Hamilelik Günlüğü – 39. Hafta

39. hafta yılbaşı heyecanlı ile birlikte, “doğurmamam lazım!” ile “amaan başlarsa başlasın” düşünceleri arasında git gellerle başladı. Doktorum seyahatten dönünce neyse ki içim rahatladı ve biz de iki hafta sonra kontrole gitmiş olduk. Kontrol önce NST ile başladı ve yarım saat boyunca ne bir sancı ne de bir ağrı çıktı. Zaten bana sorsalar da söylerdim hiçbir şey hissetmediğimi. İçimin rahatlığı çok da uzun sürmedi ve NST’ten sonra doktorun odasına girince acı gerçekle yüzleşmek durumunda kaldık. Zaten haftalardır rengini belli eden doktorumuz, “tamam artık akciğerleri gelişmiş, maksimum bir hafta daha bekleyelim, ona bile gerek yok aslında, sezaryenle seni doğurtabiliriz(!)” dedi. Biz de hiç uzatmadan “mersi” diyerek odadan çıktık. Odadan çıkmadan “bu arada bebek kaç kilo olmuş?” diye sordum. Doktorumuz da “hmm bakalım, hesaplarıma göre 3400 gram olmuş, daha da artacaktır tabi bu” diye beni hiç ikna etmeyen gelişigüzel bir yanıt verdi. Ben tabi çıkar çıkmaz ağlamaya başladım çünkü aslında galiba içten içe bunun böyle olacağını ve bu doktorun da bizi hayal kırıklığına uğratacağını biliyordum. “Neden son dakikaya kadar bekledim ki?” diye kendime kızıp durdum. O moral bozukluğuyla Serkan’ı işe kovaladım ve ben başladım yürümeye. Deniz’in öğle uykusu saati gelmiş olmasa bir 10 km yürürdüm herhalde ama 6 km olunca baktım saat bire geliyor, yavaştan evin yolunu tutmak durumunda kaldım.

Geçtiğimiz haftalarda Acıbadem’deki onlarca doktora e-posta ile ssvd yaptırıp yaptırmadıklarını sormuştum ve Taksim Acıbadem’deki bir doktordan pozitif yanıt almıştım. Hemen onu arayıp ertesi sabaha randevu aldık. Ama tabi “ssvd yaptırırım” demek, 39. hafta’daki takipsiz bir hastayı da kabul ederim veya doğumla ilgili tercihlerinize saygı duyarım anlamına gelmediği için benim o gün tüm gün içim içimi yedi.

Ertesi sabah kalktık Taksim Acıbadem’e gittik. Hiç trafik yoktu, 15-20 dakikada ulaştık. Erken gittiğimiz için bolca vaktimiz vardı. Bu vesileyle hastaneyi ve odaları gezdik. Hastane yepyeni olduğu için çok beğendik. Odalar biraz küçük olduğu için, suit odaları da görmek istedik. Normalde 1750 lira olan suit odalar, doğum yapanlar için indirimli 1000 liraymış. Fiyat bize çok yüksek geldi ama yine de Deniz’in doğumdan sonra yanımıza geldiğinde tüm gün oyun oynayıp rahatça uyuyabileceği bir alan olması için gözde çıkartabiliriz. Onu da artık günü geldiğinde düşünürüz.

Banu Hanım’ın odasına girdiğimizde ben heyecandan terlemeye başlamıştım. Hiç neden doktor değiştirmek istediğimizi sormadan direk hamileliğimle ilgili sorular sordu. SSVD ve risklerinden kouştuk. Tüm riskleri bildiğimizi ve bu riskleri almak istediğimizi söyledik. “Ölümüne normal doğum istemiyorum; sadece doktorum sezaryene geçelim dediğinde, gerçekten normal doğumu denediğimizi, elimizden gelen her şeyi yaptığımızı ve son çare olarak sezaryeni seçtiğimizden emin olmak istiyorum. Doktoruma güvenebilmek istiyorum” dedim. Bir önceki günün NST sonuçlarını gösterdik. Şimdiye kadarki muayenelerde hiç çatı muayenesi yapılmadığını öğrenince onu da yapalım dedi. Gerçekten pek rahatsızlık verici bir şeymiş. Çok şükür kemik yapımda normal doğuma engel bir problem yokmuş. Bu arada Banu Hanım’ın yaptığı ölçümlere göre de Can yaklaşık 3200 gram kadar olmuş. İki haftada 2900 gramdan 3400 küsürlere gelmesi bize zaten inandırıcı gelmemişti…

Doğumla ilgili detayları konuştuktan sonra kordonun geç kesilmedi ve plasentamızın bize verilmesi gibi detayları da konuştuk ve bütün tercihlerimize evet dendi. Banu Hanım’ın odasından inanılmaz rahatlamış olarak çıktık. Banu Hanım beni 38+5’de bir ssvd adayı olarak kabul etmekle kalmadı, bize inanılmaz güven verdi. Çıkar çıkmaz Serkan da ben de karar verdiğimizi biliyorduk. Böylece Taksim Acıbadem Hastanesi’ne de karar vermiş olduk.

Doktordan çıktıktan sonra kutlama yapmak için İMÇ Unkapanı Pilavcısı’na gidip ağzımızın tadıyla güzel bir tavuklu pilav yedik. Çok ama çok çok lezzetliydi. Bu sırada Yansı’ya ve Büşra’ya da doktor ve hastane değişikliğini haber verdik. Yansı Salı gününe aldığımız kontrol randevusuna bizimle gelmek istediğini de söyledi. Bundan sonraki randevumuz bir değişiklik olmazsa 10 Ocak Salı sabahı olacak.

39. haftanın son gününde tüm günü geçirmek için sabahtan halama gittik. Kahvaltıdan sonra tuvalete gittim ve bir baktım ki nişanım gelmiş! Tabii inanılmaz heyecanlandım. Hemen Serkan’a ve Yansı’ya mesaj attım. Yansı 72 saat içerisinde doğumun başlayabileceğini söyledi. Ben iyice heyecanlandım 🙂 Tuvaletten çıkınca hemen halamın aynasında bir selfie çektim. Sonrasında gün içerisinde nişan minik minik gelmeye devam etti. Ama herhangi bir sancı veya rahatsızlık hissetmedim. Doktoruma da mesaj attım, o da “takipte kalalım” dedi.

Hamile olduğumu öğrendiğimizden beri Deniz’e “kardeşin kar yağınca gelecek” diyorduk. Şimdi rekor kar yağışının beklendiği bir haftasonuna giriyoruz. Özel araçlarınızla sakın bir yere çıkmayın deniyor ve biz doğumun başlamasını bekliyoruz. Acaba bir sonraki yazım 40. hafta yazısı mı olacak yoksa Can Bey’in doğum hikayesi mi?

Hamilelik Günlüğü – 38. Hafta

38. hafta başladı ve artık ben de daha kaç kere bu yazıları yazacağımı merak etmeye başladım. Deniz’e hamileyken sıfır belirtiyle 39+1’de doğum yaptığım için şimdi sabırsızlıkla doğumun başlamasını bekliyorum. 39, 40, 41 derken 42’ye kadar gider miyiz diye de korkmuyor değilim 🙂 Bakalım Can Bey ne zaman gelmeye karar verecek.

38. hafta biterken, internetteki engin bilgilere göre Can 48 cm ve 3000 gram olmuş olmalı. İyice kocaman oldu. Hem yılbaşından önce gelmesin ve 2016’nın en küçüğü olacağına 2017’nin en büyüğü olsun istiyorum, hem de içten içe çok fazla büyümesin de kolaycacık doğsun istiyorum 🙂 Bir de şimdi bugün yarın doğmazsa; 31, 1 ve 2’sinde doktorum ve de doulam burada olmayacakları için, içten içe korkmuyor da değilim. Ama yine “amaaan su akar, yolunu bulur” demekten başka da çarem yok. Sağlıkla gelsin de, ne zaman gelirse gelsin.

Bu hafta Yansı bir gün bizim eve geldi ve hem doğum tercihlerim hakkında uzun uzun konuştuk, hem de doğum dalgalarıyla başa çıkmamda yardımcı olacak bazı nefes egzersizleri üzerinde çalıştık. Deniz asla ve asla yanımızdan ayrılmadığı için de bu güzel fotoğrafları çekebildik. Gerçi bir ara dayanamayıp, ablasıyla onu anneannenin evine kedilerin maması bitmiş mi diye bakmaya da gönderdik. Yoksa çalışmalarımızı bütün gün uğraşsak yine de bitiremezdik.

Başka bir gün doğum filmini çekecek olan Düğme Film‘den Büşra ile bir araya geldik. Deniz’in filminde ikinci bölümü adaya taşınmamız olarak çekmiştik. Şimdi ne yapsak bilemiyorum. Kış olduğu için evin içerisinde bir çekim hiç cazip gelmiyor. Büşra istersek bekleyip ilkbaharda yine adaya taşınırken çekim yapabileceğimizi söyledi. Bebek yenidoğan halinden çıkmış olacak belki, ama yine de güneşli bir güne denk getirebilirsek ada çekiminin filme ayrı bir hava katacağı da kesin. Şimdilik bunun kararını sonraya bıraktık. Öncelikle doğum kısmını atlatıp, buna ilerleyen zamanlarda karar vereceğiz.

Onun dışında günlerimiz Deniz’le birlikte balayı tadında geçiyor. Her sabah uyandığında istisnasız “annecim sen artık işe gitmeyecek misin?” diye sorup, ben de “hayır bir süre gitmeyeceğim, evdeyim, seninle oyun oynayacağız” deyince mutluluktan havalara uçuyor. Kardeşi doğunca tabi daha uykusuz, perişan ve yorgun olacağım ama şimdilik onunla bolca oyun oynamaya çalışıyorum, o da acayip mutlu oluyor.

Aslında ilk doğumum normal olsaydı, bu seferki doğumumda mutlaka etrafımda olmasını isterdim. Youtube’da rahatlıkla bulunabilen doğal ev doğumu videolarında evin diğer çocukları da akışın bir parçası oluyor. Sonuçta doğum da doğanın normal bir olayı olduğu için, çocukları uzaklaştırmıyorlar. Annesiyle doğum havuzuna girip ona minik elleriyle masaj yapan bir ufaklık bile gördüm. Ancak ben ssvd deneyeceğim için ve de ortada bariz bir risk olduğu için ne yazık ki bu hayalimi gerçekleştiremeyeceğim. O yüzden planlarımızı en azından bebeği mutlaka ilk önce Deniz’in göreceği şekilde yapmaya çalışıyoruz. Serkan dört büyüklerin gazabından çok korksa da, ben yeni bir torun heyecanıyla biraz geç haberdar olmaya çok kızmayacaklarını umuyorum 🙂

Hamilelik Günlüğü – 37. Hafta

37. hafta hastalıkla başladı. Vücudum daha fazla yorgunluğa ve strese dayanamayarak pes etti ve işe gidemeyip bir gün evde yatmak zorunda kaldım. Her ne kadar Deniz uyumama pek izin vermese de yine de evde yatmak iyi geldi. Hafta sonu bir akşam kayınvalidemlerde bir akşam da benim annemlerde yemek yiyerek yemek yapma işinden de kurtulmuş oldum ve iyice dinlenebildim. Burnumun tıkanıklığı ve baş ağrım devam ediyor olsa da Pazartesi sabahı ofise döndüm.

37. hafta başlayınca artık Facebook’taki SSVD grubundan aldığım önerileri uygulamaya başladım. Her gün ananas yemeye çalışıyorum, işten geldiğimde bir fincan ahududu yaprağı çayı içiyorum ve her gün Medine Hurması diye geçen kahverengi hurmalardan yiyorum. Asansörsüz bir apartmanda beşinci katta oturduğumuz için “her gün merdiven in çık” tavsiyesini de layıkıyla yerine getirebiliyorum. Magnezyum içeren vitaminleri zaten artık almıyorum. Bir de mümkün olduğu kadar evdeki pilates topunda oturmaya çalışıyorum. Deniz’le oyun oynarken yere bağdaş kurarak oturuyorum. Sadece “çömelerek yer sil” önerisi bana çok uymadı. Amacın yer silmek değil de çömelmek olduğuna olan inancım sonsuz ; o yüzden Deniz’in oyuncaklarını çömele çömele toplamaya çalışıyorum. Normal doğum olsun ve kolay olsun diye daha neler yapabilirim bilmiyorum ama bütün önerilere açığım.

Bu arada pelvik kemik (çatı) ağrım iyice çekilmez olmaya başladı. Geceleri gerçekten acı çekiyorum. Bir gece Serkan’ı uyandırıp yardım istemek zorunda kaldım çünkü tek başıma yerimden kıpırdayamadım. Doktora gittiğimizde, doktor bunun normal olduğunu, artık bebeğin kafasını iyice yerleştirdiğini ve dolayısıyla kemiklerin de yavaş yavaş iki yana doğru açıldığını söyledi. O kadar umursamadı ki ben de rahatça arkama yaslandım. Bu arada geçtiğimiz iki haftada yarım kilo vermişim. Bu durumda hamileliğimin başından beri aldığım kilo da +1,5’a düşmüş oldu. Çok ama çok mesudum. Ben kilo verirken Can boş durmamış, 2900 gram olmuş. İçimde 3 kiloluk kocaman bir marul var. Hem elle muayenede hem de ultrason kontrolünde her şey normal çıktı, biz de rahatladık.

Bu hafta ilk defa NST’ye (Non Stress Test) de girdik.  İlk hamileliğimde sadece bir kere girmiştim ve sonrasında da sezaryen olmuştum, o yüzden biraz tedirgindim ama çok keyifli geçti. Hiç öyle internette okuduğum gibi sırtüstü yattığım için belim falan ağrımadı. Serkan’la sohbet muhabbet kakara kikiri, 15 dakika nasıl geçti anlamadık bile. NST sonuçlarında da hiçbir ağrı sızı çıkmadı. Kalp atışları da normalmiş. NST sonrasında tekrar doktorun odasına döndük ve 31 Aralık ve 1-2 Ocak tarihlerinde şehir dışında olacağını öğrendik. “Eğer bu sırada olur da doğum başlarsa benim dışımda tüm ekip burada, Özlem (Pata) Hanım da burada merak etmeyin” dedi. Özlem Hanım’ı ikili test ve detaylı ultrasondan tanıdığımız için ve de nedense ben büyük bir rahatlıkla doğumun bu tarihlerde olacağına inanmadığım için rahatım. Gerçi sonrasında gün içerisinde Yansı’nın da büyük ihtimalle yılbaşında burada olmayacağını öğrenince bir gerilmedim değil. Ama artık bu kadar uğraştıktan sonra ve bu haftalara geldikten sonra “olacağı varsa olur, su akar yolunu bulur” bakış açısıyla düşünmek daha iyi geliyor.

Aslında Cuma günü ofisteki son günüm olacaktı, ancak şirketin yılbaşı partisi de aynı güne denk geldiği için ve ofiste o gün kimse olmayacağı için ben Perşembe günü son defa işe gittim. Öğlen Karaköy’deki Köşkeroğlu Kebap‘ta departmanca kendimizden geçene kadar ete doyduk. Öğleden sonra bilgisayar şifrelerimi ofis network’ündeyken değiştirdim, out of office mesajımı kurdum ve artık evdeyim! 🙂

Hamilelik Günlüğü – 36. Hafta

36. hafta hem psikolojik olarak hem de fizyolojik olarak biraz zor geçti. Serkan’ın işleri çok yoğun olduğu için eve uğrayamıyor olması da tuz biber oldu. Geceleri en az iki üç defa uyanıyorum ve sabah da altı buçukta kalkıp ofise gitmem gerektiği için çok bölük pörçük ve yetersiz uyumuş oluyorum. Bir de on gün önce başlayan ve ilk başlarda çok ciddiye almadığım bir pelvik kemik (çatı) ağrısı var ki artık gerçekten canımı yakmaya başladı. Ofiste veya evde, uyanıkken hiçbir şey yok. Uykuya geçtiğim zaman ortaya çıkıyor. Sağdan sola dönerken veya tuvalete kalkmak için yataktan inmeye çalışırken pelvik kemiğime inanılmaz bir ağrı saplanıyor. Eğer dizlerimin arasına yastık koyarsam biraz daha hafifliyor ama yine de sabah uyandığımda yataktan çok zor kalkabiliyorum. Doktora gittiğimde ilk soracağım şey olarak listeye girdi. İlk hamileliğimde hiç böyle bir şey yaşamadığım için neden olduğunu da bilemiyorum. Umarım ciddi bir şey değildir.

36. hafta itibariyle artık 9 aylık da hamile sayılıyorum sanırım. Bu hamilelikteki haftalarda ayların birbirini tutmuyor olmasına hala alışamadım. Ama zaten artık bu saatten sonra ben ne dersem o. Ben de 9 aylık hamileyim demeyi uygun görüyorum. Can kocaman bir papaya meyvesi kadar olmuş. Bu haftanın sonunda boyu 46 cm ve kilosu da 2700 gram civarında olacakmış. Bu hafta nefes alıp verişim birazcık rahatladı. Sanırım artık yavaş yavaş da olsa aşağı iniyor. Yine çok hızlıca nefes nefese kalabiliyorum ama en azından konuşurken daha rahatım. Belki de nefes almak kolaylaşırken pelvik kemiğimin ağrımaya başlaması tesadüf değildir. Belki de Can gerçekten aşağı doğru yola çıkmıştır 🙂

Bu haftanın bir de kötü haberi oldu benim içim. Doulam Özge arayarak artık kendi hamileliğinin 20. haftasında olduğu için doktorunun doğumlara katılmamasını söylediğini iletti. İçten içe Özge’ye ve doktoruna hak versem de, ve hatta hamile ve çabuk yorulacak bir doula konusunda kafamda çekinceler olsa da, zaten doktoruma da hala yüzde yüz güvenemediğim için kendimi birden çok yalnız hissettim. Ofiste resmen oturdum ağladım. Özge bana kendi doulası olan Yansı‘yı yönlendireceğini söyledi. Ben de beklemeye başladım.

Yansı çok geçmeden beni aradı ve tanışmak için bir öğle arasında benim ofise çok yakın olan Fındıklı Starbucks’ta buluşmaya karar verdik. Görüşmeye giderken hiç umudum yoktu. Nedense çok ön yargılı gittim. Ancak sonra onu çoook sevdim. Bir saatin nasıl geçtiğini bile anlamadım. Karşımda beni anlayan ve benimle aynı dili konuşan biri varken, Deniz’in doğumundan kalan pişmanlıklarımı da rahatça kelimelere dökmek inanılmaz iyi geldi. Ofise döndüğümde hem hafiflemiş hem de bir nebze olsun rahatlamıştım.

Bu arada doktorum da “ben dula zula, öyle şeyleri kabul etmiyorum” dediği için bir yandan eve yakın olan birkaç Acıbadem’deki bütün doktorlara da e-mail göndermiştim. Bir tanesinden ssvd için olumlu yanıt geldi. Şimdi haftaya olan doktor randevuma göre bir karar vereceğiz. Ya şimdiki doktorumla devam edeceğiz ya da içimize sinmezse diğer doktorla da bir görüşmeye gideceğiz. Artık bu haftadan sonra kabul eder mi bilmiyorum ama yine de denemeden pes etmek istemiyorum. Zaten doğum iznim başladığı için doktora gitmem ve sakin kafa düşünmem çok daha kolaylaşacak. Yansı’yla yapacağımız çalışmaları da ben doğum iznindeyken yapmaya karar verdik. Ofis mesaisi biter bitmez annelik mesaim full time başlayacak gibi gözüküyor. Ama her şeyden önce ilk iş Deniz’le başbaşa bir pastaneye gidip mozaik pasta yiyerek anne kız keyif yapacağız. 🙂

Doğum için Hastane Çantası

35. haftanın içindeyken hastane çantasını da hazırladım ve galiba artık Can’ın gelmesine hazırım. Ama hemen gelmesin tabii, içeride kaldığı her anın ona img_9652faydası var. Yine de hastane çantasını hazırladığım için artık içim rahat. Sanki sürekli bir şeyler eksikmiş hissinden de böylece kurtulmuş oldum.

Deniz’in hastane çantasını yaparken internetteki bloglarda ne buldumsa okumuş, ne gördümse koymuştum. O yüzden de ortaya pek kalabalık, sanki iki haftalığına tatile gidiyormuşuz gibi bir görüntü çıkmıştı. Şimdi yine bloglardan esinlendim ama bu sefer neye ihtiyacım olacağını çok net bildiğim için çanta içeriği de az ve öz oldu. Acıbadem Hastanelerinin birçok şeyi (örneğin anne için banyo havlusu, şampuan, hasta pedi, süt artırma çayı, bebek için kıyafet, vb.) zaten veriyor olması da işimi kolaylaştırdı ve ortaya aşağıdaki liste çıktı.

Anne listesi:

  • Çorap: Deniz yazın doğduğu için o zaman koymamıştım ama şimdi kışa denk geldiği için iki çift en yumoş kış çoraplarından koydum
  • Diş fırçası & macunu
  • El kremi
  • Emzirme Sütyeni: Bir tane siyah bir tane de beyaz olarak koydum
  • Gecelik & Pijama: İki gecelik, bir de pijama koydum
  • Göğüs pedi
  • Göğüs ucu kremi
  • İç çamaşırı
  • Sabahlık & Hırka: Bir tane kalın polar sabahlık ile bir tane babaannemin ördüğü lizözlerden koydum
  • Kıyafet: Hastane’den çıkarken giymek için bir set kıyafet
  • Terlik: Oysho’dan aldığım pofidik terlikleri koydum
  • Hurma: Facebook’taki ssvd grubundan öğrendiğim kadarıyla hurma yemek doğumu kolaylaştırıyormuş. O yüzden biz buzdolabı poşetiyle hurma da koydum. Annemler görürse acayip dalga geçerler, o yüzden kimseye de söylemedim 🙂
  • Kirli Torbası
  • Dudak Nemlendiricisi
  • Lohusa Tacı: Deniz’e hamileyken Bakırköy’deki bir bijuteriden aldığım ince ve sade olan taç duruyordu, yine onu kullanacağım.
  • Misafir Havlusu: Soğuk suyla ıslatıp üzerine Yasemin yağı damlatıp, doğum sırasında rahatlamak için kullanmayı planlıyorum. İki tane ufak koydum.
  • Ped: Aslında hastane veriyor ama ben yine de birkaç adet ayırıp valize koydum.
  • Termal Su: Günlük hayatımda özellikle yazın çok kullandığım bu termal sulardan da bir tane koydum. Doğum sırasında yardımcı olabilir diye düşündüm.
  • Yasemin Yağı
  • Meryem Ana Eli Otu: Yine ssvd grubundan öğrendiğim bu ot, doğum başladığında suya konuyor ve ot suyun içerisinde açıldıkça rahimin de kolayca açılacağına inanılıyor. Hatta doğuran kadının da otun konduğu sudan biraz içmesi gerekiyormuş. Doğum bittikten sonra otu mutlaka sudan çıkartmak gerekiyor. Sudan çıkınca açıldığı gibi kendiliğinden kapanıyormuş.
  • Tarak

Bebek listesi:

  • Ağız bezi: Aslında ilk seferde de kullanmamıştım ama yine de dayanamayıp iki tane koydum
  • Battaniye: Bir tane ince müslin bezlerinden bir tane de kalın kışlık battaniye
  • Hastane çıkış seti: Ne olur ne olmaz diyerek iki adet koydum.
  • Yenidoğan oto koltuğu
  • Emzik: Deniz emzik almadığı için özellikle uykuya geçişlerde o kadar çok zorlanıyorduk ki bu sefer hastane valizine bile iki adet koydum; ama hemen doğum sonrası verir miyim çok emin değilim.
  • Yenidoğan bezi: Bu da hastanenin verdiği şeylerden biri ama ben yine de kendimi güvende hissetmek için paketi açıp üç adedini valize koydum
  • Yenidoğan ıslak mendil: Buna da ne hastanede ne de hastaneden eve giderken ihtiyacımız olacağını sanmıyorum ama yine bir paket koydum.

Umarım unuttuğum/atladığım bir şey yoktur ama varsa da bir şekilde hallolur diye düşünüyorum. Bebeğin zaten doğduğunda annesinden başka hiçbir şeye ihtiyacı yok. Anne de bir iki gün eksiklerle idare edebilir.

The Guardian’ın 2016 yılının Ocak ayında yayınladığı, farklı ülkelerden farklı kadınların doğuma giderken hastane çantalarına neler koyduklarının fotoğrafları beni çok etkilemişti. Malawi’de yaşayan hamile bir kadının, doğumuna giderken, bebeğin kordonun kesilmesi için yanında jilet götürmesi gerekliliği beni çok sersemletmişti. O yüzden yanıma almayı unutacağım hiçbir şeyin hayatımızı etkileyemeyeceğinin rahatlığında olmak çok güzel.

Hamilelik Günlüğü – 35. Hafta

35. haftaya keyifli bir yılbaşı alışverişiyle başladım. Öğle arasında Tahtakale ve Mısır Çarşısı ziyareti yaparak, renkli yılbaşı şekerleri, yılbaşı hediyeleri için kraft kağıtlar, kırmızı beyaz ipler, Kurukahveci Mehmet Efendi’den türk kahvesi ve salep, bir de Arslan Baharat’tan 37. haftadan sonra içmek için Ahududu yaprağı çayı aldım ve elim kolum torbalarla dolu bir şekilde ofise döndüm. Kurukahveci Mehmet Efendi’nin salepini ilk defa denedim ve tek kelimeyle ba-yıl-dım!! Marketlerde satılan hazır salepleri hiç sevmiyorum, çok ağır ve şekerli geliyorlar ama bir yandan da çocukluğumda içtiğim saleplerin tadını çok özlüyordum. Onların verdiği tarife göre pişirmesi, hazır salebe göre evet biraz daha zahmetli, ama kesinlikle değiyor. O günden beri sürekli salep yapıp içiyoruz. Ahududu yaprağı çayını da Facebook’taki SSVD grubundan öğrendim. Rahim kaslarını güçlendirdiği için hamileler için çok faydalıymış ve doğumu kolaylaştırdığına inanılıyormuş. Ben de 36 veya 37. haftalardan itibaren günde 1-2 kez tüketmeyi planlıyorum, bakalım işe yaracak mı…

Kocaman bir ananas kadar olmuş olan Can’ın bu haftaki img_9555-copydoktor kontrolünde 2300 gram ve 45 cm olduğunu öğrendik. Ben hamileliğimin başından beri yalnızca 2 kilo almışım, rekora koşuyorum. Serkan yine içine sinmeyerek bebek için bunun bir tehlike oluşturup oluşturmadığını sordu. Doktorumuz ise fazla kilonun anneye de bebeğe de bir yararı olmadığını, bu şekilde benim de daha dinç olduğumu ve ikimizin de çok sağlıklı olduğunu söyledi. Serkan da böylece rahatlamış oldu. Onun dışında da her şey normalmiş, artık daha sık görüşmeye başlayacağımızı söyledi. Ancak biz 2 hafta sonraya uygun bir randevu bulamadığımız için ancak 3 hafta sonrasına randevu alabildik. İzne ayrıldığım günün ertesi günü doktora kontrole gideceğiz. Bakalım Can o zaman kaç kilo olmuş olacak.

Bu hafta bir de Chakra’ya gidip yüklü Little Chakra alışverişimizi tamamladık. Böylece karyola setimiz geldiğinde odayı kurmak için her şeyimiz hazır oldu. Hafta sonu oturup bütün bebek eşyalarını ve kendime aldığım lohusa geceliklerini yıkadım. Hepsinin ütüsü bitince de hem oturup dolapları yerleştirdim hem de hastane çantasını hazırladım. Hastane çantasının içerisinde neler koyduğumu da ayrı bir yazıda paylaşacağım. Deniz’in hastane çantasını hazırlarken nelere gerçekten ihtiyacım olacağını bilmediğim için hiç keyif alamamıştım. Bu seferse çantayı hazırlarken çok keyif aldım. Zaten genel olarak bu hamileliğim daha keyifli geçiyor. O ilk hamilelikteki bilinmezliğe giden yol çok korku vericiydi. Etraftan gelen çok fazla ses vardı. Belki şimdi de var o sesler, ama ben kulağımı kapattım, hiçbirini duymuyorum. Keyif aldığım, istediğim şeyleri yapıyorum ve hazırlık aşamalarının her birinden çok keyif alıyorum. Umarım tüm süreç bu şekilde tamamlanır 🙂

Hamilelik Günlüğü – 34. Hafta

34. hafta artık nefes alamadığım hafta olarak kayıtlara geçebilir. Konuşurken, azıcık merdiven çıktığımda, yürürken ve hatta hiçbir şey yapmadan otururken bile hemen nefes img_9432nefese kalabiliyorum. Galiba Can artık iyice akciğerleri sıkıştırdı. Deniz’de hiç böyle nefes almakta zorlandığımı hatırlamıyorum. Ama tabi böyle bir günlük de tutmadığım için hatırlamıyor da olabilirim 🙂

Can artık ingilizcede butternut squash diye geçen uzun şişko balkabakları kadar olmuş. 43 cm ve 2300 gram civarında olması bekleniyormuş. O bu kadar hızlı büyürken, ben bu sefer ne kadar kilo aldım çok merak ediyorum. Doktor randevumuz gelecek hafta olduğu için biraz daha beklemek durumundayım. Bir önceki randevuyla bu randevum arasında beş haftadan fazla bir süre olacak. Aslında bir ay sonra gitmem gerekiyordu ama doktorum yurt dışında olduğu için arayı biraz açmış olduk. Internetteki tüm kaynaklarda bu haftalarda artık yoğun bir şekilde Brixton-Hicks kasılmaları yaşanabildiği yazıyor. Bende tık yok. Deniz’in doğumunda da hiç sancı, vs. de yaşamadığım için bir yandan acayip merak ediyorum nasıl bir şey bu kasılmalar diye, ama yine hissetmeyeceğim sanırım.

Black Friday indirimlerinin olduğu gün Mothercare’den tekstil ürünlerinde %40 indirim olduğu mesajını alınca, annemle akşam apar topar A Plus’taki Mothercare mağazasına gittik. Aslında küçük bir mağaza olduğu için çok sevmiyorum ama o kadar yorgundum ki daha uzaktaki bir avm’ye gidecek halim yoktu. Geçen hafta arkadaşımdan aldığım beşik için nevresim takımı sorduk. Stoklarda hiç beşikler için olan takımlardan kalmadığını, ellerinde de sadece teşhir ürünü kaldığını öğrenince moralim bozuldu. Yeni ürünlerin de Mart ayında anca geleceğini söyledikleri için teşhirdeki ürünü almak durumunda kaldık. Oraya kadar gitmişken, karyola siparişimizi de verdik. Montaj için gelmeleri 20 iş gününü bulabildiği için ancak yılbaşında elimizde olabilecekmiş. Adamcağız göbeğimi görünce “ben sizin durumunuzun acil olduğunu not olarak belirteyim de yılbaşından önce halletmeye çalışalım” dedi. Şimdilik beklemedeyiz bakalım ne zaman gelecek. Şimdi karyola için de Chakra’ya gidip Little Chakra’nın mavi setini almamız kaldı. Onun dışında sling hala bekleyenler listesinde. Boba Wrap Sling almak istiyorum ama tuniko’nun sitesinde hala “tükendi” olarak gözüküyor. Stoklarına yıl sonunda geleceğini söylemişlerdi. Onu da şimdilik takibe devam. 35. haftadaki doktor kontrolüne dek, hoşçakalın 🙂

Hamilelik Günlüğü – 33. Hafta

33. hafta ofiste çook yoğun bir haftaya denk geldi. Yine hamile olduğumu unutmak durumunda kaldığım zamanlardan oldu. Aslında iyi de oldu, çünkü her gün yapmaya img_9181çalıştığım yürüyüşlere rağmen artık belim sinyal vermeye başladı. Fazla ayakta kalınca, çok yorulunca hemen belime vuruyor. Bu hafta ofiste o kadar kendimi düşünecek vaktim yoktu ki bel ağrılarımın bile anca gece yatağa girince farkında varabildim. Neyse ki başladığı gibi hızlıca biten bir hafta oldu. Bundan sonra sanırım biraz daha fazla dinlenmeliyim. Daha çabuk yorulan ve hemen nefes nefese kalan vücudum bana dinlenmem için uyarı veriyor. Bense gündüz ofiste, akşamda evde Deniz’le sürekli sağa sola koşturuyorum.

Aslında içten içe bu hareketlilikten memnunum, çünkü hantallaşmadım. Deniz’e hamileyken her ihtiyacım olduğunda o kadar çok dinleniyordum ki özellikle sonlara doğru çok hantal olmuştum. İşten annemlere gelip yatıyordum. Yemek saatinde Serkan da işten gelmiş oluyordu, yemeği onlarda yedikten sonra kendi evimize geçiyorduk ve televizyonun karşısında yatmaya devam ediyordum. Şimdiyse Deniz olur da odasında oyun oynamak istemez ve çizgi film izlemek isterse mutluluktan havalara uçuyorum çünkü ancak bu şekilde popomu koltuğa koyup da azıcık dinlenebiliyorum.

Bu hafta Can sapıyla birlikte kocaman bir kereviz kadar olmuş. Artık uyanıkken gözlerini açık tutuyormuş ve de ışığı ve karanlığı algılayabiliyormuş. Bu haftanın sonunda yaklaşık 42 cm ve 2000 gram kadar olacakmış. Bir de artık kendi bağışıklık sistemine sahipmiş. İnsan gerçekten bazen inanamıyor. Benim vücudum nasıl bir bebek yaratabiliyor diye düşünmeye kalkınca kafayı yemek işten bile değil.

Bu hafta ofisteki bir arkadaşımın ikizlerinden kalan ve çok az kullandığı Mothercare beşiklerden birini almaya gittik. Aslında annemler Deniz’e aldıkları gibi Can’ın da karyolasını almak istediklerini söylemişlerdi ama karyolanın yanısıra yatağımın hemen yanına koyabileceğim bir beşik fikri çok pratik geldi. Chicco’nun Next 2 Me yataklarının fiyatını görünce “topu topu 5 ay kullanacağımız bir yatağa bu kadar para vermeye gerek yok” demiştim. O yüzden arkadaşım beşiğini satmak istediğini söyleyince hemen “ben talibim” dedim. Böylece minik bir beşiğimiz oldu. Şimdi onun boyutuna uygun nevresim takımı almamız gerekiyor. Onu da karyola siparişi vermeye gittiğimizde hallederiz artık 🙂

Hamilelik Günlüğü – 29. Hafta

29. Hafta ultra yoğun geçti. Haftasonu İDA‘nın Keşkesiz Doğuma Hazırlık eğitimine katıldık. Gerçekten çok memnun kaldık. Ödediğimiz paranın her kuruşuna değdi. Sabah 10’dan akşam 7’ye kadar sürüyor olmasına rağmen hiç sıkılmadık. Günün nasıl geçtiğini anlamadık. Bir ara ilk doğumumdaki keşkelerin hepsine o kadar üst üste vurgu yapıldı ki gözlerim bile doldu. İkinci doğumuma sahip çıkma konusunda son derece kararlıyım! Sınıfta sadece iki tane ssvd adayıydık, geri kalan bütün hamileler ilk çocuklarını bekliyorlardı.

İki gün boyunca kafamda doktora sormak isteyeceğim tüm sorular çok güzel şekillendi. Sürekli yeni yeni eklenen soruları yazarak güzel bir liste çıkardım ve çarşamba img_8481günkü muayeneyi beklemeye başladım. Bu arada ofiste işler gerçekten çok yoğun. Pazartesi günü tüm gün toplantıdaydım, akşam da eve gidince Deniz’le ilgilenip bayıldım. Salı sabahı birden en son ne zaman bir kıpırtı hissettiğimi hatırlayamadım. Bir paket Damak yedim ama yine tık yok. Sonrasında çok hafif bir iki kıpırtı oldu ama normalde tekmeler taklalar atan bebek yine de çok sakindi. İnanılmaz korktum. Öğleden sonra da bir paket biskolata yedim ama yine beklediğim tepkiyi alamadım. Eve gidince koltuğa uzanıp beklemeye karar verdim. Bir de apartmanın merdivenlerinden çıkarken başım dönüp diz üstü yere kapaklanınca sabahtan beri zaten bozuk olan moralim iyice bozuldu, başladım ağlamaya. Neyse ki göbeğimi falan vurmadım, avuç içlerim ve dizlerimin üzerine düştüm ama tabi çok korktum. Bir de kendimi kasmışım, hala kol kaslarım ağrıyor. Serkan hemen eve geldi. Bebek de hafif hafif de olsa kıpırdanmaya başladı. Ama yine de mutsuz ve keyifsiz bir akşam oldu.

Çarşamba sabahı not defterimi yanıma aldım ve hastaneye gittik. Kontrol çok güzel geçti. Oğlumuz 1.200 gram ve 37 cm olmuş. Her şey yolunda gözüküyor. Ancak sorulara geçtiğimiz zaman işler tersine döndü. İlk soru olarak “bir doula ile çalışmak istiyorum, siz bunu kabul ediyor musunuz?” diye sordum. Doktorumuz Cihat Bey ise “ben dula, zula, öyle şeyleri kabul etmiyorum. Bizim ekibimizde de kabul eden bulamazsın” diyerek kollarını önünde kavuşturdu. Zaten bu o kadar moral bozan bir tepkiydi ki diğer sorularımı sormaya bile korktum. Tek tek detaylara girmeyeyim ama sorduğum soruların hiçbirine tatmin edici bir¨yanıt alamadım. Sadece “eğer olası bir acil sezaryen durumunda baba ten tene temas yapabilir mi” ve “plasentamı alabilir miyim?” sorularına “evet, tabii” gibi net ve beklediğim yanıtları verdi ancak onun dışında bütün güvenimi alt üst eden yanıtlar aldım. Aslında “hayır, olmaz” diye yanıt vermedi ancak bunun da sonrasında “Acıbadem gibi A Plus bir hastanede bana hayır dediler” diyemeyeyim diye olduğunu düşünüyorum. İşin özeti, Cihat Bey kibarca bakış açısını belirtmiş oldu.

Muayeneden çıkıp bir alt kattaki laboratuvara şeker yükleme testi için gittiğimizde, Serkan ile birlikte çoktan doktor değiştirmemiz gerektiğinde hemfikir kalmıştık. Ama tabi doğum poliçemiz Acıbadem Hastanelerindeki kadrolu doktorları limitsiz olarak karşıladığı için ve Acıbadem kapsamında da doğal doğuma pozitif yaklaşan birini bulmak çok zor olduğu için şimdi dışarıdan bir doktor aramak durumundayız ve bu da bize maddi olarak ek bir yük getirecek. Hemen İDA’yı arayıp Hakan Bey’lerin ekibinin fiyatını aldık ancak onların paket (doktor, ebe ve doğum psikoloğu) fiyatı bizim bütçemizin çok çok üstünde kaldı. Şimdi kara kara doktor arıyoruz. Bu arada sanırım hastane de değiştirmek durumunda kalacağız, çünkü Fulya Acıbadem istediğimiz şartlara daha uygun gibi gözüküyor. Bugün Bakırköy Acıbadem’in doğum katına da çıktık ve gezdirmelerini rica ettik. SSVD deneyeceğimi söyleyince oradaki ebe “Cihat Hoca bunu kabul etti mi yani ? Çok riskli…” diyerek gözlerini devirince, koşa koşa uzaklaşmak istedim.

Şimdi yeni bir doktor arıyoruz ve bu doktor/hastane değişiminin bize kaç paraya mal olacağını hesaplamaya çalışıyoruz. Hafta sonu önümüze kağıt kalem alıp bir hesap yapmamız gerekecek ve önümüzü daha net görebileceğiz.

Laboratuvar sonuçları da gün içerisinde geldi. Şeker yükleme testinin sonucu 133 olarak gözüküyor. Henüz hastaneden aramadılar ama internetten baktığım kadarıyla üst limit 140’mış, o yüzden içim rahatladı. Yalnız kan değerlerim alt limitin altında çıktı ona biraz şaşırdım. Demir hapı kullanıyor olmama rağmen resmen kansızmışım. Sanırım biraz daha fazla kan yapıcı şeyler yemem lazım.

Yirmili haftaları geride bırakırken çok zor ve uzun geçen bir son hafta oldu. Otuzlu haftalarda umarım her şey yolunda gider 🙂

Hamilelik Günlüğü – 28. Hafta

28. Hafta arkadaşlarımızın düğünüyle başladı. Koca göbeğimle bir iki kez piste çıkmış olsam da aslında çok yoruldum ve zamanımın çoğunu masadan pisti izleyerek geçirdim. Sonrasında da hızlı bir pazar gününden sonra kendimi yine bir otelde buldum. 1

hafta süren eğitimlerimizin neyse ki sonuncusundayım. Sürekli otelde kalıyor olsak da hem eğitim programı çok yoğun olduğu için, hem de kalan zamanlarda günlük işlere bakmam gerektiği için bu eğitim haftalarında ekstra yoruluyorum. Bu sefer Deniz’den ayrılmak da çok çok zor geldi. Pazar akşamı oturdum, gitmek istemiyorum diye hüngür hüngür ağladım. Neyse ki şu anda oteldeki son gecemden yazıyorum. Bundan sonra olsa olsa 2-3 günlük eğitimler olur. Bu şekilde bir haftalık değil…

Otelde yatmaktan mı bilmiyorum ama göbeğim her geçen gün daha çok büyüyor gibi geliyor. Internette patlıcan kadar olduğu yazıyor ama herhalde bu amerikalıların hormonlu kocaman patlıcanları olsa gerek.img_3810 Bizim tam mevsimindeki patlıcanlar kadarsa ve benim de göbeğe bakılırsa, bir değil en az iki tane olmaları lazım.

Bu arada artık üçüncü trimester’dayız. Son düzlüğe girdik yani. Bundan sonra Brixton-Hicks denen yalancı kasılmaların hissedilebileceği yazıyor. Ben Deniz’e hamileyken hiç öyle bir şeyler hissetmediğim için yine beklemiyorum ama tabi yine de belli olmaz. Bu seferki hamileliğim yine az da olsa farklı ilerliyor. Belki yalancı kasılmaları da hissedeceğim tutar.

Bu haftasonu İstanbul Doğum Akademisi’nin verdiği Keşkesiz Doğuma Hazırlık Eğitimi‘ne gideceğiz. Bir yandan tam 1 hafta otelde kaldıktan sonra tam Deniz’e kavuşmuşken, hem cumartesi hem pazar sabah 10’dan akşam 7’ye kadar ne yapacağız acaba diye biraz moralim bozulsa da, bir yandan da çok heyecanlıyım. Neler anlatacaklarını çok merak ediyorum. Eğitimleri ya Nişantaşı ya da Bağdat Caddesi’ndeki yerlerinde veriyorlarmış. Bizim bu hafta için kayıt olduğumuz eğitim Nişantaşı’nda ve teyzemin evine de çok yakın. O yüzden yarın akşamdan gidip hafta sonu teyzemde kalacağız. Hem biz kurstayken onlar Deniz’le ilgilenebilecekler hem de bize de minik bir değişiklik olmuş olacak. Birkaç gün önce kurstan önce neler yapmamız gerektiğini anlatan uzun bir e-mail gönderdiler. İçerisinde 33 sayfalık gitmeden okunması gereken bir makalenin yanısıra bir de 3 soruluk anketimsi bir ödev vardı. Sorulardan bir tanesi de kendi doğumumuz hakkında ve o soruyu doldururken aslında annemin de beni ne kadar tramvatik bir şekilde doğurmuş olduğunu ve ne kadar çok yanlışlar yapıldığını tekrar anlamış oldum. Doğumların bu kadar ticarileşmiş olmaları ne kadar acı…

Bazen keşke ilk doğumumda da bu kadar bilinçli olabilseydim diye çok hayıflanıyorum ama sonra geriye dönüp baktığımda aslında kitaplar okudum, internetten blogları takip ettim, kendimce bir çok araştırma da yaptım. Sonrasında ne oldu da kendimi ameliyathane masasında buldum bazen hala anlayamıyorum. Şimdi bu sefer, bu kadar hazırlık yaptıktan sonra umarım ssvd yapmayı başarabilirim ve bu zinciri kırıp ileride kızıma da doğal olan yolu gösterebilirim.