Doğum için Hastane Çantası

35. haftanın içindeyken hastane çantasını da hazırladım ve galiba artık Can’ın gelmesine hazırım. Ama hemen gelmesin tabii, içeride kaldığı her anın ona img_9652faydası var. Yine de hastane çantasını hazırladığım için artık içim rahat. Sanki sürekli bir şeyler eksikmiş hissinden de böylece kurtulmuş oldum.

Deniz’in hastane çantasını yaparken internetteki bloglarda ne buldumsa okumuş, ne gördümse koymuştum. O yüzden de ortaya pek kalabalık, sanki iki haftalığına tatile gidiyormuşuz gibi bir görüntü çıkmıştı. Şimdi yine bloglardan esinlendim ama bu sefer neye ihtiyacım olacağını çok net bildiğim için çanta içeriği de az ve öz oldu. Acıbadem Hastanelerinin birçok şeyi (örneğin anne için banyo havlusu, şampuan, hasta pedi, süt artırma çayı, bebek için kıyafet, vb.) zaten veriyor olması da işimi kolaylaştırdı ve ortaya aşağıdaki liste çıktı.

Anne listesi:

  • Çorap: Deniz yazın doğduğu için o zaman koymamıştım ama şimdi kışa denk geldiği için iki çift en yumoş kış çoraplarından koydum
  • Diş fırçası & macunu
  • El kremi
  • Emzirme Sütyeni: Bir tane siyah bir tane de beyaz olarak koydum
  • Gecelik & Pijama: İki gecelik, bir de pijama koydum
  • Göğüs pedi
  • Göğüs ucu kremi
  • İç çamaşırı
  • Sabahlık & Hırka: Bir tane kalın polar sabahlık ile bir tane babaannemin ördüğü lizözlerden koydum
  • Kıyafet: Hastane’den çıkarken giymek için bir set kıyafet
  • Terlik: Oysho’dan aldığım pofidik terlikleri koydum
  • Hurma: Facebook’taki ssvd grubundan öğrendiğim kadarıyla hurma yemek doğumu kolaylaştırıyormuş. O yüzden biz buzdolabı poşetiyle hurma da koydum. Annemler görürse acayip dalga geçerler, o yüzden kimseye de söylemedim 🙂
  • Kirli Torbası
  • Dudak Nemlendiricisi
  • Lohusa Tacı: Deniz’e hamileyken Bakırköy’deki bir bijuteriden aldığım ince ve sade olan taç duruyordu, yine onu kullanacağım.
  • Misafir Havlusu: Soğuk suyla ıslatıp üzerine Yasemin yağı damlatıp, doğum sırasında rahatlamak için kullanmayı planlıyorum. İki tane ufak koydum.
  • Ped: Aslında hastane veriyor ama ben yine de birkaç adet ayırıp valize koydum.
  • Termal Su: Günlük hayatımda özellikle yazın çok kullandığım bu termal sulardan da bir tane koydum. Doğum sırasında yardımcı olabilir diye düşündüm.
  • Yasemin Yağı
  • Meryem Ana Eli Otu: Yine ssvd grubundan öğrendiğim bu ot, doğum başladığında suya konuyor ve ot suyun içerisinde açıldıkça rahimin de kolayca açılacağına inanılıyor. Hatta doğuran kadının da otun konduğu sudan biraz içmesi gerekiyormuş. Doğum bittikten sonra otu mutlaka sudan çıkartmak gerekiyor. Sudan çıkınca açıldığı gibi kendiliğinden kapanıyormuş.
  • Tarak

Bebek listesi:

  • Ağız bezi: Aslında ilk seferde de kullanmamıştım ama yine de dayanamayıp iki tane koydum
  • Battaniye: Bir tane ince müslin bezlerinden bir tane de kalın kışlık battaniye
  • Hastane çıkış seti: Ne olur ne olmaz diyerek iki adet koydum.
  • Yenidoğan oto koltuğu
  • Emzik: Deniz emzik almadığı için özellikle uykuya geçişlerde o kadar çok zorlanıyorduk ki bu sefer hastane valizine bile iki adet koydum; ama hemen doğum sonrası verir miyim çok emin değilim.
  • Yenidoğan bezi: Bu da hastanenin verdiği şeylerden biri ama ben yine de kendimi güvende hissetmek için paketi açıp üç adedini valize koydum
  • Yenidoğan ıslak mendil: Buna da ne hastanede ne de hastaneden eve giderken ihtiyacımız olacağını sanmıyorum ama yine bir paket koydum.

Umarım unuttuğum/atladığım bir şey yoktur ama varsa da bir şekilde hallolur diye düşünüyorum. Bebeğin zaten doğduğunda annesinden başka hiçbir şeye ihtiyacı yok. Anne de bir iki gün eksiklerle idare edebilir.

The Guardian’ın 2016 yılının Ocak ayında yayınladığı, farklı ülkelerden farklı kadınların doğuma giderken hastane çantalarına neler koyduklarının fotoğrafları beni çok etkilemişti. Malawi’de yaşayan hamile bir kadının, doğumuna giderken, bebeğin kordonun kesilmesi için yanında jilet götürmesi gerekliliği beni çok sersemletmişti. O yüzden yanıma almayı unutacağım hiçbir şeyin hayatımızı etkileyemeyeceğinin rahatlığında olmak çok güzel.

Hamilelik Günlüğü – 35. Hafta

35. haftaya keyifli bir yılbaşı alışverişiyle başladım. Öğle arasında Tahtakale ve Mısır Çarşısı ziyareti yaparak, renkli yılbaşı şekerleri, yılbaşı hediyeleri için kraft kağıtlar, kırmızı beyaz ipler, Kurukahveci Mehmet Efendi’den türk kahvesi ve salep, bir de Arslan Baharat’tan 37. haftadan sonra içmek için Ahududu yaprağı çayı aldım ve elim kolum torbalarla dolu bir şekilde ofise döndüm. Kurukahveci Mehmet Efendi’nin salepini ilk defa denedim ve tek kelimeyle ba-yıl-dım!! Marketlerde satılan hazır salepleri hiç sevmiyorum, çok ağır ve şekerli geliyorlar ama bir yandan da çocukluğumda içtiğim saleplerin tadını çok özlüyordum. Onların verdiği tarife göre pişirmesi, hazır salebe göre evet biraz daha zahmetli, ama kesinlikle değiyor. O günden beri sürekli salep yapıp içiyoruz. Ahududu yaprağı çayını da Facebook’taki SSVD grubundan öğrendim. Rahim kaslarını güçlendirdiği için hamileler için çok faydalıymış ve doğumu kolaylaştırdığına inanılıyormuş. Ben de 36 veya 37. haftalardan itibaren günde 1-2 kez tüketmeyi planlıyorum, bakalım işe yaracak mı…

Kocaman bir ananas kadar olmuş olan Can’ın bu haftaki img_9555-copydoktor kontrolünde 2300 gram ve 45 cm olduğunu öğrendik. Ben hamileliğimin başından beri yalnızca 2 kilo almışım, rekora koşuyorum. Serkan yine içine sinmeyerek bebek için bunun bir tehlike oluşturup oluşturmadığını sordu. Doktorumuz ise fazla kilonun anneye de bebeğe de bir yararı olmadığını, bu şekilde benim de daha dinç olduğumu ve ikimizin de çok sağlıklı olduğunu söyledi. Serkan da böylece rahatlamış oldu. Onun dışında da her şey normalmiş, artık daha sık görüşmeye başlayacağımızı söyledi. Ancak biz 2 hafta sonraya uygun bir randevu bulamadığımız için ancak 3 hafta sonrasına randevu alabildik. İzne ayrıldığım günün ertesi günü doktora kontrole gideceğiz. Bakalım Can o zaman kaç kilo olmuş olacak.

Bu hafta bir de Chakra’ya gidip yüklü Little Chakra alışverişimizi tamamladık. Böylece karyola setimiz geldiğinde odayı kurmak için her şeyimiz hazır oldu. Hafta sonu oturup bütün bebek eşyalarını ve kendime aldığım lohusa geceliklerini yıkadım. Hepsinin ütüsü bitince de hem oturup dolapları yerleştirdim hem de hastane çantasını hazırladım. Hastane çantasının içerisinde neler koyduğumu da ayrı bir yazıda paylaşacağım. Deniz’in hastane çantasını hazırlarken nelere gerçekten ihtiyacım olacağını bilmediğim için hiç keyif alamamıştım. Bu seferse çantayı hazırlarken çok keyif aldım. Zaten genel olarak bu hamileliğim daha keyifli geçiyor. O ilk hamilelikteki bilinmezliğe giden yol çok korku vericiydi. Etraftan gelen çok fazla ses vardı. Belki şimdi de var o sesler, ama ben kulağımı kapattım, hiçbirini duymuyorum. Keyif aldığım, istediğim şeyleri yapıyorum ve hazırlık aşamalarının her birinden çok keyif alıyorum. Umarım tüm süreç bu şekilde tamamlanır 🙂

Hamilelik Günlüğü – 34. Hafta

34. hafta artık nefes alamadığım hafta olarak kayıtlara geçebilir. Konuşurken, azıcık merdiven çıktığımda, yürürken ve hatta hiçbir şey yapmadan otururken bile hemen nefes img_9432nefese kalabiliyorum. Galiba Can artık iyice akciğerleri sıkıştırdı. Deniz’de hiç böyle nefes almakta zorlandığımı hatırlamıyorum. Ama tabi böyle bir günlük de tutmadığım için hatırlamıyor da olabilirim 🙂

Can artık ingilizcede butternut squash diye geçen uzun şişko balkabakları kadar olmuş. 43 cm ve 2300 gram civarında olması bekleniyormuş. O bu kadar hızlı büyürken, ben bu sefer ne kadar kilo aldım çok merak ediyorum. Doktor randevumuz gelecek hafta olduğu için biraz daha beklemek durumundayım. Bir önceki randevuyla bu randevum arasında beş haftadan fazla bir süre olacak. Aslında bir ay sonra gitmem gerekiyordu ama doktorum yurt dışında olduğu için arayı biraz açmış olduk. Internetteki tüm kaynaklarda bu haftalarda artık yoğun bir şekilde Brixton-Hicks kasılmaları yaşanabildiği yazıyor. Bende tık yok. Deniz’in doğumunda da hiç sancı, vs. de yaşamadığım için bir yandan acayip merak ediyorum nasıl bir şey bu kasılmalar diye, ama yine hissetmeyeceğim sanırım.

Black Friday indirimlerinin olduğu gün Mothercare’den tekstil ürünlerinde %40 indirim olduğu mesajını alınca, annemle akşam apar topar A Plus’taki Mothercare mağazasına gittik. Aslında küçük bir mağaza olduğu için çok sevmiyorum ama o kadar yorgundum ki daha uzaktaki bir avm’ye gidecek halim yoktu. Geçen hafta arkadaşımdan aldığım beşik için nevresim takımı sorduk. Stoklarda hiç beşikler için olan takımlardan kalmadığını, ellerinde de sadece teşhir ürünü kaldığını öğrenince moralim bozuldu. Yeni ürünlerin de Mart ayında anca geleceğini söyledikleri için teşhirdeki ürünü almak durumunda kaldık. Oraya kadar gitmişken, karyola siparişimizi de verdik. Montaj için gelmeleri 20 iş gününü bulabildiği için ancak yılbaşında elimizde olabilecekmiş. Adamcağız göbeğimi görünce “ben sizin durumunuzun acil olduğunu not olarak belirteyim de yılbaşından önce halletmeye çalışalım” dedi. Şimdilik beklemedeyiz bakalım ne zaman gelecek. Şimdi karyola için de Chakra’ya gidip Little Chakra’nın mavi setini almamız kaldı. Onun dışında sling hala bekleyenler listesinde. Boba Wrap Sling almak istiyorum ama tuniko’nun sitesinde hala “tükendi” olarak gözüküyor. Stoklarına yıl sonunda geleceğini söylemişlerdi. Onu da şimdilik takibe devam. 35. haftadaki doktor kontrolüne dek, hoşçakalın 🙂

Hamilelik Günlüğü – 33. Hafta

33. hafta ofiste çook yoğun bir haftaya denk geldi. Yine hamile olduğumu unutmak durumunda kaldığım zamanlardan oldu. Aslında iyi de oldu, çünkü her gün yapmaya img_9181çalıştığım yürüyüşlere rağmen artık belim sinyal vermeye başladı. Fazla ayakta kalınca, çok yorulunca hemen belime vuruyor. Bu hafta ofiste o kadar kendimi düşünecek vaktim yoktu ki bel ağrılarımın bile anca gece yatağa girince farkında varabildim. Neyse ki başladığı gibi hızlıca biten bir hafta oldu. Bundan sonra sanırım biraz daha fazla dinlenmeliyim. Daha çabuk yorulan ve hemen nefes nefese kalan vücudum bana dinlenmem için uyarı veriyor. Bense gündüz ofiste, akşamda evde Deniz’le sürekli sağa sola koşturuyorum.

Aslında içten içe bu hareketlilikten memnunum, çünkü hantallaşmadım. Deniz’e hamileyken her ihtiyacım olduğunda o kadar çok dinleniyordum ki özellikle sonlara doğru çok hantal olmuştum. İşten annemlere gelip yatıyordum. Yemek saatinde Serkan da işten gelmiş oluyordu, yemeği onlarda yedikten sonra kendi evimize geçiyorduk ve televizyonun karşısında yatmaya devam ediyordum. Şimdiyse Deniz olur da odasında oyun oynamak istemez ve çizgi film izlemek isterse mutluluktan havalara uçuyorum çünkü ancak bu şekilde popomu koltuğa koyup da azıcık dinlenebiliyorum.

Bu hafta Can sapıyla birlikte kocaman bir kereviz kadar olmuş. Artık uyanıkken gözlerini açık tutuyormuş ve de ışığı ve karanlığı algılayabiliyormuş. Bu haftanın sonunda yaklaşık 42 cm ve 2000 gram kadar olacakmış. Bir de artık kendi bağışıklık sistemine sahipmiş. İnsan gerçekten bazen inanamıyor. Benim vücudum nasıl bir bebek yaratabiliyor diye düşünmeye kalkınca kafayı yemek işten bile değil.

Bu hafta ofisteki bir arkadaşımın ikizlerinden kalan ve çok az kullandığı Mothercare beşiklerden birini almaya gittik. Aslında annemler Deniz’e aldıkları gibi Can’ın da karyolasını almak istediklerini söylemişlerdi ama karyolanın yanısıra yatağımın hemen yanına koyabileceğim bir beşik fikri çok pratik geldi. Chicco’nun Next 2 Me yataklarının fiyatını görünce “topu topu 5 ay kullanacağımız bir yatağa bu kadar para vermeye gerek yok” demiştim. O yüzden arkadaşım beşiğini satmak istediğini söyleyince hemen “ben talibim” dedim. Böylece minik bir beşiğimiz oldu. Şimdi onun boyutuna uygun nevresim takımı almamız gerekiyor. Onu da karyola siparişi vermeye gittiğimizde hallederiz artık 🙂

Hamilelik Günlüğü – 32. Hafta

Aynı ilk hamileliğimde olduğu gibi bu hamileliğimde de 32. hafta artık yorulmaya başladığım hafta olarak tarihe geçti. İlkinde de doktora gidip 37. haftaya kadar çalışabilir raporu aldıktan sonra, “ama Sağlık Bakanlığının bir bildiği varmış, img_9057insan 32’den sonra daha çok yoruluyormuş” dediğimi çok net hatırlıyorum. Bu hafta hep hep çok yorgun ve uykusuzdum. Geceleri bir değil birkaç kez uyanmaya başladım. O yüzden de gündüzleri ofiste ruh gibi gezdim.

Bu hafta artık daha fazla beklememek için bebek alışverişine de başladık. Cumartesi akşamı Deniz uyuduktan sonra Serkan’la bilgisayarın başına oturduk ve internet sitelerinde mağazalardan çok daha ucuza bulunabilen birçok şeyin siparişini verdik. Markafoni’den bebek bezi siparişi verdik. Yine Deniz’de kullandığımız gibi Prima Premium Care kullanacağız. Denediğimiz diğer bezlerin hepsi pişik yaptı, ancak Prima Premium’la istisnai durumlar (örneğin dış çıkarma dönemlerinde yaşadığımız pişikler) dışında hiç problem yaşamadık. Can’a sipariş verirken, Deniz için de yeni çıkan Prima Pants külot çocuk bezlerinden bir paket istedik. Aslında tuvalet eğitimini çoktan tamamladık ama yine de geceleri bizim yanımıza geldiği için ben o uyuduktan sonra fark ettirmeden bir bez takıyorum çünkü bizim yatak batsın istemiyorum 🙂

Bebeğin çamaşırlarını ve gerekirse biberonlarını yıkamak için Yeşil Anne‘den çamaşır ve bulaşık deterjanı istedik. Summer Infant’ın hazır kundaklarını hepsiburada.com’da bulunca hiç kaçırmadan hemen 0-3 ay beden 3lü bir paket istedim. Deniz’i hiç kundak yapmamıştım, yaz bebeği olduğu için terler gibi geliyordu ve açıkçası çok da güvenmiyordum. Ama ilk hamileliğimden öğrendiğim tek bir şey varsa o da “ne varsa eskilerde var” lafının doğruluğu. Yüzyıllardır bebekler kundaklandığına göre kesin bir artısı vardır. O yüzden bu sefer ben de kundaklamayı deneyeceğim. Bunlardan başka bir de Weewell’in oda termometresinden sipariş verdim. Şimdiye kadar Deniz’in odasında eski usul bir derece kullanmıştık ama bu termometreyi çok beğenince hemen aldım. Bu termometre yalnızca oda sıcaklığını değil aynı zamanda nemini de ölçüyormuş. Ayrıca LED aydınlatma da olduğu için gece de rahatlıkla üzerindeki değerleri okuyabiliyormuşuz. Bakalım memnun kalacak mıyız?

İnternet üzerinden yapacağımız alışverişleri tamamladıktan sonra başladık yatak konusu üzerinde düşünmeye. İlk başta Chicco Next 2 Me alıp, 6 ay sonra bu işi düşünmeye karar vermiştim. Ancak geçen haftaki Eminönü turunda istediğim rengi bulamamam isabet olmuş. En sonunda Deniz’e yaptığımız gibi yine Mothercare’den 4-5 yaşına kadar kullanabileceği, ingilizcede cot bed diye geçen yataklardan almaya karar verdik. Pazar sabahı kahvaltıdan sonra kalkıp Forum Istanbul’a gittik. Ancak ne yazık ki mobilya seçenekleri çok kısıtlıydı. Deniz’in yatağının aynısının beyazının stoklarda olmadığını öğrendik. Sadece iki modelde beyaz renk stoklarda kalmış, o yüzden şimdi o iki yataktan birini seçmek durumundayız sanırım. Montaj ekibinin de bizi sıraya alıp gelmesi bir ayı bulabiliyormuş, o yüzden artık hızlıca karar vermemiz gerekiyor.

Oraya kadar gitmişken, Gebe mağazasından hamile sütyeni, E-Bebek’ten de Lansinoh krem aldım. Deniz de kardeşine içi su dolu fil şeklinde bir diş kaşıyıcı aldı. Sonra H&M’e girip Deniz’in de eksiklerini aldıktan sonra kendimizi yorgun bir şekilde eve attık ve ailecek öğle uykusuna yattık.

Şimdi yatağı seçip aldıktan sonra, Chakra’ya gidip Little Chakra alışverişimizi yapmamız gerekecek. Sling ve lohusa geceliği gibi birkaç parça eksiğim daha var. Onun dışındaki her şeyi Deniz’den kalanlarla halledebileceğiz sanırım. Bir yandan da ay sonunda bebeğin bütün eşyalarını yıkama ütüleme ve hastane çantasını yapma faslı var. Bence aslında bu sürecin en eğlenceli yanı da bu hastane çantası yapma faslı. Valiz hep tatile çıkarken yaptığımız bir şey olduğu için, beynimde hep keyifli bir yerlere gitmekle eşdeğer olmuş. O yüzden aslında şimdiden başlamamak için kendimi çok zor tutuyorum 🙂

Hamilelik Günlüğü – 31. Hafta

31. hafta havadissiz geçti. Doktor değiştirmenin bize boşu boşuna ek bir mali yük getireceğini görünce, düşünmeyi de araştırmayı da bir süreliğine erteledik. img_8957Nasılsa son dakikada bile olsa karar verebiliriz diyerek arkamıza yaslandık. İyi mi yapıyoruz kötü mü yapıyoruz bilmiyorum ama en azından sürekli düşünerek stres olmaktansa kafama takıp da moralimi bozmuyorum.

Oğlumuz bu hafta 40 cm’lik bir kuşkonmaz kadar ve yaklaşık bir buçuk kilo olmuş. Göbeğime baktıkça sanki çok çok büyümüş gibi geliyor ama daha en az 8-9 hafta olduğuna göre bayağı yolumuz var. İnsan gerçekten ilk hamileliğini unutabiliyormuş.

Bu haftanın en güzel olayı, bir gün izin alıp annem, halam ve kuzenimle Tarihi Yarımada turu yapmamız oldu. Sabah erkenden Beyazıt’a gittik ve sırasıyla Kapalıçarşı, Kürkçü Han, Havuzlu Han, Şark Han ve Mısır Çarşısı’nı gezdik. Daha Kapalıçarşı’ya girer girmez kahve molası vererek bir ilke de imza atmış olabiliriz. Kürkçü Han’dan çok güzel yünler aldık. Deniz için de halamla ara sıra gidip yün aldığımız için deneyimliydik. Her zamanki yüncümüze giderek bu sefer erkek bebeğe uyacak renkte yünler aldık. Can kış bebeği olacağı için internetten ona kundak bakarken, yün kundaklar beğenmiştim. img_8935Şimdi bu aldığımız yünlerden halam hemen benzerini örmeye başladı bile. Oradan çıktıktan sonra Havuzlu Han’a gittik. Bebekler için gerçekten alınabilecek her şey mevcut. Ben en çok Chicco’nun mağazasını beğendim. Toptancı olduğu için fiyatları bir nebze daha uygun ancak öyle çok da büyük farklar yok. Oradan dayanamayıp bir yenidoğan kıyafet seti, bir de yenidoğan havlusu aldık. Ben Deniz’in tüm nevresim, kıyafet ve havlularını Chakra’dan almıştım ve Can’a da aynı setin mavisini almak istiyordum. Ancak Chicco’nun yenidoğan havlusunun içinin tülbentten yapıldığını görünce, çok beğendim ve aldım.

Chicco’nun Next 2 Me yataklarına baktım ancak sadece fuşya rengi kaldığı için onu da alamadım. Havuzlu Han’dan çıktıktan sonra hediyeliklere bakmak için Şark Han’a gittik. Her şey o kadar süslü, o kadar abartılıydı ki, ziyarete gelenlere çikolata dışında bir şey vermemeye karar vererek kendimizi dışarı attık. Tahtakale’de biraz sepetlere baktık, Deniz’e ıvır zıvır birkaç oyuncak aldık. Sonra artık yorgunluktan ölmüş bir şekilde kendimizi Hamdi‘nin terasına attık. Kış lahmacunu diye servis edilen nar ekşili ve cevizli aşırı lezzetli lahmacunu saniyede yalayıp yuttuktan sonra, hepimiz bir de döner yiyerek karnımızı bir güzel doyurduk. Yemeğin üstüne Kurukahveci Mehmet Efendi’de sıraya girip kahvelerimizi aldık ve finalde Mısır Çarşısı’na baharatlarımızı almaya girdik. Ben orada her zaman 39 numaradaki Arslan Baharat‘tan alışveriş yapıyordum. O yüzden annemleri de oraya götürdüm. Benim hamile olduğumu görünce “bizde meryem ana eli otu da var” diye uzun zamandır aradığım otu gösterdiklerinde mutluluktan havalara uçtum.

Meryem ana eli otu, Fatma ana eli otu, Meryem otu gibi isimlerle anılan bu otun birçok faydası olduğuna inanılıyor. Bunlardan bir tanesi de doğum başladığı zaman bir bardak suya bırakıldığında, yavaş yavaş açılırken, hamile kadının rahminin de daha kolay açılarak, doğumu kolaylaştırması. SSVD deneme yolunda işimi kolaylaştıracak her şeyi denemek istediğim için uzun zamandır bu otu arıyordum ve sonunda bulduğum için çok çok mutlu oldum.

Mısır Çarşısı’ndan çıktığımızda artık saat üçe geliyordu ve ben kimseye bir şey çaktırmasam da yorgunluktan ölmüştüm. Hızlıca yolun karşısına geçip kendimizi bir taksiye attık ve eve döndük. Çok fazla bir alışveriş yapamamış olsam da çok keyifli bir gün geçirmiş olduk ve çok eğlendik. Kurukahveci Mehmet Efendi’nin çaprazındaki Mabel’in satış mağazasından da lohusa şekeri almak istiyordum ama unuttuğumu eve döndükten sonra fark ettim. Bir öğlen aramda gider alırım diye düşünürken, annem birkaç gün sonra bir cenaze için Bebek’e gittiğinde Bebek Badem Ezmecisi’nden bolca almış. Deniz’in doğumunda da oradan almıştık ve çok çok beğenmiştik. Böylece yapılacaklar listesinden bir kalemi daha silebildik. Şimdi artık alınacaklar listesine de el atmanın zamanı geldi.

Hamilelik Günlüğü – 30. Hafta

30. hafta çok çok çok yorgun geçti. Halsizlik ve uykusuzluktan kafamı kaldıramadım. Akşamları eve gittiğimde Deniz’le bile adam gibi ilgilenemedim çünkü gün sonunda hep bütün vücudum ağrıyordu. img_8817Gece uykularım da iyice rahatsızlaştı. Hamile yastığımı kullanamıyor olmaktan dolayı çok çok mutsuzum. Bu hafta bir gece onunla uyumayı denedim. Ancak Deniz yanımıza geldikten sonra o kadar sığamadık ki, yere atmak suretiyle yine yastıksız uyumaya devam ettim. Sadece dün gece mucizevi bir şekilde Deniz hiç yanımıza gelmedi ve ben de yastığımla sarmaş dolaş bir şekilde mutlu mesut uyudum. Sabaha karşı uyanıp “Deniz yok!?” paniğiyle yataktan yuvarlanıp onu kontrol ettim ama yatağında gördükten sonra hemen yastığıma dönüp ben de uyumaya devam ettim.

Oğlumuz bu hafta kocaman bir kabak kadar olmuş. Internetteki bilgilere göre bu haftanın sonunda 39 cm ve 1400 gram oluyormuş. Bu hızlı büyüme de gitgide büyüyen göbeğimi ve artık nefes alırken yaşadığım zorlanmaları açıklıyor galiba. Birine bir şey anlatırken hemen nefes nefese kalıyorum. Ofiste tüm gün oturduktan sonra, akşam yemeği yerken bile oturmak istemiyorum. Vücudum sürekli yarı yatar pozisyona geçmek istiyor.

Son 10-12 haftaya girmiş olmanın verdiği panikle, artık ufak tefek alışverişlere başlamamız gerektiğini de fark ettim. Bugün doğum yapsam, ne aldığımız bir iki parça kıyafeti yıkandı, ne bezimiz var, ne de hastane çantamız… O yüzden sanırım artık yavaş yavaş hazırlıklara başlamalıyım. Bir yandan onun kıyafetlerini ve benim geceliklerimi yıkayıp hastane çantasını hazırlasam mı diye düşünüyorum, diğer yandan ise daha henüz Kasım ayının başında olduğumuz için erkenmiş gibi geliyor. Bu yıkama işleri için sanırım Aralık’a kadar bekleyeceğim. Ancak alışveriş için çok fazla ağırlaşmadan başlayayım diyorum. Haftaya bir gün izin aldım. Annemlerle birlikte Eminönü turuna çıkacağız. Oradan neyi ne kadar alırım bilmiyorum ama hiçbir şey almasak da oralarda gezmek hep çok keyifli oluyor. Sonrasında da artık her haftasonu birkaç minik parçayı alarak elimdeki listeyi küçülteceğim.

Deniz’e hamileyken alınacak ürünlerin çeşitliliği ve özellikleri içerisinde kaybolmuştum. Alışveriş yapmaktan hiç ama hiç zevk almamıştım. Bir şeyi gerçekten almam gerekip gerekmediğini bilemediğim için ve de gerçekten çok fazla şey olduğu için kendimi kaybolmuş hissetmiştim. O yüzden aslında bu sefer biraz daha keyifli alışverişler yapabileceğim. Artık neyin gereksiz, neyin ise çok gerekli olduğunu, nelerin ilk üç beş günün olmazsa olmazı olduğunu biliyorum. Şimdi sadece sevdiğim markaların mağazalarını gezip, beğendiğim parçaları almanın tadını çıkartacağım.

Hamilelik Günlüğü – 28. Hafta

28. Hafta arkadaşlarımızın düğünüyle başladı. Koca göbeğimle bir iki kez piste çıkmış olsam da aslında çok yoruldum ve zamanımın çoğunu masadan pisti izleyerek geçirdim. Sonrasında da hızlı bir pazar gününden sonra kendimi yine bir otelde buldum. 1

hafta süren eğitimlerimizin neyse ki sonuncusundayım. Sürekli otelde kalıyor olsak da hem eğitim programı çok yoğun olduğu için, hem de kalan zamanlarda günlük işlere bakmam gerektiği için bu eğitim haftalarında ekstra yoruluyorum. Bu sefer Deniz’den ayrılmak da çok çok zor geldi. Pazar akşamı oturdum, gitmek istemiyorum diye hüngür hüngür ağladım. Neyse ki şu anda oteldeki son gecemden yazıyorum. Bundan sonra olsa olsa 2-3 günlük eğitimler olur. Bu şekilde bir haftalık değil…

Otelde yatmaktan mı bilmiyorum ama göbeğim her geçen gün daha çok büyüyor gibi geliyor. Internette patlıcan kadar olduğu yazıyor ama herhalde bu amerikalıların hormonlu kocaman patlıcanları olsa gerek.img_3810 Bizim tam mevsimindeki patlıcanlar kadarsa ve benim de göbeğe bakılırsa, bir değil en az iki tane olmaları lazım.

Bu arada artık üçüncü trimester’dayız. Son düzlüğe girdik yani. Bundan sonra Brixton-Hicks denen yalancı kasılmaların hissedilebileceği yazıyor. Ben Deniz’e hamileyken hiç öyle bir şeyler hissetmediğim için yine beklemiyorum ama tabi yine de belli olmaz. Bu seferki hamileliğim yine az da olsa farklı ilerliyor. Belki yalancı kasılmaları da hissedeceğim tutar.

Bu haftasonu İstanbul Doğum Akademisi’nin verdiği Keşkesiz Doğuma Hazırlık Eğitimi‘ne gideceğiz. Bir yandan tam 1 hafta otelde kaldıktan sonra tam Deniz’e kavuşmuşken, hem cumartesi hem pazar sabah 10’dan akşam 7’ye kadar ne yapacağız acaba diye biraz moralim bozulsa da, bir yandan da çok heyecanlıyım. Neler anlatacaklarını çok merak ediyorum. Eğitimleri ya Nişantaşı ya da Bağdat Caddesi’ndeki yerlerinde veriyorlarmış. Bizim bu hafta için kayıt olduğumuz eğitim Nişantaşı’nda ve teyzemin evine de çok yakın. O yüzden yarın akşamdan gidip hafta sonu teyzemde kalacağız. Hem biz kurstayken onlar Deniz’le ilgilenebilecekler hem de bize de minik bir değişiklik olmuş olacak. Birkaç gün önce kurstan önce neler yapmamız gerektiğini anlatan uzun bir e-mail gönderdiler. İçerisinde 33 sayfalık gitmeden okunması gereken bir makalenin yanısıra bir de 3 soruluk anketimsi bir ödev vardı. Sorulardan bir tanesi de kendi doğumumuz hakkında ve o soruyu doldururken aslında annemin de beni ne kadar tramvatik bir şekilde doğurmuş olduğunu ve ne kadar çok yanlışlar yapıldığını tekrar anlamış oldum. Doğumların bu kadar ticarileşmiş olmaları ne kadar acı…

Bazen keşke ilk doğumumda da bu kadar bilinçli olabilseydim diye çok hayıflanıyorum ama sonra geriye dönüp baktığımda aslında kitaplar okudum, internetten blogları takip ettim, kendimce bir çok araştırma da yaptım. Sonrasında ne oldu da kendimi ameliyathane masasında buldum bazen hala anlayamıyorum. Şimdi bu sefer, bu kadar hazırlık yaptıktan sonra umarım ssvd yapmayı başarabilirim ve bu zinciri kırıp ileride kızıma da doğal olan yolu gösterebilirim.

 

Hamilelik Günlüğü – 24. Hafta

24. Hafta yollarda başladı. Bayram dönüşü Ataköy’e döndük ve yaz tatillerimiz ve hatta galiba ne yazık ki uzunca bir süre tüm tatillerimiz bitmiş oldu. Artık en yakın ne zaman bir yere gidebiliriz bilmiyorum. Eğer hamileliğin son dönemlerinde bana gelmezlerse ve dayanabilirsem, bundan sonraki ilk tatilimizde bebeğimiz de bizimle birlikte olur.

Bu hafta doktor kontrolümüz vardı. Heyecanla gittim ve hüsranla gördüm ki 1,5 kilo almışım. Tabii bunun tamamını bayramda aldığıma eminim. Neyse ki hala ekside olduğum için çok kötü durumda değilim ama yine de o kadar iyi başladığım kiloya bu kadar sert bir darbe vurmuş olmam biraz moralimi bozdu. img_767Cihat Bey bir ay sonraki kontrole kadar en fazla +1 kilo almam gerektiğini söyledi. Ben de son hızla tekrar sağlıklı beslenme ve yürüyüşlerime geri döndüm. Umarım hedefi aşmadan bu ayı tamamlayabilirim. Onun dışında bir sonraki kontrolde Şeker Yükleme testini yapacağımızı da söyledi. Hatırlamadığım için aç gitmem gerekip gerekmediğini sordum. Neyse ki bir önemi yokmuş, tok da gidebilirmişim. O şekerli sıvıyı içtikten sonra bir saat hiçbir şey yapmadan beklemek o kadar sıkıcı ki, bir de aç olmak iyice keyif kaçırabilirdi. Şeker Yükleme testinden sonra artık başka bir test kalmıyor, yalnızca bebeğin büyüyüşüne odaklanacağız.

Büyüme demişken, oğlumuz artık bir mısır kadar olmuş. Ultrason aletine göre 750 gramı geçmiş ve aşağı yukarı 30 cm uzunluğundaymış. Deniz 3500 gram ve 51 cm doğmuştu, bakalım oğlumuz doğduğunda ne kadarlık olacak?

Bu hafta bir gün Gebze ofise gitmem gerekti ve akşam eve döndüğümde perişandım. Daha ikinci trimester’da olmamıza rağmen artık çok daha hızlı yorulmaya başladım. Akşamları eve geldiğimde pestilim çıkmış oluyor. Gerçekten sadece Deniz için kendimi zorlayıp onun enerjisine ayak uydurmaya çalışıyorum. Yoksa yine ilk hamileliğimdeki gibi ayaklarımı dikip sadece yatmak ve dinlenmek istiyorum. Yürüyüşlere biraz daha abanıp kondisyonumu artırmam gerekiyor sanırım. Çünkü doğum iznine çıkmama daha çoook vakit var. Bu kadar çabuk yorulmamalıyım. 37. haftanın sonunda doğum iznine başlayacağımı varsayarak daha tam 13 hafta var. Bu da 3 ay daha aktif bir şekilde çalışacağım demek oluyor. Deniz’e hamileyken 32. haftadan sonra çok çabuk yorulmaya başlamıştım. Hatta hatırlıyorum “Sağlık Bakanlığı’nın bir bildiği varmış, 32’den sonra çalışmamak gerekiyor” diyordum. Ama o zaman hem çok çok kilo almıştım hem de 32’den sonrası yaza denk geliyordu ve sıcaklar da etkiliyordu. Şimdi hem kilo olarak daha hafif olmayı planlıyorum hem de aynı dönem sıcaklara değil soğuklara denk geleceği için daha rahat geçirmeyi umuyorum. Bakalım önümüzdeki aylarda neler neler olacak?

Hamilelik Günlüğü – 23. Hafta

23. Hafta Kurban Bayramı’na denk geldiği için çok rahat geçti. Çekirdek aile olarak halamın yanına Altınoluk’a gittik ve tam bir dinlenme tatili oldu. Tatili ayrıca başka bir yazıda anlatacağım için burada detaya girmeyeceğim.

Oğlumuz bu hafta kocaman bir greyfurt kadar olmuş. img_748Korna çalan arabalar ve köpek havlaması gibi yüksek sesli şeyleri de duyabiliyormuş. İnternette yazan bilgilere göre ortalama 30 cm ve 550 gram olması gerekiyor. Ama tabi doktora gitmeden bizimkinin gerçek boyutlarını bilemeyeceğiz. Gerçi ultrason cihazlarının da ölçümlerinde bir hata payı olduğu ve %100 güvenmemek gerektiği söyleniyor ancak Deniz tam söyledikleri kiloda doğduğu için benim tersini iddia edecek kadar deneyimim yok. Bakalım bunda tutturabilecekler mi ?

2 haftadır yoga yapamıyoruz. İlk hafta İpek henüz tatilden dönmemişti, ikinci haftada da biz yola çıkıyorduk. Ama en azından bu hafta bol bol yüzebiliyorum. Öğlen olana kadar çoktan üç kez yüzmüş olduğumuz için o kadar yorulmuş oluyorum ki, yemekten sonra Deniz’le birlikte ben de öğle uykusuna yatıyorum. Her gün en az bir buçuk saat öğle uykusu uyuyunca da bol bol dinlenmiş oldum. Tatil hiç bitmesin istiyorum. Pazartesi günü iki haftadır biriken bütün işlerin ofiste beni bekliyor olacağı düşüncesi bile içimi karartıyor.

Bu haftanın başında yemeği biraz fazla kaçırdım. Hem halam inanılmaz güzel yemek yapıyor hem de bayram diye sürekli çikolata ve tatlı yedik. Her akşam da finali dondurmayla yapınca benim sağlıklı beslenme düzeni çöpe gitmiş oldu. Tam da dönüşte doktor kontrolü olmasa iyiydi. Şimdi kilo aldım mı acaba diye ödüm patlıyor. O yüzden tatilin son günlerinde artık kendimi iyice frenlemeye çalışıyorum. Hem çok yedim hem yoga yapamadım hem yürüyüşlerimi aksattım diye içim içimi yiyor. Ama dönünce, iş de başlayınca kendi günlük düzenime hemen dönerim diye moralimi bozmuyorum.

Bu arada göbeğim de büyüdükçe Deniz’in ilgisini daha çok çekmeye başladı. img_750Beni ne zaman giyinirken/soyunurken görse hemen “kardeşimi öpeyim” deyip göbeğime öpücükler konduruyor. Ben de mutluluktan eriyorum tabii. Geçen sabah uyandı, uyku sersemi “kardeşimi aç” dedi, ben pijamamı sıyırınca da üstüne yatıp uyumaya devam etti. Tabii ben de şu mükemmel kareyi yakalayabilmiş oldum. Uyanacak diye bir buçuk saat hiç kıpırdamadan yattım. O an gerçekten hiç bitmesin istedim. İki çocuklu günler çok zor geçecek belki ama böyle mucizevi anlar yaşadıkça “değiyor” diye düşüneceğimize eminim.