Doğum için Hastane Çantası

35. haftanın içindeyken hastane çantasını da hazırladım ve galiba artık Can’ın gelmesine hazırım. Ama hemen gelmesin tabii, içeride kaldığı her anın ona img_9652faydası var. Yine de hastane çantasını hazırladığım için artık içim rahat. Sanki sürekli bir şeyler eksikmiş hissinden de böylece kurtulmuş oldum.

Deniz’in hastane çantasını yaparken internetteki bloglarda ne buldumsa okumuş, ne gördümse koymuştum. O yüzden de ortaya pek kalabalık, sanki iki haftalığına tatile gidiyormuşuz gibi bir görüntü çıkmıştı. Şimdi yine bloglardan esinlendim ama bu sefer neye ihtiyacım olacağını çok net bildiğim için çanta içeriği de az ve öz oldu. Acıbadem Hastanelerinin birçok şeyi (örneğin anne için banyo havlusu, şampuan, hasta pedi, süt artırma çayı, bebek için kıyafet, vb.) zaten veriyor olması da işimi kolaylaştırdı ve ortaya aşağıdaki liste çıktı.

Anne listesi:

  • Çorap: Deniz yazın doğduğu için o zaman koymamıştım ama şimdi kışa denk geldiği için iki çift en yumoş kış çoraplarından koydum
  • Diş fırçası & macunu
  • El kremi
  • Emzirme Sütyeni: Bir tane siyah bir tane de beyaz olarak koydum
  • Gecelik & Pijama: İki gecelik, bir de pijama koydum
  • Göğüs pedi
  • Göğüs ucu kremi
  • İç çamaşırı
  • Sabahlık & Hırka: Bir tane kalın polar sabahlık ile bir tane babaannemin ördüğü lizözlerden koydum
  • Kıyafet: Hastane’den çıkarken giymek için bir set kıyafet
  • Terlik: Oysho’dan aldığım pofidik terlikleri koydum
  • Hurma: Facebook’taki ssvd grubundan öğrendiğim kadarıyla hurma yemek doğumu kolaylaştırıyormuş. O yüzden biz buzdolabı poşetiyle hurma da koydum. Annemler görürse acayip dalga geçerler, o yüzden kimseye de söylemedim 🙂
  • Kirli Torbası
  • Dudak Nemlendiricisi
  • Lohusa Tacı: Deniz’e hamileyken Bakırköy’deki bir bijuteriden aldığım ince ve sade olan taç duruyordu, yine onu kullanacağım.
  • Misafir Havlusu: Soğuk suyla ıslatıp üzerine Yasemin yağı damlatıp, doğum sırasında rahatlamak için kullanmayı planlıyorum. İki tane ufak koydum.
  • Ped: Aslında hastane veriyor ama ben yine de birkaç adet ayırıp valize koydum.
  • Termal Su: Günlük hayatımda özellikle yazın çok kullandığım bu termal sulardan da bir tane koydum. Doğum sırasında yardımcı olabilir diye düşündüm.
  • Yasemin Yağı
  • Meryem Ana Eli Otu: Yine ssvd grubundan öğrendiğim bu ot, doğum başladığında suya konuyor ve ot suyun içerisinde açıldıkça rahimin de kolayca açılacağına inanılıyor. Hatta doğuran kadının da otun konduğu sudan biraz içmesi gerekiyormuş. Doğum bittikten sonra otu mutlaka sudan çıkartmak gerekiyor. Sudan çıkınca açıldığı gibi kendiliğinden kapanıyormuş.
  • Tarak

Bebek listesi:

  • Ağız bezi: Aslında ilk seferde de kullanmamıştım ama yine de dayanamayıp iki tane koydum
  • Battaniye: Bir tane ince müslin bezlerinden bir tane de kalın kışlık battaniye
  • Hastane çıkış seti: Ne olur ne olmaz diyerek iki adet koydum.
  • Yenidoğan oto koltuğu
  • Emzik: Deniz emzik almadığı için özellikle uykuya geçişlerde o kadar çok zorlanıyorduk ki bu sefer hastane valizine bile iki adet koydum; ama hemen doğum sonrası verir miyim çok emin değilim.
  • Yenidoğan bezi: Bu da hastanenin verdiği şeylerden biri ama ben yine de kendimi güvende hissetmek için paketi açıp üç adedini valize koydum
  • Yenidoğan ıslak mendil: Buna da ne hastanede ne de hastaneden eve giderken ihtiyacımız olacağını sanmıyorum ama yine bir paket koydum.

Umarım unuttuğum/atladığım bir şey yoktur ama varsa da bir şekilde hallolur diye düşünüyorum. Bebeğin zaten doğduğunda annesinden başka hiçbir şeye ihtiyacı yok. Anne de bir iki gün eksiklerle idare edebilir.

The Guardian’ın 2016 yılının Ocak ayında yayınladığı, farklı ülkelerden farklı kadınların doğuma giderken hastane çantalarına neler koyduklarının fotoğrafları beni çok etkilemişti. Malawi’de yaşayan hamile bir kadının, doğumuna giderken, bebeğin kordonun kesilmesi için yanında jilet götürmesi gerekliliği beni çok sersemletmişti. O yüzden yanıma almayı unutacağım hiçbir şeyin hayatımızı etkileyemeyeceğinin rahatlığında olmak çok güzel.

Hamilelik Günlüğü – 29. Hafta

29. Hafta ultra yoğun geçti. Haftasonu İDA‘nın Keşkesiz Doğuma Hazırlık eğitimine katıldık. Gerçekten çok memnun kaldık. Ödediğimiz paranın her kuruşuna değdi. Sabah 10’dan akşam 7’ye kadar sürüyor olmasına rağmen hiç sıkılmadık. Günün nasıl geçtiğini anlamadık. Bir ara ilk doğumumdaki keşkelerin hepsine o kadar üst üste vurgu yapıldı ki gözlerim bile doldu. İkinci doğumuma sahip çıkma konusunda son derece kararlıyım! Sınıfta sadece iki tane ssvd adayıydık, geri kalan bütün hamileler ilk çocuklarını bekliyorlardı.

İki gün boyunca kafamda doktora sormak isteyeceğim tüm sorular çok güzel şekillendi. Sürekli yeni yeni eklenen soruları yazarak güzel bir liste çıkardım ve çarşamba img_8481günkü muayeneyi beklemeye başladım. Bu arada ofiste işler gerçekten çok yoğun. Pazartesi günü tüm gün toplantıdaydım, akşam da eve gidince Deniz’le ilgilenip bayıldım. Salı sabahı birden en son ne zaman bir kıpırtı hissettiğimi hatırlayamadım. Bir paket Damak yedim ama yine tık yok. Sonrasında çok hafif bir iki kıpırtı oldu ama normalde tekmeler taklalar atan bebek yine de çok sakindi. İnanılmaz korktum. Öğleden sonra da bir paket biskolata yedim ama yine beklediğim tepkiyi alamadım. Eve gidince koltuğa uzanıp beklemeye karar verdim. Bir de apartmanın merdivenlerinden çıkarken başım dönüp diz üstü yere kapaklanınca sabahtan beri zaten bozuk olan moralim iyice bozuldu, başladım ağlamaya. Neyse ki göbeğimi falan vurmadım, avuç içlerim ve dizlerimin üzerine düştüm ama tabi çok korktum. Bir de kendimi kasmışım, hala kol kaslarım ağrıyor. Serkan hemen eve geldi. Bebek de hafif hafif de olsa kıpırdanmaya başladı. Ama yine de mutsuz ve keyifsiz bir akşam oldu.

Çarşamba sabahı not defterimi yanıma aldım ve hastaneye gittik. Kontrol çok güzel geçti. Oğlumuz 1.200 gram ve 37 cm olmuş. Her şey yolunda gözüküyor. Ancak sorulara geçtiğimiz zaman işler tersine döndü. İlk soru olarak “bir doula ile çalışmak istiyorum, siz bunu kabul ediyor musunuz?” diye sordum. Doktorumuz Cihat Bey ise “ben dula, zula, öyle şeyleri kabul etmiyorum. Bizim ekibimizde de kabul eden bulamazsın” diyerek kollarını önünde kavuşturdu. Zaten bu o kadar moral bozan bir tepkiydi ki diğer sorularımı sormaya bile korktum. Tek tek detaylara girmeyeyim ama sorduğum soruların hiçbirine tatmin edici bir¨yanıt alamadım. Sadece “eğer olası bir acil sezaryen durumunda baba ten tene temas yapabilir mi” ve “plasentamı alabilir miyim?” sorularına “evet, tabii” gibi net ve beklediğim yanıtları verdi ancak onun dışında bütün güvenimi alt üst eden yanıtlar aldım. Aslında “hayır, olmaz” diye yanıt vermedi ancak bunun da sonrasında “Acıbadem gibi A Plus bir hastanede bana hayır dediler” diyemeyeyim diye olduğunu düşünüyorum. İşin özeti, Cihat Bey kibarca bakış açısını belirtmiş oldu.

Muayeneden çıkıp bir alt kattaki laboratuvara şeker yükleme testi için gittiğimizde, Serkan ile birlikte çoktan doktor değiştirmemiz gerektiğinde hemfikir kalmıştık. Ama tabi doğum poliçemiz Acıbadem Hastanelerindeki kadrolu doktorları limitsiz olarak karşıladığı için ve Acıbadem kapsamında da doğal doğuma pozitif yaklaşan birini bulmak çok zor olduğu için şimdi dışarıdan bir doktor aramak durumundayız ve bu da bize maddi olarak ek bir yük getirecek. Hemen İDA’yı arayıp Hakan Bey’lerin ekibinin fiyatını aldık ancak onların paket (doktor, ebe ve doğum psikoloğu) fiyatı bizim bütçemizin çok çok üstünde kaldı. Şimdi kara kara doktor arıyoruz. Bu arada sanırım hastane de değiştirmek durumunda kalacağız, çünkü Fulya Acıbadem istediğimiz şartlara daha uygun gibi gözüküyor. Bugün Bakırköy Acıbadem’in doğum katına da çıktık ve gezdirmelerini rica ettik. SSVD deneyeceğimi söyleyince oradaki ebe “Cihat Hoca bunu kabul etti mi yani ? Çok riskli…” diyerek gözlerini devirince, koşa koşa uzaklaşmak istedim.

Şimdi yeni bir doktor arıyoruz ve bu doktor/hastane değişiminin bize kaç paraya mal olacağını hesaplamaya çalışıyoruz. Hafta sonu önümüze kağıt kalem alıp bir hesap yapmamız gerekecek ve önümüzü daha net görebileceğiz.

Laboratuvar sonuçları da gün içerisinde geldi. Şeker yükleme testinin sonucu 133 olarak gözüküyor. Henüz hastaneden aramadılar ama internetten baktığım kadarıyla üst limit 140’mış, o yüzden içim rahatladı. Yalnız kan değerlerim alt limitin altında çıktı ona biraz şaşırdım. Demir hapı kullanıyor olmama rağmen resmen kansızmışım. Sanırım biraz daha fazla kan yapıcı şeyler yemem lazım.

Yirmili haftaları geride bırakırken çok zor ve uzun geçen bir son hafta oldu. Otuzlu haftalarda umarım her şey yolunda gider 🙂

Muhteşem 10. Yıl Haftasonu – Sebepsiz Yüksek Ateş

25 Ocak Serkan’la 10. yıldönümümüzdü. O yüzden aylar öncesinden 23-24 Ocak hafta sonu için The House Galatasaray‘a rezervasyon yaptırmıştık. Cumartesi sabahı erkenden çıkıp Çukurcuma’ya gidecektik. Güzel bir kahvaltı edip, sokaklarında dolaşıp biraz antikacıları gezdikten sonra otele giriş yapacaktık. Deniz’i de bu vesileyle ilk defa anneannesi ve dedesine bırakacaktık. Daha önce gece çıktığımız zaman geç döndüğümüz için bizi görmediği olmuştu ama ilk defa evinden başka bir yerde uyuyacaktı.

Cuma gecesi her şeyi hazırlayıp yattık. Gece 1’de Deniz beni yanağımı okşayarak uyandırdığında cayır cayır yandığını fark ettim. Hemen ateşini ölçtüm ve 39’u görünce ödüm koptu. Pijamalarını çıkarttım ve yalnızca fanilasıyla kaldı. IMG_3394Tuvalete götürüp lazımlığa oturttum, ben de yanına oturdum. El içleri ve ayaklarının altı da çok sıcaktı. Çıplak ayakla banyo fayansına basınca biraz ferahlamış oldu. Bu sırada kaka ve çişini de yaptı. Poposunu temizleyip odasına gittik. Birkaç oyuncak alıp koridora çıktık ve yerde oynamaya başladık. Bir süre sonra tekrar ateşini ölçtüm, hala hiçbir azalma olmadığını görünce bir ölçek ateş düşürücü verdim. Biraz mutfağıyla, biraz da legolarıyla oynadık. Saat de bu sırada 2 buçuk olmuştu. Onu uyutup ben biraz kitap okuyarak vakit geçirdim. Ateşinin düştüğünden emin olduktan sonra ben de yattım. Sabah 7’de yine beni uyandırdı. Baktığımda yine çok ateşi olduğunu gördüm. Hemen ölçtük: yine 39 ! Bu sefer hiç beklemeden bir ölçek ateş düşürücü verdim. Yatakta oyalanıp keyif yaptık ve meme emdi. Saat 8’de ateşinin sadece 38’e düştüğünü görünce kalkıp toparlandık ve hastaneye gittik. Normalde randevumuz yoktu ancak ara randevu istediğimizi söyleyip beklemeye başladık. Sabah çok erken gitmiş olduğumu için henüz yoğunlaşmamıştı. Bir an önce doktoru görebildik. Doktor Deniz’i iyice muayene etti ancak kesin bir şey bulamadı. Zaten Deniz’de ne bir öksürme ne bir tıksırma ne burun tıkanıklığı ne de keyif kaçıklığı olmadığı için Serkan da önemli bir şey yoktur diye düşünüyordu. Sadece ateş düşürücüye dirençli yüksek ateş vardı. Laboratuvara gidip grip için burun testi yaptırdık. Bir yaşındaki kan verme hatırasını hala hatırlayan Deniz daha laboratuvara girer girmez alt dudağını düşürdü. Neyse ki burun testi çok hızlı ve kolay olduğu için (kulak çubuğuna benzer ufak bir burnuna sokup çıkartıyorlar ve sümükten örnek alıyorlar) hızlıca çıktık. 20 dakika sonra test sonuçlanmıştı: Negatif. Doktor bunun üzerine diğer seçenekleri de elemek için kan ve idrar testi yaptırabileceğimizi söyledi ama biz kan testini hiç istemedik. Deniz’in kan vermesi onun için o kadar travmatik bir şey oluyor ki ateşten başka hiçbir belirti yokken onu o kadar üzmek istemedik. Doktor da “o halde iki gün izleyelim, eğer devam ederse Pazartesi tekrar bakalım” dedi. Ne olur ne olmaz diye evdekinden daha kuvvetli bir ateş düşürücü de yazdı. İlacı alıp annemlere gittik. Ben otele gitmeyelim bari dedim ama rezervasyonu iptal etmek için çok geçti ve dolayısıyla parayı kredi kartından çekeceklerdi. Annem içlerine sinmeyen bir durum olursa hemen arayacaklarına söz verdi ve bizi gönderdi. Biz tabi hayal ettiğimizin çok uzağında bir haftasonu geçirmiş olduk. Aklımız hep Deniz’de, gözlerimiz telefonlarımızdaydı. Sürekli annemlerden haber bekliyorduk. Deniz’in ateşi hep ilaçla düşüyor, ilacın etkisi geçince tekrar yükseliyordu.

IMG_3413Yine de otele gitmek havamızı değiştirmiş oldu. Odaya ikram olarak bırakılmış olan şampanyayı içip bir de çift masajı yaptırdıktan sonra bir önceki gecenin de yorgunluğuyla akşam yemeğine kadar uyuduk. Akşam yemeği için Cihangir’deki Aliye Meyhane‘ye gittik. Mükemmel lezzetli bir akşam yemeği yedik. Kar da yağdığı için çok güzel bir manzaramız vardı. Deniz’in gece uyumadan önce ateşinin yine 39’a çıktığını öğrenince biraz moralimiz bozuldu ama hem anneanne ve dedesiyle olduğunu bildiğimiz için hem de artık rakı etkisini iyice gösterdiği için çok kafamıza takmadık.

Ertesi gün kahvaltıdan sonra geç check-out yapmak için otelle önceden konuşmuştuk. Otelden çıktıktan sonra da Çiçek Pasajı’ndan turşu, Vefa’dan boza alışverişi gibi planlarımız vardı ama Deniz’in gece hiç uyumadığını ve ateşinin de ilacın etkisi geçer geçmez tekrar 39’a çıktığını öğrenince içimize sinmedi. Hızlıca kahvaltımızı edip (otelin kahvaltısı çooook güzeldi), bir taksiye atladığımız gibi – Vefa Bozacısı‘na uğrayıp bozamızı alarak – erkenden eve döndük.

Deniz bizi görünce mutluluktan havalara uçtu. Biz gittiğimizde ateşi 37.5’a düşmüştü. Annemler sabah ilaç da vermemişler. Öğlen yemeğinden sonra ben yine bir ölçek ateş düşürücü verdim ve Deniz saat 2’de uyudu. Saat 6’ya kadar mışıl mışıl uyuyunca içimiz ferahladı. Ben de küçükken hastalandığımda eğer uzun uyursam annem iyileştiğim için rahatlarmış. Deniz de iyice dinlenmiş uyandı. Sonrasında pek iştahı yoktu, akşam yemeğini çok severek yemedi ve akşam dokuzda tekrar uyumuştu. Akşam yatmadan önce ateşi yine 37.5’tu ama artık ilaç vermedik. Sabah kalktığında da bir şeyi kalmamıştı. 2 yaşında gelmesi gereken büyük azı dişleri erken mi gelmeye kalktı, yoksa üşütmüş müydü hala bilmiyoruz ama ateşi düşüp hayat normale döndüğü için hepimiz çok rahatladık. IMG_3444IMG_3447

Doğum Hikayesi – Deniz

 

Hastane

Annemin ve teyzemin zorlu normal doğum hikayelerini senelerdir dinliyor olmama rağmen, hamile olduğumu öğrendikten sonraki dönemde hep normal doğum istedim. Sezaryenin aslında bir ameliyat olduğu gerçeği ve normal doğumun bebek için daha yararlı olduğu gibi çeşitli sebeplerle sezaryeni hiç istemedim. Doğum ile ilgili okuduğum kitaplarda da Sezaryen Doğum kısmını hiç dikkatimi vererek okumadım. Kendimi sürekli normal doğuma hazırlamaya çalıştım. Internetten birçok doğum hikayesi okudum ve Youtube’dan bol bol doğum videosu izledim. Vakit ayarlayıp da hamile yogası gibi aktivitelere gidemesem de, sıcak soğuk, yağmur çamur demeden her gün yürüdüm. 8. ayın sonuna doğru Ayşe Tolga’nın aromaterapi markası olan Aisha‘dan Perine Masaj yağı dahi aldım (Ancak sonrasında artık kocaman olmuş göbeğim sebebiyle bu masajı hiç yapamadım).

Internetteki doğal doğumla ilgili okuduğum onca yazının sonucunda “ilaçsız” tamamen “doğal” doğum beni cezbediyor olsa da, acıya çok dayanıksız bir yapım olduğunu bildiğim için epidural anestezi ile  normal doğururum diye düşünüyordum.

Aşırı uyku hali dışında kolay bir hamilelik geçirdim. Ne başlarda mide bulantılarım oldu, ne de sonlara doğru ayak şişmesi. 39. haftaya kadar da her şey yolunda ilerledi. 39. haftadaki son kontrolümde, yani 28 Haziran 2014’te, kontrole annem ve Serkan’la birlikte gittik. O gün ilk defa NST’ye girecektim. Etrafımdaki herkes artık doğumun her an başlayabileceğini bildiği için hepimiz hafif bir telaş içerisindeydik.

Doktorun odasında her zamanki gibi ultrason aleti göbeğime dayandı ve Deniz’in el, kol, bacak ve kafasını görmeye başladık. O güne kadar – kilo alımımı yavaşlatmam gerektiği dışında – hiç negatif bir şey söylememiş olan doktorum, suyumun çok azaldığını ve bebeğin çoktan 3,5 kiloyu geçtiğini söyledi. Önerisi bir an önce sezaryen olmamdı. Normal doğumu bekleyip denesek bile sonucun büyük ihtimal acil sezaryen olacağını söyledi ve bu sebeple 1 Temmuz sabahına ameliyat planını yaptık.

Daha doktorun kapısından çıkar çıkmaz ben ağlamaya başladım. Bütün gün de gözyaşlarım hiç durmadı. Annem panik halinde bebeği görmeye gelecek misafirler için seri halinde tatlı/tuzlu kurabiye üretimine geçti. Ben de bütün arkadaşlarıma haber verip; bir yandan da kendimi internetten sezaryen doğum hikayeleri okumaya verdim.

Doğumdan önceki gün Serkan’la sabah Bebek’e gittik. Bebek Kahvesi’nde süper bir kahvaltı ettik. Bebek Badem Ezmecisi’nden bol miktarda lohusa şekeri aldık. Eve döndüğümüzde akşamüstü olmuştu. Doktorum akşam yemeğinde kahvaltı tarzı hafif şeyler yememi söylemişti. Eğer epidural esnasında mide dolu olursa bulanıyormuş. Keşke bunu da ekleseydi. Kahvaltı deyince biz kurduk Pazar Kahvaltısı gibi bir sofra ve karnımı – ne yazık ki – fazlasıyla doldurdum.

Gece heyecandan hiç uyuyamadım. Kocaman göbeğimle sürekli bir sağa bir sola döndüm. 9 ay boyunca beni aşırı rahat ettirmiş olan hamile yastığım  bile o akşam işe yaramadı.

Sabah giyindik, hazırlandık ve ailenin tüm fertleriyle birlikte yola çıktık. Hastanenin kapısında Düğme Film‘den Büşra ve Kaan hazır ve nazır bekliyorlardı. Odaya yerleştikten sonraki 1 saat nasıl geçti hiç hatırlamıyorum.

IMG_5242

Doğuma benimle birlikte Serkan ve annemin dayısı olan dayıdedem girecekti. Ameliyathane kapısında hasta bakıcı, “önce Mine Hanım’a epidüral’ı takalım, sizi daha sonra çağıracağız” dediklerinde benim gözyaşlarım yine akmaya başladı.Hiç yalnız kalmayacağımı zannederken yine yalnız kalmıştım.

IMG_5779

Ameliyathaneden daha girer girmez nefret ettim. Bembeyaz, çok fazla aydınlık ve çok soğuktu. Etrafta kim olduğunu bilmediğim bir çok insan vardı. Epidurali takmak için gelen aneztezist doktor hanım çok kibar olsa da benim ilk görüştüğüm aneztezi doktorundan farklıydı ve bu farklılık dahi ilk etapta inanılmaz bir güvensizlik oluşturdu. Epidurali takmak için önce beni yan çevirdiler. Sonra bir hasta bakıcı benim bacaklarımı cenin şeklinde karnıma çekebildiğim kadar çekebilmem için yardımcı olmaya çalıştı. Kocaman bir göbekle bu pozisyona girmeye çalışmak inanılmaz rahatsızlık veriyordu. Bu sırada epidural iğnesini omuriliğime yapmaya başladıklarını hissettim. Çok ama çok yanım yandı. İstem dışı kıpırdamışım, doktor hanım’dan azar işittim. Bu sefer hüngür hüngür ağlamaya başladım. İlk deneme başarısızdı. Hasta bakıcı daha sıkı bir şekilde el ve ayaklarımı bir arada tutmaya çalışırken ikinci defa iğneyi sapladılar ve bu sefer midem bulanmaya başladı. Önceki akşam ettiğim mükellef kahvaltının böyle bir sonucu olacağını bilseydim asla ağzıma lokma koymazdım. Zar zor “midem bulanıyor” diyebildim, hemen ufak bir kase getirdiler ve kustum. Allahım ne zaman bitecek bu işkence diye düşünürken, epiduralin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek için bacaklarımı kontrol etmeye başladılar ve ben her şeyi gayet net hissettiğimi söyleyince artık doktorun da morali bozuldu. “Sanırım narkoz vermek durumunda kalacağız” dedikten sonra son bir kontrol yapmak için bir buz kalıbını bacağıma değdirdiler: evet bir şeyin değdiğini hissediyordum ama soğuğu kesinlikle algılamıyordum. Bu mutlu haberi alınca, Serkan’ı, dayıdedemi ve doktoru ameliyathaneye davet ettiler. Ameliyathane’ye 8’e 5 kala alınmıştım. Onlar gelene kadar saat 08:25 olmuştu bile. Serkan benim baş tarafıma, dayıdedemse doktorun yanına geçti ve ameliyat başladı. Saat 08:37’de Deniz’in ağlamasını duyduk. O kadar can hıraş, bağıra bağıra ağlıyordu ki, hemşirelerden biri Serkan’a “allah size kolaylık versin” dedi. Bir tane hasta bakıcı da Serkan’dan telefonunu istedi ve bol bol fotoğrafımızı çekti.

IMG_5814 IMG_5894

Sonuç olarak Deniz’i sağ salim kucağımıza aldık. Çok şükür herhangi bir komplikasyon da olmadı. Ama hala ara sıra acaba yine de normal doğumu beklese miydik diye düşünmüyor değilim. Epiduralin takılışı dışında negatif bir şey yaşamamış olsam dahi, benim hiç ama hiç haz etmediğim bir deneyim oldu. Dünyanın birçok yerinde birçok kadının neden evde doğum yapmak istediğini daha iyi anlar oldum. Instagram’da Sinek Sekiz Yayınevi’nin sahibi İrem Çağıl’ı takip etmeye başladıktan sonra ise bayağı bayağı normal doğumu denemediğime pişman oldum. (İrem’in kendi doğum hikayesini buradan okuyabilirsiniz.)

“Bir kere sezaryen olduktan sonra, diğer doğumlar da mutlaka sezaryen olmalı” cümlesinin %100 geçerli olmadığını VBAC*‘ın varlığı sayesinde biliyorum. Ama ikinci çocuğumda buna cesaret edebilir miyim, işte bunu henüz bilmiyorum.IMG_5253

*VBAC: Vaginal Birth After C-Section. Türkçesi SSVD (Sezaryen Sonrası Vajinal Doğum) olarak geçiyor.