Hamilelik Günlüğü – 29. Hafta

29. Hafta ultra yoğun geçti. Haftasonu İDA‘nın Keşkesiz Doğuma Hazırlık eğitimine katıldık. Gerçekten çok memnun kaldık. Ödediğimiz paranın her kuruşuna değdi. Sabah 10’dan akşam 7’ye kadar sürüyor olmasına rağmen hiç sıkılmadık. Günün nasıl geçtiğini anlamadık. Bir ara ilk doğumumdaki keşkelerin hepsine o kadar üst üste vurgu yapıldı ki gözlerim bile doldu. İkinci doğumuma sahip çıkma konusunda son derece kararlıyım! Sınıfta sadece iki tane ssvd adayıydık, geri kalan bütün hamileler ilk çocuklarını bekliyorlardı.

İki gün boyunca kafamda doktora sormak isteyeceğim tüm sorular çok güzel şekillendi. Sürekli yeni yeni eklenen soruları yazarak güzel bir liste çıkardım ve çarşamba img_8481günkü muayeneyi beklemeye başladım. Bu arada ofiste işler gerçekten çok yoğun. Pazartesi günü tüm gün toplantıdaydım, akşam da eve gidince Deniz’le ilgilenip bayıldım. Salı sabahı birden en son ne zaman bir kıpırtı hissettiğimi hatırlayamadım. Bir paket Damak yedim ama yine tık yok. Sonrasında çok hafif bir iki kıpırtı oldu ama normalde tekmeler taklalar atan bebek yine de çok sakindi. İnanılmaz korktum. Öğleden sonra da bir paket biskolata yedim ama yine beklediğim tepkiyi alamadım. Eve gidince koltuğa uzanıp beklemeye karar verdim. Bir de apartmanın merdivenlerinden çıkarken başım dönüp diz üstü yere kapaklanınca sabahtan beri zaten bozuk olan moralim iyice bozuldu, başladım ağlamaya. Neyse ki göbeğimi falan vurmadım, avuç içlerim ve dizlerimin üzerine düştüm ama tabi çok korktum. Bir de kendimi kasmışım, hala kol kaslarım ağrıyor. Serkan hemen eve geldi. Bebek de hafif hafif de olsa kıpırdanmaya başladı. Ama yine de mutsuz ve keyifsiz bir akşam oldu.

Çarşamba sabahı not defterimi yanıma aldım ve hastaneye gittik. Kontrol çok güzel geçti. Oğlumuz 1.200 gram ve 37 cm olmuş. Her şey yolunda gözüküyor. Ancak sorulara geçtiğimiz zaman işler tersine döndü. İlk soru olarak “bir doula ile çalışmak istiyorum, siz bunu kabul ediyor musunuz?” diye sordum. Doktorumuz Cihat Bey ise “ben dula, zula, öyle şeyleri kabul etmiyorum. Bizim ekibimizde de kabul eden bulamazsın” diyerek kollarını önünde kavuşturdu. Zaten bu o kadar moral bozan bir tepkiydi ki diğer sorularımı sormaya bile korktum. Tek tek detaylara girmeyeyim ama sorduğum soruların hiçbirine tatmin edici bir¨yanıt alamadım. Sadece “eğer olası bir acil sezaryen durumunda baba ten tene temas yapabilir mi” ve “plasentamı alabilir miyim?” sorularına “evet, tabii” gibi net ve beklediğim yanıtları verdi ancak onun dışında bütün güvenimi alt üst eden yanıtlar aldım. Aslında “hayır, olmaz” diye yanıt vermedi ancak bunun da sonrasında “Acıbadem gibi A Plus bir hastanede bana hayır dediler” diyemeyeyim diye olduğunu düşünüyorum. İşin özeti, Cihat Bey kibarca bakış açısını belirtmiş oldu.

Muayeneden çıkıp bir alt kattaki laboratuvara şeker yükleme testi için gittiğimizde, Serkan ile birlikte çoktan doktor değiştirmemiz gerektiğinde hemfikir kalmıştık. Ama tabi doğum poliçemiz Acıbadem Hastanelerindeki kadrolu doktorları limitsiz olarak karşıladığı için ve Acıbadem kapsamında da doğal doğuma pozitif yaklaşan birini bulmak çok zor olduğu için şimdi dışarıdan bir doktor aramak durumundayız ve bu da bize maddi olarak ek bir yük getirecek. Hemen İDA’yı arayıp Hakan Bey’lerin ekibinin fiyatını aldık ancak onların paket (doktor, ebe ve doğum psikoloğu) fiyatı bizim bütçemizin çok çok üstünde kaldı. Şimdi kara kara doktor arıyoruz. Bu arada sanırım hastane de değiştirmek durumunda kalacağız, çünkü Fulya Acıbadem istediğimiz şartlara daha uygun gibi gözüküyor. Bugün Bakırköy Acıbadem’in doğum katına da çıktık ve gezdirmelerini rica ettik. SSVD deneyeceğimi söyleyince oradaki ebe “Cihat Hoca bunu kabul etti mi yani ? Çok riskli…” diyerek gözlerini devirince, koşa koşa uzaklaşmak istedim.

Şimdi yeni bir doktor arıyoruz ve bu doktor/hastane değişiminin bize kaç paraya mal olacağını hesaplamaya çalışıyoruz. Hafta sonu önümüze kağıt kalem alıp bir hesap yapmamız gerekecek ve önümüzü daha net görebileceğiz.

Laboratuvar sonuçları da gün içerisinde geldi. Şeker yükleme testinin sonucu 133 olarak gözüküyor. Henüz hastaneden aramadılar ama internetten baktığım kadarıyla üst limit 140’mış, o yüzden içim rahatladı. Yalnız kan değerlerim alt limitin altında çıktı ona biraz şaşırdım. Demir hapı kullanıyor olmama rağmen resmen kansızmışım. Sanırım biraz daha fazla kan yapıcı şeyler yemem lazım.

Yirmili haftaları geride bırakırken çok zor ve uzun geçen bir son hafta oldu. Otuzlu haftalarda umarım her şey yolunda gider 🙂

Hamilelik Günlüğü – 25. Hafta

25. Hafta başladı ve ben ikinci trimester’ın son 3 haftasına girdiğimizi fark ederek birazcık panik olmuş olabilirim. Hep bu sefer ne kadar çok hazırlıklı olduğumu ve planlı programlı gittiğimi düşünüyordum ama birden üçüncü trimester ufukta gözükünce sanki hiçbir şeye hazır değilmişim gibi hissetmeye başladım. Sanki bebeğin hiç kıyafeti yokmuş ve bir an önce alışverişe gitmem gerekiyormuş hissinden tutun da “aman tanrım nasıl doğurucam” korkusuna kadar hepsi bir anda kafama üşüştü. Bir yandan iş de çok yoğun gittiği için hiçbir şeye vakit ayıramıyorum ve Deniz’le son başbaşa olan günlerimizin tadını çıkartamadığımı hissediyorum ve bu da korkunç bir suçluluk duygusuyla beni başbaşa bırakıyor. Aslında yapmak istediğim çok şey var ve hiçbirine yetişemeyeceğim gibi geliyor. Bu hislerden kurtulmanın tek yolu da yavaş yavaş bir şeyler yapmaya başlamak sanırım diyerek bu hafta artık aksiyon almaya karar verdim.

İlk olarak Marie Mongan’ın “HypnoBirthing” kitabını okumaya img_7807başlamak için çantama attım. Aslında alalı bayağı oldu ancak bir türlü okumaya fırsat bulamamıştım. Adadan döndüğümüz için kitap okumak için inanılmaz bir fırsat olan vapur sefalarım da yok artık. Ama azimliyim artık okumaya başlayacağım. İstanbul Doğum Akademisi’ne Ekim ayındaki Keşkesiz Doğuma Hazırlık kurslarına kayıt olabilmek için e-mail gönderdim. Doulama mesaj attım. Birlikte Ekim ayında kurstan ve doktor randevumdan sonra çalışmalara başlamak üzere sözleştik. Yogaya hala geri dönemedim ama yürüyüşlerime yağmurlar el verdikçe devam ediyorum. Evdeki tadilatlar bitti, gardırop montajı sonunda tamamlandı ve yavaş yavaş da olsa yerleşiyoruz. O yüzden artık sakinleşebilirim diye düşünüyorum. Ekim ayı çok yoğun geçecek o yüzden kendime ayırabileceğim çok vaktim olacak mı bilemiyorum ama bunun beni panikletmesine izin vermemem gerekiyor. Bu ay yine bir hafta Kurtköy’de otelde eğitimde olacağım. Bir hafta sonu nikah bir hafta sonu da düğünümüz var. O hafta sonları ölü olacaktır. Bir hafta sonu da Keşkesiz Doğum Eğitimi’ne gidersek zaten Ekim ayı bitmiş olacak ve ben hamileliğimin üçüncü trimester’ında olacağım.

Bütün bu panikler ve yoğunluklar bir yana, bu hafta bizim oğlan inanılmaz hareketlendi ve bu beni acayip mutlu ediyor. Daha etrafımdaki kimseye yakalatamadım ama ben hareketlerini dışarıdan da anlayabiliyorum. Sabahtan akşama sürekli içeride kıpır kıpır oynuyor. Kendisi orta boy bir karnabahar kadar olmuş. Bu haftanın sonunda 800 gram ve 33 cm olması bekleniyormuş. Boy gerçekten bu kadar hızlı mı büyüyordu yahu ? Şimdiden 33 cm biraz uzun değil mi ?

Hamilelik Günlüğü – 24. Hafta

24. Hafta yollarda başladı. Bayram dönüşü Ataköy’e döndük ve yaz tatillerimiz ve hatta galiba ne yazık ki uzunca bir süre tüm tatillerimiz bitmiş oldu. Artık en yakın ne zaman bir yere gidebiliriz bilmiyorum. Eğer hamileliğin son dönemlerinde bana gelmezlerse ve dayanabilirsem, bundan sonraki ilk tatilimizde bebeğimiz de bizimle birlikte olur.

Bu hafta doktor kontrolümüz vardı. Heyecanla gittim ve hüsranla gördüm ki 1,5 kilo almışım. Tabii bunun tamamını bayramda aldığıma eminim. Neyse ki hala ekside olduğum için çok kötü durumda değilim ama yine de o kadar iyi başladığım kiloya bu kadar sert bir darbe vurmuş olmam biraz moralimi bozdu. img_767Cihat Bey bir ay sonraki kontrole kadar en fazla +1 kilo almam gerektiğini söyledi. Ben de son hızla tekrar sağlıklı beslenme ve yürüyüşlerime geri döndüm. Umarım hedefi aşmadan bu ayı tamamlayabilirim. Onun dışında bir sonraki kontrolde Şeker Yükleme testini yapacağımızı da söyledi. Hatırlamadığım için aç gitmem gerekip gerekmediğini sordum. Neyse ki bir önemi yokmuş, tok da gidebilirmişim. O şekerli sıvıyı içtikten sonra bir saat hiçbir şey yapmadan beklemek o kadar sıkıcı ki, bir de aç olmak iyice keyif kaçırabilirdi. Şeker Yükleme testinden sonra artık başka bir test kalmıyor, yalnızca bebeğin büyüyüşüne odaklanacağız.

Büyüme demişken, oğlumuz artık bir mısır kadar olmuş. Ultrason aletine göre 750 gramı geçmiş ve aşağı yukarı 30 cm uzunluğundaymış. Deniz 3500 gram ve 51 cm doğmuştu, bakalım oğlumuz doğduğunda ne kadarlık olacak?

Bu hafta bir gün Gebze ofise gitmem gerekti ve akşam eve döndüğümde perişandım. Daha ikinci trimester’da olmamıza rağmen artık çok daha hızlı yorulmaya başladım. Akşamları eve geldiğimde pestilim çıkmış oluyor. Gerçekten sadece Deniz için kendimi zorlayıp onun enerjisine ayak uydurmaya çalışıyorum. Yoksa yine ilk hamileliğimdeki gibi ayaklarımı dikip sadece yatmak ve dinlenmek istiyorum. Yürüyüşlere biraz daha abanıp kondisyonumu artırmam gerekiyor sanırım. Çünkü doğum iznine çıkmama daha çoook vakit var. Bu kadar çabuk yorulmamalıyım. 37. haftanın sonunda doğum iznine başlayacağımı varsayarak daha tam 13 hafta var. Bu da 3 ay daha aktif bir şekilde çalışacağım demek oluyor. Deniz’e hamileyken 32. haftadan sonra çok çabuk yorulmaya başlamıştım. Hatta hatırlıyorum “Sağlık Bakanlığı’nın bir bildiği varmış, 32’den sonra çalışmamak gerekiyor” diyordum. Ama o zaman hem çok çok kilo almıştım hem de 32’den sonrası yaza denk geliyordu ve sıcaklar da etkiliyordu. Şimdi hem kilo olarak daha hafif olmayı planlıyorum hem de aynı dönem sıcaklara değil soğuklara denk geleceği için daha rahat geçirmeyi umuyorum. Bakalım önümüzdeki aylarda neler neler olacak?

Hamilelik Günlüğü 13. ve 14. Haftalar – İkili Test

 

Birinci trimester’ın son haftasına geldik bile. İkili test için 2 Temmuz sabahı erkenden motorla Bakırköy’e geçip hastaneye gittim. Serkan çalışmak zorunda olduğu için gelemeyecekti. Biz de Ayla’yla gittik. Doktorun odasında hazırlanmış doktorun gelmesini beklerken hemşire odaya girdi ve “eşiniz geliyor” dedi. Ben önce başkasının kocasını yanlışlıkla getirecekler sandım ama sonra Serkan’ı görünce çok sevindim. 2016-07-02-PHOTO-00025871Dayanamamış, görmek için gelmiş. Bakırköy Acıbadem’deki perinatolog Özlem Pata’nın adını daha önce duymuştum ama ilk defa o gün tanışmış olduk. Çok sevecen ama korkunç yoğun çalışan bir doktor. Detaylı ultrasonla bebeğe bakarken bile bir yandan da hemşiresiyle başka bir hastası hakkında konuşuyorlardı. Ultrason sırasında uzun uzun bebeği görme fırsatımız oldu. Ben sanırım en çok kalplerinin pıt pıt pıt atmasını seviyorum. Bana nasıl bir mucizeyi yaşadığımızı tekrar tekrar hatırlatıyor o minik kalpler. Ense kalınlığını birkaç kez ölçüp, burun kemiği vb. birkaç diğer kontrolü de yaptıktan sonra, bizi laboratuvara yönlendirdiler. Bayram bitişinde sonuçların çıkacağını ve olur da ek bir test gerekirse Bodrum Acıbadem’de de yaptırabileceğimi söylediler ancak neyse ki buna gerek kalmadı. Bayram bittikten sonra bir gün aradılar ve testin sonuçlarının normal olduğunu, endişelenecek bir şey olmadığını söylediler.

İkili testi yaptırıp hastaneden çıktıktan sonra hızla adaya döndüm ve Deniz’i ve eşyalarımızı alıp hızlı bir şekilde Sabiha Gökçen’e gittik. Akşam Bodrum’daki eve ayak bastığımızda yorgunluktan ölmek üzereydim. Hamile bir şekilde, 2 yaşındaki bir çocukla, bayram yoğunluğundaki havaalanı gerçekten işkenceden beter oldu. Çok ama çok yoruldum. Neyse ki o gece Deniz hiç uyanmadı da ben de deliksiz bir uyku çekebildim. Sonrasında bayramdı, Symi’ydi, derken iki haftanın nasıl geçtiğini anlamadım bile. Bu sırada bebek de boş durmamış ve bir şeftali büyüklüğüne gelmiş.

Çok şükür hamileliğim epey rahat geçiyor. Deniz’i olabildiğince kucağıma almamaya çalışıyorum. Tatilde plajdayken genelde ağaç altındaki gölgelerde oturmaya çalıştım. Hamilelikteki güneş lekelerinden çok korkutmuşlardı beni ama yıllardır kullandığım güneş kremimi sürdüm ve herhangi bir problemle karşılaşmadım. Akşamları da genelde Deniz’den 1-2 saat sonra yattığım için uykusuzluk da çekmedim. Bol bol dinlenerek uzun zamandır hasretini çektiğim bir tatil geçirdim. Bebeğin hareketlerini hala hissedemiyor olmak çok sıkıcı. Deniz’e hamileyken de en çok o hareketler başladıktan sonra keyif almaya başlamıştım. O yüzden dört gözle içimdeki o minik kıpırtıları hissetmeyi bekliyorum.

İkili test sırasında Özlem Hanım bebeğin kemik yapısına göre “galiba erkeğe benzediğini” söyledi ancak bunun değişebileceğini de ekledi. Anlayacağınız yine öğrenemedik, yine öğrenemedik. Şimdi bir sonraki kontrolüm 30 Temmuz’da, kendi doktorumla. Dört gözle o muayeneyi ve doktorun ağzından çıkabilecek o bir kelimeyi bekliyorum.

Hamilelik Günlüğü – 12. Hafta

Sonunda Özge ile tanışabildik. Bir öğlen işten çıkıp Bebek’e gittim ve hem birlikte yemek yedik hem de bol bol konuşma fırsatı bulduk. Çalışmalarımıza yaz bittiğinde ve ben de 20.haftaları bulduğumda başlayacağız. O zamana kadar whatsapp ve e-mail aracılığı ile iletişimde kalacağız. Onunla birlikte yarım gün sürecek olan 3 çalışma yapacakmışız ve bunlara Serkan’ın da gelmesi gerekiyormuş. Ayrıca doktorumu da tanımadığı için bir randevuya o da gelecek. Böylece toplamda 4 kere bir araya gelmiş olacağız. Doğumdan önce mutlaka ve mutlaka doğuma hazırlık kursu almamızı (yine Serkan ile) önerdi. Kurs olarak da Hakan Çoker’in kurucusu olduğu Istanbul Doğum Akademisi‘ni veya Emirgan’daki DO-UM‘u önerdi. Bu eğitimler için de henüz çok çok erken. Anlaşılan yaz boyu çok kilo almamak ve aktif olmak ile dinlenmekten başka yapabileceğim çok bir şey olmayacak gibi gözüküyor.

Bu hafta eğitim için otelde olduğumdan nispeten daha az yoruluyorum. Daha doğrusu yine çok yoruluyorum ve kendimi acayip uykusuz hissediyorum ama sonuçta bütün gün oturduğum ve sonrasında parka gidip 2 yaşında bir çocukla koşturmak zorunda olmadığım için daha çok dinlenebiliyorum.

Bu haftaki yoga dersinden sonra bu sefer üst bacaklarım yerine sırt kaslarım ağrıdı. Üst bacaklarımı hamlıktan kurtardığımıza göre biraz daha zorlamanın vakti geldi sanırım. Şimdi araya tatil gireceği için 2 hafta yapamayacağız. Aslında ben kendim de 5 dakikalığına bile olsa bazı hareketleri yapabilirim biliyorum, ama Deniz’le tatildeyken bunun mümkün olacağını ne yazık ki sanmıyorum.

Bu cumartesi sabahı ikili test için erkenden adadan Bakırköy’e ineceğim. Serkan o gün arabayla yola çıkacağı için sanırım gelemeyecek. Ben de onun yerine Ayla’yı çağırdım. Nedense bu doktor kontrollerinde hiç yalnız olmak istemiyorum. Deniz de de mutlaka hep birini istiyordum yanımda. Doktordan sonra bulduğum ilk denizotobüsü ve sonrasında da motora binip yine adaya döneceğim ve Deniz öğle uykusundayken ayaklarımı tavana dikip biraz dinlenmeye çalışacağım. Annem Deniz’i normalde uyuduğundan biraz daha erken uyutmaya çalışacak çünkü normalde akşamüstü 4’e kadar uyuduğu oluyor ancak bizim 15:55 motoruna binmiş olmamız gerekeceği için ve de ilk defa başbaşa yapacağımız bu uçak yolculuğunda uykusuz olmasını istemediğim için biraz daha erken uyutup bu problemi halletmeyi planlıyoruz.

Karnımdaki Misketbebek misket limonu büyüklüğüne gelmiş bu hafta. O da böylece benim karnımda ilk yolculuğunu yapıyor olacak. Cumartesi günkü ikili testi yapacak olan perinatolog cinsiyeti görür mü acaba ?

İkinci çocuk heyecanı: Kalabalıklaşıyoruz !

IMG_8867_2

Deniz’e hamile olduğumdan şüphelendiğim zaman yaptığım idrar testlerinin üç tanesinden ikisi negatif çıkmıştı. O yüzden eczanelerde satılan hamilelik testlerine olan güvenim sıfır. Bir de bu sefer tabi daha tecrübeliyim, adetime 1 gün kala ofisin yakınındaki polikliniğe gidip kan verdim. 1 saat sonra aldığım sonuçtaki Beta-HCG seviyesi alt sınır olan 39,1’in çok az üstündeydi: 39,72. Yine de bu değeri görmek hamile olduğuma emin olmama yetti. 4 gün sonra testi tekrarladığımda değerin 226,29’ya yükseldiğini gördüm ve arayıp doktorumdan randevu aldım. Hamileliğin daha çok başında olduğumuz için doktor hemen gitsem bile keseyi göremeyeceğimizi söyleyip, 3 hafta sonrasına randevu verdi. O upuzun 3 haftanın birinde otelde eğitimde olduğum için zaman nispeten hızlı geçti, yoksa nasıl dayanırdım bilmiyorum.

Doktorun odasına girdiğimizde heyecandan ölmek üzereydim. Keseyi görene kadar da kalbim pır pır atmaya devam etti. Ne zamanki o minik keseyi gördük ve kalp atışlarını dinledik, içim rahatladı. Doktorumuz her şeyin yolunda olduğunu söyledi. Folik asit almaya ve egzersizlerime devam etmemi de ekledi. Yine 3 hafta sonrasına randevu alarak mutlu mesut hastaneden çıktık.

Bu arada, ikinci çocuk için hazır olduğumuza karar verdikten sonra hummalı bir doktor araştırmasına başlamıştım. Deniz’in doğum hikayesini okumuş olanların bileceği gibi, ilk doğumumdan ve de sezaryenden hiç mutlu değildim. O yüzden ssvd (sezaryen sonrası vajinal doğum) yapmayı kabul edecek ve de aynı zamanda doğum sigortamız oradan olduğu için evimize yakın Acıbadem’lerin birinde kadrolu çalışan bir doktor bulmam gerekiyordu. Birkaç doktorla görüşüp, muayene olduktan sonra sonunda bir tanesiyle elektriğimiz tuttu. SSVD’yi de deneyebileceğimizi söylediği için onunla devam etmeye karar verdim. İlk hamileliğimin 39. haftasında yaşadığım o büyük şoktan sonra, işi şansa bırakmamaya da kararlıyım. SSVD yapmasıyla meşhur, ancak Acıbadem’de çalışmayan başka bir doktora da ara ara kontrole gitmeyi planlıyorum.

Bir yandan da doktor dışındaki hazırlıklarda hiçbir eksik olmasın istiyorum. Bu hamileliğimde bir doula ile çalışmaya kesin kararlıyım. İçime sinen bir tanesiyle konuştuk, ilk fırsatta yüzyüze tanışacağız. Kundalini yoga dersleri veren liseden bir arkadaşımla geçen cumartesi Khalsa yoluyla hamilelik yogası yapmaya başladık. İlk ders hem zorlu hem de inanılmaz keyifli geçti. Ina May Gashkin’in “Doğuma Hazırlık Rehberi”ni de vapurla işe gidip gelirken, bir çırpıda yalayıp yuttum.

Önümde 9 ay var. Buradan hafta hafta gelişmeleri paylaşmayı planlıyorum. Bu seferki hamileliğimde elimden gelen her şeyi yapıp bebeğimi doğal doğumla kucağıma almak istiyorum. Yine de bir terslik/komplikasyon olursa tabii ki yapacak bir şey yok ama yine de en azından bana düşen her şeyi yaparsam, ilk seferki gibi bir hayal kırıklığı yaşamamayı umuyorum.

Muhteşem 10. Yıl Haftasonu – Sebepsiz Yüksek Ateş

25 Ocak Serkan’la 10. yıldönümümüzdü. O yüzden aylar öncesinden 23-24 Ocak hafta sonu için The House Galatasaray‘a rezervasyon yaptırmıştık. Cumartesi sabahı erkenden çıkıp Çukurcuma’ya gidecektik. Güzel bir kahvaltı edip, sokaklarında dolaşıp biraz antikacıları gezdikten sonra otele giriş yapacaktık. Deniz’i de bu vesileyle ilk defa anneannesi ve dedesine bırakacaktık. Daha önce gece çıktığımız zaman geç döndüğümüz için bizi görmediği olmuştu ama ilk defa evinden başka bir yerde uyuyacaktı.

Cuma gecesi her şeyi hazırlayıp yattık. Gece 1’de Deniz beni yanağımı okşayarak uyandırdığında cayır cayır yandığını fark ettim. Hemen ateşini ölçtüm ve 39’u görünce ödüm koptu. Pijamalarını çıkarttım ve yalnızca fanilasıyla kaldı. IMG_3394Tuvalete götürüp lazımlığa oturttum, ben de yanına oturdum. El içleri ve ayaklarının altı da çok sıcaktı. Çıplak ayakla banyo fayansına basınca biraz ferahlamış oldu. Bu sırada kaka ve çişini de yaptı. Poposunu temizleyip odasına gittik. Birkaç oyuncak alıp koridora çıktık ve yerde oynamaya başladık. Bir süre sonra tekrar ateşini ölçtüm, hala hiçbir azalma olmadığını görünce bir ölçek ateş düşürücü verdim. Biraz mutfağıyla, biraz da legolarıyla oynadık. Saat de bu sırada 2 buçuk olmuştu. Onu uyutup ben biraz kitap okuyarak vakit geçirdim. Ateşinin düştüğünden emin olduktan sonra ben de yattım. Sabah 7’de yine beni uyandırdı. Baktığımda yine çok ateşi olduğunu gördüm. Hemen ölçtük: yine 39 ! Bu sefer hiç beklemeden bir ölçek ateş düşürücü verdim. Yatakta oyalanıp keyif yaptık ve meme emdi. Saat 8’de ateşinin sadece 38’e düştüğünü görünce kalkıp toparlandık ve hastaneye gittik. Normalde randevumuz yoktu ancak ara randevu istediğimizi söyleyip beklemeye başladık. Sabah çok erken gitmiş olduğumu için henüz yoğunlaşmamıştı. Bir an önce doktoru görebildik. Doktor Deniz’i iyice muayene etti ancak kesin bir şey bulamadı. Zaten Deniz’de ne bir öksürme ne bir tıksırma ne burun tıkanıklığı ne de keyif kaçıklığı olmadığı için Serkan da önemli bir şey yoktur diye düşünüyordu. Sadece ateş düşürücüye dirençli yüksek ateş vardı. Laboratuvara gidip grip için burun testi yaptırdık. Bir yaşındaki kan verme hatırasını hala hatırlayan Deniz daha laboratuvara girer girmez alt dudağını düşürdü. Neyse ki burun testi çok hızlı ve kolay olduğu için (kulak çubuğuna benzer ufak bir burnuna sokup çıkartıyorlar ve sümükten örnek alıyorlar) hızlıca çıktık. 20 dakika sonra test sonuçlanmıştı: Negatif. Doktor bunun üzerine diğer seçenekleri de elemek için kan ve idrar testi yaptırabileceğimizi söyledi ama biz kan testini hiç istemedik. Deniz’in kan vermesi onun için o kadar travmatik bir şey oluyor ki ateşten başka hiçbir belirti yokken onu o kadar üzmek istemedik. Doktor da “o halde iki gün izleyelim, eğer devam ederse Pazartesi tekrar bakalım” dedi. Ne olur ne olmaz diye evdekinden daha kuvvetli bir ateş düşürücü de yazdı. İlacı alıp annemlere gittik. Ben otele gitmeyelim bari dedim ama rezervasyonu iptal etmek için çok geçti ve dolayısıyla parayı kredi kartından çekeceklerdi. Annem içlerine sinmeyen bir durum olursa hemen arayacaklarına söz verdi ve bizi gönderdi. Biz tabi hayal ettiğimizin çok uzağında bir haftasonu geçirmiş olduk. Aklımız hep Deniz’de, gözlerimiz telefonlarımızdaydı. Sürekli annemlerden haber bekliyorduk. Deniz’in ateşi hep ilaçla düşüyor, ilacın etkisi geçince tekrar yükseliyordu.

IMG_3413Yine de otele gitmek havamızı değiştirmiş oldu. Odaya ikram olarak bırakılmış olan şampanyayı içip bir de çift masajı yaptırdıktan sonra bir önceki gecenin de yorgunluğuyla akşam yemeğine kadar uyuduk. Akşam yemeği için Cihangir’deki Aliye Meyhane‘ye gittik. Mükemmel lezzetli bir akşam yemeği yedik. Kar da yağdığı için çok güzel bir manzaramız vardı. Deniz’in gece uyumadan önce ateşinin yine 39’a çıktığını öğrenince biraz moralimiz bozuldu ama hem anneanne ve dedesiyle olduğunu bildiğimiz için hem de artık rakı etkisini iyice gösterdiği için çok kafamıza takmadık.

Ertesi gün kahvaltıdan sonra geç check-out yapmak için otelle önceden konuşmuştuk. Otelden çıktıktan sonra da Çiçek Pasajı’ndan turşu, Vefa’dan boza alışverişi gibi planlarımız vardı ama Deniz’in gece hiç uyumadığını ve ateşinin de ilacın etkisi geçer geçmez tekrar 39’a çıktığını öğrenince içimize sinmedi. Hızlıca kahvaltımızı edip (otelin kahvaltısı çooook güzeldi), bir taksiye atladığımız gibi – Vefa Bozacısı‘na uğrayıp bozamızı alarak – erkenden eve döndük.

Deniz bizi görünce mutluluktan havalara uçtu. Biz gittiğimizde ateşi 37.5’a düşmüştü. Annemler sabah ilaç da vermemişler. Öğlen yemeğinden sonra ben yine bir ölçek ateş düşürücü verdim ve Deniz saat 2’de uyudu. Saat 6’ya kadar mışıl mışıl uyuyunca içimiz ferahladı. Ben de küçükken hastalandığımda eğer uzun uyursam annem iyileştiğim için rahatlarmış. Deniz de iyice dinlenmiş uyandı. Sonrasında pek iştahı yoktu, akşam yemeğini çok severek yemedi ve akşam dokuzda tekrar uyumuştu. Akşam yatmadan önce ateşi yine 37.5’tu ama artık ilaç vermedik. Sabah kalktığında da bir şeyi kalmamıştı. 2 yaşında gelmesi gereken büyük azı dişleri erken mi gelmeye kalktı, yoksa üşütmüş müydü hala bilmiyoruz ama ateşi düşüp hayat normale döndüğü için hepimiz çok rahatladık. IMG_3444IMG_3447

Bebeklerde Kalpte Üfürüm

Deniz_arabada Deniz’in ilk ay kontrollerinin birinde çocuk doktorumuz bize bebeklerin kalbinde ara ara duyulabilen bir üfürümden bahsetmişti. “Olur da başka bir doktora gösterirseniz ve o söylerse diye anlatıyorum; yoksa hiç anlatmazdım, panik olmanıza gerek yok” demişti. Bu üfürüm, 1 yaşına kadar kendiliğinden yok olur diye de eklemişti. Ben de hiç kafama takmamıştım.

En son gittiğimiz 15 ay kontrolünde ise bu üfürüm konusu tekrar açılınca ödüm patladı. Deniz’in kalbindeki üfürümün hala geçmediğini ve bu yüzden mutlaka bir çocuk kardiyologuna göstermemiz gerektiğini söyledi. Doktorun odasından çıkar çıkmaz internette deli gibi kalpteki üfürümlerle ilgili ne bulursam okumaya başladım. Annem ve kayınvalidem de doktor arkadaşlarına bu konudan bahsedip doktor adı önermelerini istemişler. Hem annemin çocuk doktoru arkadaşı hem de kayınvalidemin çocuk cerrahı olan arkadaşı bize çocuk kardiyolojisinde bir numaranın Aygün Dindar hanım olduğunu söyledi. İki taraftan da aynı isim gelince hiç tereddüt etmeden bir sonraki Cumartesi gününe Aygün Hanım’ın Nişantaşı Valikonağı’ndaki muayenehanesinden randevu aldım.

Cumartesi sabahı erkenden muayenehaneye gittik ve bekleme odasında beklemeye başladık. Bekleme odasındaki sehpa üzerindeki kaplumbağalara Deniz bayıldı. Ayrıca çocuk alanındaki oyuncaklar da çok ilgisini çekti ve hiç sıkılmadan bekledik. Sıra bize geldiğinde bebek ekosunun çekileceği odaya girdik. Bluzunu çıkartıp yarı çıplak yatırdığımızda Deniz ciyak ciyak ağlamaya başladı. Doktor Hanım emzirebileceğimi söyleyince ben de hemen emzirmeye başladım. Yine de çok korktu sanırım çünkü emerken gözlerinden yaşlar geliyordu. Bebek ekosu aslında hiç korkunç bir şey değil. Aynı ultrasonda olduğu gibi ucuna krem sürülmüş (bu tabi soğuk oluyor) bir aparatla kalbinin üzerinde gezdiler ve bu esnada ekranda kalbin detaylarını görebildik. Eko bittikten sonra odaya geçtik ve çok şükür Deniz’deki üfürümün “masum üfürük” olduğunu öğrenip rahatladık.

Deniz_doktorda

Bebeklerin kalp kapakçıkları yetişkinlerdeki gibi sertleşmemiş olduğu için kalbe kan pompalayan damarlarda normalin dışında bir ses olurmuş. İşte buna masum üfürüm deniyor. 7 yaşına kadar kapanabilirmiş ve rutin kontrol dahi gerekmiyormuş. Sadece okula başlamadan önce götürüp tekrar baktıracağız. Tabi bu üfürüm farklı sebeplerden de olabilirmiş ve eğer masum üfürük değilse başka kalp hastalıklarının habercisi olabilirmiş.Bu yüzden mutlaka kontrol ettirilmesinde fayda var.

Biz Aygün Hanım’dan çok memnun kaldık. Güven veren ve sıcak bir doktor. Bize uzun uzun üfürümün sebeplerini ve bebek kalbinin detaylarını anlattı. Kafamızda hiç soru işareti kalmadı.

Umarım kimsenin ihtiyacı olmaz; ancak ihtiyaç halinde Aygün Hanım’ın internet sitesi: http://www.aygundindar.com/

Şimdiden tüm bebeklere geçmiş olsun !

Deniz_doktorda2