Hamilelik Günlüğü – 36. Hafta

36. hafta hem psikolojik olarak hem de fizyolojik olarak biraz zor geçti. Serkan’ın işleri çok yoğun olduğu için eve uğrayamıyor olması da tuz biber oldu. Geceleri en az iki üç defa uyanıyorum ve sabah da altı buçukta kalkıp ofise gitmem gerektiği için çok bölük pörçük ve yetersiz uyumuş oluyorum. Bir de on gün önce başlayan ve ilk başlarda çok ciddiye almadığım bir pelvik kemik (çatı) ağrısı var ki artık gerçekten canımı yakmaya başladı. Ofiste veya evde, uyanıkken hiçbir şey yok. Uykuya geçtiğim zaman ortaya çıkıyor. Sağdan sola dönerken veya tuvalete kalkmak için yataktan inmeye çalışırken pelvik kemiğime inanılmaz bir ağrı saplanıyor. Eğer dizlerimin arasına yastık koyarsam biraz daha hafifliyor ama yine de sabah uyandığımda yataktan çok zor kalkabiliyorum. Doktora gittiğimde ilk soracağım şey olarak listeye girdi. İlk hamileliğimde hiç böyle bir şey yaşamadığım için neden olduğunu da bilemiyorum. Umarım ciddi bir şey değildir.

36. hafta itibariyle artık 9 aylık da hamile sayılıyorum sanırım. Bu hamilelikteki haftalarda ayların birbirini tutmuyor olmasına hala alışamadım. Ama zaten artık bu saatten sonra ben ne dersem o. Ben de 9 aylık hamileyim demeyi uygun görüyorum. Can kocaman bir papaya meyvesi kadar olmuş. Bu haftanın sonunda boyu 46 cm ve kilosu da 2700 gram civarında olacakmış. Bu hafta nefes alıp verişim birazcık rahatladı. Sanırım artık yavaş yavaş da olsa aşağı iniyor. Yine çok hızlıca nefes nefese kalabiliyorum ama en azından konuşurken daha rahatım. Belki de nefes almak kolaylaşırken pelvik kemiğimin ağrımaya başlaması tesadüf değildir. Belki de Can gerçekten aşağı doğru yola çıkmıştır 🙂

Bu haftanın bir de kötü haberi oldu benim içim. Doulam Özge arayarak artık kendi hamileliğinin 20. haftasında olduğu için doktorunun doğumlara katılmamasını söylediğini iletti. İçten içe Özge’ye ve doktoruna hak versem de, ve hatta hamile ve çabuk yorulacak bir doula konusunda kafamda çekinceler olsa da, zaten doktoruma da hala yüzde yüz güvenemediğim için kendimi birden çok yalnız hissettim. Ofiste resmen oturdum ağladım. Özge bana kendi doulası olan Yansı‘yı yönlendireceğini söyledi. Ben de beklemeye başladım.

Yansı çok geçmeden beni aradı ve tanışmak için bir öğle arasında benim ofise çok yakın olan Fındıklı Starbucks’ta buluşmaya karar verdik. Görüşmeye giderken hiç umudum yoktu. Nedense çok ön yargılı gittim. Ancak sonra onu çoook sevdim. Bir saatin nasıl geçtiğini bile anlamadım. Karşımda beni anlayan ve benimle aynı dili konuşan biri varken, Deniz’in doğumundan kalan pişmanlıklarımı da rahatça kelimelere dökmek inanılmaz iyi geldi. Ofise döndüğümde hem hafiflemiş hem de bir nebze olsun rahatlamıştım.

Bu arada doktorum da “ben dula zula, öyle şeyleri kabul etmiyorum” dediği için bir yandan eve yakın olan birkaç Acıbadem’deki bütün doktorlara da e-mail göndermiştim. Bir tanesinden ssvd için olumlu yanıt geldi. Şimdi haftaya olan doktor randevuma göre bir karar vereceğiz. Ya şimdiki doktorumla devam edeceğiz ya da içimize sinmezse diğer doktorla da bir görüşmeye gideceğiz. Artık bu haftadan sonra kabul eder mi bilmiyorum ama yine de denemeden pes etmek istemiyorum. Zaten doğum iznim başladığı için doktora gitmem ve sakin kafa düşünmem çok daha kolaylaşacak. Yansı’yla yapacağımız çalışmaları da ben doğum iznindeyken yapmaya karar verdik. Ofis mesaisi biter bitmez annelik mesaim full time başlayacak gibi gözüküyor. Ama her şeyden önce ilk iş Deniz’le başbaşa bir pastaneye gidip mozaik pasta yiyerek anne kız keyif yapacağız. 🙂