Hamilelik Günlüğü – 25. Hafta

25. Hafta başladı ve ben ikinci trimester’ın son 3 haftasına girdiğimizi fark ederek birazcık panik olmuş olabilirim. Hep bu sefer ne kadar çok hazırlıklı olduğumu ve planlı programlı gittiğimi düşünüyordum ama birden üçüncü trimester ufukta gözükünce sanki hiçbir şeye hazır değilmişim gibi hissetmeye başladım. Sanki bebeğin hiç kıyafeti yokmuş ve bir an önce alışverişe gitmem gerekiyormuş hissinden tutun da “aman tanrım nasıl doğurucam” korkusuna kadar hepsi bir anda kafama üşüştü. Bir yandan iş de çok yoğun gittiği için hiçbir şeye vakit ayıramıyorum ve Deniz’le son başbaşa olan günlerimizin tadını çıkartamadığımı hissediyorum ve bu da korkunç bir suçluluk duygusuyla beni başbaşa bırakıyor. Aslında yapmak istediğim çok şey var ve hiçbirine yetişemeyeceğim gibi geliyor. Bu hislerden kurtulmanın tek yolu da yavaş yavaş bir şeyler yapmaya başlamak sanırım diyerek bu hafta artık aksiyon almaya karar verdim.

İlk olarak Marie Mongan’ın “HypnoBirthing” kitabını okumaya img_7807başlamak için çantama attım. Aslında alalı bayağı oldu ancak bir türlü okumaya fırsat bulamamıştım. Adadan döndüğümüz için kitap okumak için inanılmaz bir fırsat olan vapur sefalarım da yok artık. Ama azimliyim artık okumaya başlayacağım. İstanbul Doğum Akademisi’ne Ekim ayındaki Keşkesiz Doğuma Hazırlık kurslarına kayıt olabilmek için e-mail gönderdim. Doulama mesaj attım. Birlikte Ekim ayında kurstan ve doktor randevumdan sonra çalışmalara başlamak üzere sözleştik. Yogaya hala geri dönemedim ama yürüyüşlerime yağmurlar el verdikçe devam ediyorum. Evdeki tadilatlar bitti, gardırop montajı sonunda tamamlandı ve yavaş yavaş da olsa yerleşiyoruz. O yüzden artık sakinleşebilirim diye düşünüyorum. Ekim ayı çok yoğun geçecek o yüzden kendime ayırabileceğim çok vaktim olacak mı bilemiyorum ama bunun beni panikletmesine izin vermemem gerekiyor. Bu ay yine bir hafta Kurtköy’de otelde eğitimde olacağım. Bir hafta sonu nikah bir hafta sonu da düğünümüz var. O hafta sonları ölü olacaktır. Bir hafta sonu da Keşkesiz Doğum Eğitimi’ne gidersek zaten Ekim ayı bitmiş olacak ve ben hamileliğimin üçüncü trimester’ında olacağım.

Bütün bu panikler ve yoğunluklar bir yana, bu hafta bizim oğlan inanılmaz hareketlendi ve bu beni acayip mutlu ediyor. Daha etrafımdaki kimseye yakalatamadım ama ben hareketlerini dışarıdan da anlayabiliyorum. Sabahtan akşama sürekli içeride kıpır kıpır oynuyor. Kendisi orta boy bir karnabahar kadar olmuş. Bu haftanın sonunda 800 gram ve 33 cm olması bekleniyormuş. Boy gerçekten bu kadar hızlı mı büyüyordu yahu ? Şimdiden 33 cm biraz uzun değil mi ?

İkinci çocuk heyecanı: Kalabalıklaşıyoruz !

IMG_8867_2

Deniz’e hamile olduğumdan şüphelendiğim zaman yaptığım idrar testlerinin üç tanesinden ikisi negatif çıkmıştı. O yüzden eczanelerde satılan hamilelik testlerine olan güvenim sıfır. Bir de bu sefer tabi daha tecrübeliyim, adetime 1 gün kala ofisin yakınındaki polikliniğe gidip kan verdim. 1 saat sonra aldığım sonuçtaki Beta-HCG seviyesi alt sınır olan 39,1’in çok az üstündeydi: 39,72. Yine de bu değeri görmek hamile olduğuma emin olmama yetti. 4 gün sonra testi tekrarladığımda değerin 226,29’ya yükseldiğini gördüm ve arayıp doktorumdan randevu aldım. Hamileliğin daha çok başında olduğumuz için doktor hemen gitsem bile keseyi göremeyeceğimizi söyleyip, 3 hafta sonrasına randevu verdi. O upuzun 3 haftanın birinde otelde eğitimde olduğum için zaman nispeten hızlı geçti, yoksa nasıl dayanırdım bilmiyorum.

Doktorun odasına girdiğimizde heyecandan ölmek üzereydim. Keseyi görene kadar da kalbim pır pır atmaya devam etti. Ne zamanki o minik keseyi gördük ve kalp atışlarını dinledik, içim rahatladı. Doktorumuz her şeyin yolunda olduğunu söyledi. Folik asit almaya ve egzersizlerime devam etmemi de ekledi. Yine 3 hafta sonrasına randevu alarak mutlu mesut hastaneden çıktık.

Bu arada, ikinci çocuk için hazır olduğumuza karar verdikten sonra hummalı bir doktor araştırmasına başlamıştım. Deniz’in doğum hikayesini okumuş olanların bileceği gibi, ilk doğumumdan ve de sezaryenden hiç mutlu değildim. O yüzden ssvd (sezaryen sonrası vajinal doğum) yapmayı kabul edecek ve de aynı zamanda doğum sigortamız oradan olduğu için evimize yakın Acıbadem’lerin birinde kadrolu çalışan bir doktor bulmam gerekiyordu. Birkaç doktorla görüşüp, muayene olduktan sonra sonunda bir tanesiyle elektriğimiz tuttu. SSVD’yi de deneyebileceğimizi söylediği için onunla devam etmeye karar verdim. İlk hamileliğimin 39. haftasında yaşadığım o büyük şoktan sonra, işi şansa bırakmamaya da kararlıyım. SSVD yapmasıyla meşhur, ancak Acıbadem’de çalışmayan başka bir doktora da ara ara kontrole gitmeyi planlıyorum.

Bir yandan da doktor dışındaki hazırlıklarda hiçbir eksik olmasın istiyorum. Bu hamileliğimde bir doula ile çalışmaya kesin kararlıyım. İçime sinen bir tanesiyle konuştuk, ilk fırsatta yüzyüze tanışacağız. Kundalini yoga dersleri veren liseden bir arkadaşımla geçen cumartesi Khalsa yoluyla hamilelik yogası yapmaya başladık. İlk ders hem zorlu hem de inanılmaz keyifli geçti. Ina May Gashkin’in “Doğuma Hazırlık Rehberi”ni de vapurla işe gidip gelirken, bir çırpıda yalayıp yuttum.

Önümde 9 ay var. Buradan hafta hafta gelişmeleri paylaşmayı planlıyorum. Bu seferki hamileliğimde elimden gelen her şeyi yapıp bebeğimi doğal doğumla kucağıma almak istiyorum. Yine de bir terslik/komplikasyon olursa tabii ki yapacak bir şey yok ama yine de en azından bana düşen her şeyi yaparsam, ilk seferki gibi bir hayal kırıklığı yaşamamayı umuyorum.

Doğum Hikayesi – Deniz

 

Hastane

Annemin ve teyzemin zorlu normal doğum hikayelerini senelerdir dinliyor olmama rağmen, hamile olduğumu öğrendikten sonraki dönemde hep normal doğum istedim. Sezaryenin aslında bir ameliyat olduğu gerçeği ve normal doğumun bebek için daha yararlı olduğu gibi çeşitli sebeplerle sezaryeni hiç istemedim. Doğum ile ilgili okuduğum kitaplarda da Sezaryen Doğum kısmını hiç dikkatimi vererek okumadım. Kendimi sürekli normal doğuma hazırlamaya çalıştım. Internetten birçok doğum hikayesi okudum ve Youtube’dan bol bol doğum videosu izledim. Vakit ayarlayıp da hamile yogası gibi aktivitelere gidemesem de, sıcak soğuk, yağmur çamur demeden her gün yürüdüm. 8. ayın sonuna doğru Ayşe Tolga’nın aromaterapi markası olan Aisha‘dan Perine Masaj yağı dahi aldım (Ancak sonrasında artık kocaman olmuş göbeğim sebebiyle bu masajı hiç yapamadım).

Internetteki doğal doğumla ilgili okuduğum onca yazının sonucunda “ilaçsız” tamamen “doğal” doğum beni cezbediyor olsa da, acıya çok dayanıksız bir yapım olduğunu bildiğim için epidural anestezi ile  normal doğururum diye düşünüyordum.

Aşırı uyku hali dışında kolay bir hamilelik geçirdim. Ne başlarda mide bulantılarım oldu, ne de sonlara doğru ayak şişmesi. 39. haftaya kadar da her şey yolunda ilerledi. 39. haftadaki son kontrolümde, yani 28 Haziran 2014’te, kontrole annem ve Serkan’la birlikte gittik. O gün ilk defa NST’ye girecektim. Etrafımdaki herkes artık doğumun her an başlayabileceğini bildiği için hepimiz hafif bir telaş içerisindeydik.

Doktorun odasında her zamanki gibi ultrason aleti göbeğime dayandı ve Deniz’in el, kol, bacak ve kafasını görmeye başladık. O güne kadar – kilo alımımı yavaşlatmam gerektiği dışında – hiç negatif bir şey söylememiş olan doktorum, suyumun çok azaldığını ve bebeğin çoktan 3,5 kiloyu geçtiğini söyledi. Önerisi bir an önce sezaryen olmamdı. Normal doğumu bekleyip denesek bile sonucun büyük ihtimal acil sezaryen olacağını söyledi ve bu sebeple 1 Temmuz sabahına ameliyat planını yaptık.

Daha doktorun kapısından çıkar çıkmaz ben ağlamaya başladım. Bütün gün de gözyaşlarım hiç durmadı. Annem panik halinde bebeği görmeye gelecek misafirler için seri halinde tatlı/tuzlu kurabiye üretimine geçti. Ben de bütün arkadaşlarıma haber verip; bir yandan da kendimi internetten sezaryen doğum hikayeleri okumaya verdim.

Doğumdan önceki gün Serkan’la sabah Bebek’e gittik. Bebek Kahvesi’nde süper bir kahvaltı ettik. Bebek Badem Ezmecisi’nden bol miktarda lohusa şekeri aldık. Eve döndüğümüzde akşamüstü olmuştu. Doktorum akşam yemeğinde kahvaltı tarzı hafif şeyler yememi söylemişti. Eğer epidural esnasında mide dolu olursa bulanıyormuş. Keşke bunu da ekleseydi. Kahvaltı deyince biz kurduk Pazar Kahvaltısı gibi bir sofra ve karnımı – ne yazık ki – fazlasıyla doldurdum.

Gece heyecandan hiç uyuyamadım. Kocaman göbeğimle sürekli bir sağa bir sola döndüm. 9 ay boyunca beni aşırı rahat ettirmiş olan hamile yastığım  bile o akşam işe yaramadı.

Sabah giyindik, hazırlandık ve ailenin tüm fertleriyle birlikte yola çıktık. Hastanenin kapısında Düğme Film‘den Büşra ve Kaan hazır ve nazır bekliyorlardı. Odaya yerleştikten sonraki 1 saat nasıl geçti hiç hatırlamıyorum.

IMG_5242

Doğuma benimle birlikte Serkan ve annemin dayısı olan dayıdedem girecekti. Ameliyathane kapısında hasta bakıcı, “önce Mine Hanım’a epidüral’ı takalım, sizi daha sonra çağıracağız” dediklerinde benim gözyaşlarım yine akmaya başladı.Hiç yalnız kalmayacağımı zannederken yine yalnız kalmıştım.

IMG_5779

Ameliyathaneden daha girer girmez nefret ettim. Bembeyaz, çok fazla aydınlık ve çok soğuktu. Etrafta kim olduğunu bilmediğim bir çok insan vardı. Epidurali takmak için gelen aneztezist doktor hanım çok kibar olsa da benim ilk görüştüğüm aneztezi doktorundan farklıydı ve bu farklılık dahi ilk etapta inanılmaz bir güvensizlik oluşturdu. Epidurali takmak için önce beni yan çevirdiler. Sonra bir hasta bakıcı benim bacaklarımı cenin şeklinde karnıma çekebildiğim kadar çekebilmem için yardımcı olmaya çalıştı. Kocaman bir göbekle bu pozisyona girmeye çalışmak inanılmaz rahatsızlık veriyordu. Bu sırada epidural iğnesini omuriliğime yapmaya başladıklarını hissettim. Çok ama çok yanım yandı. İstem dışı kıpırdamışım, doktor hanım’dan azar işittim. Bu sefer hüngür hüngür ağlamaya başladım. İlk deneme başarısızdı. Hasta bakıcı daha sıkı bir şekilde el ve ayaklarımı bir arada tutmaya çalışırken ikinci defa iğneyi sapladılar ve bu sefer midem bulanmaya başladı. Önceki akşam ettiğim mükellef kahvaltının böyle bir sonucu olacağını bilseydim asla ağzıma lokma koymazdım. Zar zor “midem bulanıyor” diyebildim, hemen ufak bir kase getirdiler ve kustum. Allahım ne zaman bitecek bu işkence diye düşünürken, epiduralin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek için bacaklarımı kontrol etmeye başladılar ve ben her şeyi gayet net hissettiğimi söyleyince artık doktorun da morali bozuldu. “Sanırım narkoz vermek durumunda kalacağız” dedikten sonra son bir kontrol yapmak için bir buz kalıbını bacağıma değdirdiler: evet bir şeyin değdiğini hissediyordum ama soğuğu kesinlikle algılamıyordum. Bu mutlu haberi alınca, Serkan’ı, dayıdedemi ve doktoru ameliyathaneye davet ettiler. Ameliyathane’ye 8’e 5 kala alınmıştım. Onlar gelene kadar saat 08:25 olmuştu bile. Serkan benim baş tarafıma, dayıdedemse doktorun yanına geçti ve ameliyat başladı. Saat 08:37’de Deniz’in ağlamasını duyduk. O kadar can hıraş, bağıra bağıra ağlıyordu ki, hemşirelerden biri Serkan’a “allah size kolaylık versin” dedi. Bir tane hasta bakıcı da Serkan’dan telefonunu istedi ve bol bol fotoğrafımızı çekti.

IMG_5814 IMG_5894

Sonuç olarak Deniz’i sağ salim kucağımıza aldık. Çok şükür herhangi bir komplikasyon da olmadı. Ama hala ara sıra acaba yine de normal doğumu beklese miydik diye düşünmüyor değilim. Epiduralin takılışı dışında negatif bir şey yaşamamış olsam dahi, benim hiç ama hiç haz etmediğim bir deneyim oldu. Dünyanın birçok yerinde birçok kadının neden evde doğum yapmak istediğini daha iyi anlar oldum. Instagram’da Sinek Sekiz Yayınevi’nin sahibi İrem Çağıl’ı takip etmeye başladıktan sonra ise bayağı bayağı normal doğumu denemediğime pişman oldum. (İrem’in kendi doğum hikayesini buradan okuyabilirsiniz.)

“Bir kere sezaryen olduktan sonra, diğer doğumlar da mutlaka sezaryen olmalı” cümlesinin %100 geçerli olmadığını VBAC*‘ın varlığı sayesinde biliyorum. Ama ikinci çocuğumda buna cesaret edebilir miyim, işte bunu henüz bilmiyorum.IMG_5253

*VBAC: Vaginal Birth After C-Section. Türkçesi SSVD (Sezaryen Sonrası Vajinal Doğum) olarak geçiyor.