. O yüzden dört gözle içimdeki o minik kıpırtıları hissetmeyi bekliyorum.

İkili test sırasında Özlem Hanım bebeğin kemik yapısına göre “galiba erkeğe benzediğini” söyledi ancak bunun değişebileceğini de ekledi. Anlayacağınız yine öğrenemedik, yine öğrenemedik. Şimdi bir sonraki kontrolüm 30 Temmuz’da, kendi doktorumla. Dört gözle o muayeneyi ve doktorun ağzından çıkabilecek o bir kelimeyi bekliyorum.

Hamilelik Günlüğü – 12. Hafta

Sonunda Özge ile tanışabildik. Bir öğlen işten çıkıp Bebek’e gittim ve hem birlikte yemek yedik hem de bol bol konuşma fırsatı bulduk. Çalışmalarımıza yaz bittiğinde ve ben de 20.haftaları bulduğumda başlayacağız. O zamana kadar whatsapp ve e-mail aracılığı ile iletişimde kalacağız. Onunla birlikte yarım gün sürecek olan 3 çalışma yapacakmışız ve bunlara Serkan’ın da gelmesi gerekiyormuş. Ayrıca doktorumu da tanımadığı için bir randevuya o da gelecek. Böylece toplamda 4 kere bir araya gelmiş olacağız. Doğumdan önce mutlaka ve mutlaka doğuma hazırlık kursu almamızı (yine Serkan ile) önerdi. Kurs olarak da Hakan Çoker’in kurucusu olduğu Istanbul Doğum Akademisi‘ni veya Emirgan’daki DO-UM‘u önerdi. Bu eğitimler için de henüz çok çok erken. Anlaşılan yaz boyu çok kilo almamak ve aktif olmak ile dinlenmekten başka yapabileceğim çok bir şey olmayacak gibi gözüküyor.

Bu hafta eğitim için otelde olduğumdan nispeten daha az yoruluyorum. Daha doğrusu yine çok yoruluyorum ve kendimi acayip uykusuz hissediyorum ama sonuçta bütün gün oturduğum ve sonrasında parka gidip 2 yaşında bir çocukla koşturmak zorunda olmadığım için daha çok dinlenebiliyorum.

Bu haftaki yoga dersinden sonra bu sefer üst bacaklarım yerine sırt kaslarım ağrıdı. Üst bacaklarımı hamlıktan kurtardığımıza göre biraz daha zorlamanın vakti geldi sanırım. Şimdi araya tatil gireceği için 2 hafta yapamayacağız. Aslında ben kendim de 5 dakikalığına bile olsa bazı hareketleri yapabilirim biliyorum, ama Deniz’le tatildeyken bunun mümkün olacağını ne yazık ki sanmıyorum.

Bu cumartesi sabahı ikili test için erkenden adadan Bakırköy’e ineceğim. Serkan o gün arabayla yola çıkacağı için sanırım gelemeyecek. Ben de onun yerine Ayla’yı çağırdım. Nedense bu doktor kontrollerinde hiç yalnız olmak istemiyorum. Deniz de de mutlaka hep birini istiyordum yanımda. Doktordan sonra bulduğum ilk denizotobüsü ve sonrasında da motora binip yine adaya döneceğim ve Deniz öğle uykusundayken ayaklarımı tavana dikip biraz dinlenmeye çalışacağım. Annem Deniz’i normalde uyuduğundan biraz daha erken uyutmaya çalışacak çünkü normalde akşamüstü 4’e kadar uyuduğu oluyor ancak bizim 15:55 motoruna binmiş olmamız gerekeceği için ve de ilk defa başbaşa yapacağımız bu uçak yolculuğunda uykusuz olmasını istemediğim için biraz daha erken uyutup bu problemi halletmeyi planlıyoruz.

Karnımdaki Misketbebek misket limonu büyüklüğüne gelmiş bu hafta. O da böylece benim karnımda ilk yolculuğunu yapıyor olacak. Cumartesi günkü ikili testi yapacak olan perinatolog cinsiyeti görür mü acaba ?

Adada günlerimiz nasıl geçiyor ? – Yazlıkçılık

1305Adaya geldiğimizden beri Deniz inanılmaz mutlu. Ataköy’deki monoton apartman hayatından sonra -ki orada da yaz-kış, yağmur-çamur demeden her gün mutlaka dışarı çıkıyordu-, adadaki özgürlük ona çok değişik geldi. Aslında bu adadaki ilk yazı değil, ancak ilk yazında henüz 1 aylık bir bebek olduğu için ve geçen yaz da pek bir şey anlamadığı için, asıl şimdi etrafının farkına varmaya başladı.

Akşam uykularını bir saat ileri atmamıza rağmen, sabahları daha erken uyanmaya başladı. 7 deyince ayağa dikiliyor. Kışın neredeyse 9’a kadar uyuyan çocuk gitti, güneşi görünce yataktan fırlayan bir çocuk geldi. Uyanır uyanmaz önce bir lazımlığına gidiyor ve kaka yapsa da yapmasa da uzunca bir tuvalet keyif yapıyor. Sonrasında alıyor eline sütünü ve bahçeye çıkıyor. Kahvaltı hazırlanırken o da martılar, kargalar, çiçekler ve sokaktan geçenlerle oyalanıyor. Saat 9’a doğru kahvaltı ediliyor. Son zamanlarda yumurtaya düşkünlüğü o kadar arttı ki, bazen “yuma yuma bitti” deyip ona tost yapıyoruz. Tabii kendimiz de yiyemiyoruz çünkü gördüğü zaman hemen tabaklarımıza saldırıyor.

Kahvaltıdan sonra yavaş yavaş toparlanıp, ya “paaa-ka” ya da “taşşş”a yani denize taş atmaya doğru1582 yola çıkıyoruz.Hava çok sıcaksa yanımıza mutlaka mayosunu ve havlusunu da alıyoruz çünkü Deniz taş atarken çaktırmadan minik minik denize girmeye çalışıyor. Çarşıyı dolaşıyoruz, balıkçılardaki balıkları kontrol ediyoruz, dondurmacıdan külah alıyoruz, vs. derken zaten öğle yemeği saati çabucak geliyor. Kışın aksine, yazın zaman ne kadar hızlı geçiyor. Öğle yemeği için eve geldiğimizde Deniz’in çoktan pestili çıkmış oluyor. Yemeğini genelde gözleri yarı kısılmış olarak yiyor. Yemeğini yedikten sonra da ya odada ya da bahçedeki salıncakta öğle uykusunu uyuyor. Öğle uykuları da uzadı, eğer yüzmüşse ve çok yorulmuşsa mutlaka 3 saat uyuyor.

Öğle uykusundan kalkınca meyve saati. Zaten her meyveye bayılan Deniz için yaz ayları adeta bir cennet. Hangi meyveyi yiyeceğini şaşırıyor. 1697Çilek yerken birden canı erik isteyebiliyor. Güzelce meyvelerini yedikten sonra tekrar dışarı çıkmaya hazırlanılıyor. İstikamet: park. Akşamüstü çocuk parkının en kalabalık olduğu saatler. Genelde bütün çocuklar ya anneanne/babaanneleriyle ya da bakıcılarıyla parkta oluyorlar çünkü hepsi anne/babalarının işten dönüş vapurlarını karşılamadan önce buraya oyalanıyorlar. Benim vapurum da iskeleye yanaşırken Denizler de karşılama komitesinde yerlerini almış oluyorlar. Ben gelince de ya taş atmaya gidiyoruz ya da parka dönüyoruz. Sonra çarşıyı boydan boya geçip ekmeğimizi (şimdilerde sıcacık dumanı tüten pide) ve varsa diğer eksikleri alıp eve dönüyoruz. Akşam yemeğini yedikten sonra yine zamanımızı bahçede geçiriyoruz. Ya salıncakta sallanıyoruz, ya birlikte resim yapıyoruz, ya da Deniz’in kitaplarından 1-2 tane seçip onları okuyoruz. Uyku vakti geldiğinde Deniz zaten uykuya dalmaya hazır oluyor. Dişlerini fırçalayıp odaya geçiyoruz ve 5 dakika içerisinde uykuya dalmış oluyor. Meme emmeyi bıraktıktan sonra neredeyse deliksiz uyumaya başladı. Tabii yine ara ara uyandığı oluyor ama sonrasında hemen uykuya dönebiliyor.

Bu hafta okulların kapanmasıyla tüm komşularımız gelir, ada da iyice şenlenir. Deniz de yavaş yavaş arkadaş çevresini kurmaya başlayınca günleri çok daha keyifli geçecektir. Çocukken adada geçirdiğim yazların tadı hala damağımdayken, galiba Deniz’i biraz kıskanıyorum. Arada sırada birer günlük izinler alıp onunla birlikte adanın tadını çıkartma planlarım da yok değil. Bakalım bu yaz nasıl geçecek ?

1890

Haftalık Aktivite Önerisi: Pazar Alışverişi

Ailecek yaz kış meyve, sebze ve balık alışverişimizi pazardan yapmaya gayret ediyoruz. Ben çocukluğumdan beri pazara gittiğim için pazar atmosferini de ayrıca çok seviyorum. Migros ve benzeri süpermarketlerde hiç bulamadığım bir sıcaklık var pazarlarda. Bolluk, bereket ve ucuzluk da cabası. Iphone 21.06.15 210Deniz’i de ilk kez 10 aylıkken adadaki pazara götürmeye başladık. 19 Mayıs tatili Salı’ya denk geldiği için ben de evdeydim ve böylece çok sevdiğim Kınalıada pazarının da sezonunu birlikte açmış olduk. Sonrasında yaz boyunca Deniz her hafta mutlaka anneannesiyle pazara gitti. O yüzden de adadaki pazarcıların göz bebeği oldu. Mutlaka elinde bir meyve veya salatalık ve üzerinde bir sürü lekeyle (örnek: karadut!) eve dönüyordu.

Iphone 21.08.15 309

Iphone 13.08.15 120 Iphone 13.08.15 124Yaz bitip de kışlığa taşınınca Deniz’i bu keyiften mahrum etmek istemedim ve biz de Pazar günleri kurulan Merter pazarına gitmeye başladık. Hem eve çok yakın hem de annemin eczanesinin Merter’de olmasından dolayı tüm pazarcıları çocukluğumdan beri tanıyorum. 845O yüzden de her hafta en taze balıkları yiyerek en taze meyve ve sebzeleri alabiliyoruz. Bir süre sonra Deniz bizim pazar arabasına sulanmaya başlayınca Imaginarium’dan ona da boyutuna uygun bir pazar arabası aldık. Şimdi her hafta arabasını çeke çeke pazara gidiyor ve bol bol meyve yiyor. Pazarda Deniz’i o kadar çok seviyorlar ki her tezgahta mutlaka eline yemesi için bir şey sıkıştırıyorlar. O da bir sağa bir sola koşturup gördüğü her değişik şeyi tatmak/denemek istiyor. Olur da yağmurlu bir hava olup Deniz’i yanımızda götürmezsek mutlaka her tezgahtan azar işitiyoruz.

Iphone 16.12.15 874

Şimdi kış sona doğru yaklaşıyor ve biz de dört gözle adaya taşınacağımız zaman için gün sayıyoruz. Yine Merter Pazarı’na bir sonraki kışa kadar hoşçakal diyerek Kınalıada Pazarı’na gitmeye başlayacağız.

Bu pazar gezileri sayesinde Deniz farkında olmadan hem meyve ve sebzeleri tadıyor hem de öğreniyor ve seviyor. Biraz büyüdükçe yavaş yavaş o aldığımız ürünlerle yemek yapma aşamasına da katıldıkça daha da çok keyif alacağına eminim. Bu yaz barbunya ayıklamaya yardım edebilecek kadar büyümüş olacak mesela. Böyle böyle alışarak yemek seçmeyen bir çocuk olmayacağını umut ediyorum.. Çünkü çocuklar kendileri yaparak öğrendikleri şeyleri reddetmeye daha az meyilli oluyorlar ve keyif alarak öğrendiklerinde daha mutlu oluyorlar.
Iphone 16.12.15 879