2 Yaşındaki Çocukla Yaz Tatili / Bodrum & Simi 4.Bölüm

img_428Bodrum’a döndükten sonra Serkan bizimle iki gün geçirip, Pazar günü öğlen uçağıyla İstanbul’a döndü. Ben Deniz’le birlikte bir hafta daha kaldım. Deniz hem babaanne ve dedesiyle bol bol vakit geçirmiş oldu, hem de Bodrum’un güzel denizine doymuş oldu. Her gün sabah kalkıp plaja gittik ve akşama kadar denizin ve kumun tadına vardık. Akşamları da birkaç kez evin yakınındaki Oasis alışveriş merkezinin çocuklar için olan oyun alanına gittik. Deniz mutluluktan havalara uçtu.

Serkan’ların Bodrum’da yazlığı olan akrabaları var ve onların da çok kalabalık, yaşları 4 ile 13 arasında değişen bir sürü çocukları var. Etrafında hiç o kadar çocuk görmeye alışkın olmayan Deniz onlarla birlikte inanılmaz mutlu oldu. Çok keyifli günler geçirdi. Çocukların hepsi Deniz’den büyükler ve gün boyunca biri mısır yiyor, diğeri dondurma istiyor, öbürü iskeleden suya atlarken, bir diğeri kumlarda oynuyor. Bütün bu karmaşa içerisinde Deniz de tabii her gördüğünden istediği için ne yemek saat düzenimiz kaldı ne başka bir şey. Ama çok çok keyif aldığı yüzünden de belli olduğu için ben de çok kafama takmayıp, kuralların hepsini arka plana attım. Birkaç gün kuralsız yaşamak bizi öldürmedi, ama onlarla birlikte o kadar çok şey Onlarla geçirdiğimiz günlerin akşamında hep pestil gibi uyudu.

img_044 img_545 img_565 img_668img_606

 

En son günümüzde de sabah Yalıkavak çaput pazarını tavaf ettikten sonra, img_801Gündoğan’daki Gandil Beach Bar’a Selin‘lerle buluşmaya gittik. Orayı da çok sevdik, evimiz gibiydi. Öğlen Selin’ler köylü teyzelere yaptırdıkları kabak çiçeği dolmasını da getirdiklerinde mutluluktan havalara uçtuk. Akşama kadar Gündoğan’da vakit geçirdikten sonra eve döndük ve valizlerimizi hazırlayıp arabaya yerleştirdik.

Sabah erkenden kalkıp havaalanına gittik. Bayram kalabalığı çoktan bittiği için etraf çok sakindi. Rahat rahat gezdik, Toyzz Shop’da bol bol vakit geçirdik ve sonrasında uçağın kapısına gittik. Deniz şimdiye kadarki tüm uçak seyahatlerinde meme emdiği için çok rahat yolculuklar geçirmiştik. Bodrum’a giderken de yorgunluktan uçağa oturur oturmaz uyuya kalınca yine hiçbir şey anlamadan yol bitivermişti. Bu sefer ise ilk defa meme emmeyen, bilinçli ve uyanık bir çocukla uçağa binecektim. Yol zaten çok kısa olduğu için ve de yanımda o bir saati dolu dolu geçirmemize yetecek kadar kitap ve oyuncak olduğu için biraz küçümsemiş olabilirim. Uçak kalkarken Deniz’in ödü patladı. Birden ne olduğunu anlamadı ve tırnaklarını kollarıma geçirerek kucağıma tırmanmaya çalıştı. O kadar korktu ve benim dediklerimi duymaz hale geldi ki en sonunda kemerini çözüp kucağıma almak ve sıkı sıkı sarılmak durumunda kaldım. Uçak kalkışı tamamlayıp düz hale geldikten sonra yanımızdan geçen bir hostese, durumumuzu anlatarak, Deniz’in inişte kucağımda olabilmesi için, bebek kemerlerinden verip veremeyeceklerini sordum. Hostes çok sert ve anlayışsız bir şekilde “2 yaşını geçen her çocuk kendi koltuğunda kendi kemeriyle uçuş yapacak” diyerek çekip gitti. Bu sırada Deniz “anne inelim, anne gidelim” diye hala ağlamaklı bir şekilde sızlanıyordu. Neyse ki yanımızda çok anlayışlı ve de çocuk seven bir teyze vardı da ikimiz birlikte inişe kadar güle oynaya oyalamış olduk. İnişe geçtiğimizde tekrar koltuğuna oturtarak kemerini bağladım ve ineceğimizi anlattım ama nafile… Yine uçak iniş pozisyona geçtiği anda Deniz acayip korktu ve ağlayarak bana tırmanmaya çalıştı. Tutabildiğim kadarıyla kemerinin içinde tutmaya çalıştım ama uçak artık yerde yavaşlamaya başlayınca dayanamayıp kucağıma aldım. Bundan sonra da uzunca bir süre uçak dediğimizde hep “ben korktum” dedi.

Havaalanında bizi babam karşıladı. Birlikte E-9’la Bostancı’ya giderken onca heyecandan yorgun düşmüş olan dedesinin kucağında uyuya kaldı. Bostancı’ya vardığımızda motoru ucun ucuna kaçırdık ve iskelenin hemen karşısındaki kafeye oturduk. Deniz yanımızda uyurken, biz de babamla patates bira keyfi yaptık. Bir sonraki motor saatinden hemen önce Deniz uyandı, hep birlikte motora binip adaya geçtik ve uzun tatilimizi bitirmiş olduk.img_862

2 Yaşındaki Çocukla Yaz Tatili / Bodrum & Simi 3.Bölüm

Ertesi gün uyandığımızda hızlıca kahvaltımızı edip, 9:30’daki Simi Bus’a binerek merkeze gittik. img_0143Adada tek bir otobüs hattı var. O da saat başı Pedi ve Simi merkez arasında bir kez gidecek şekilde çalışıyor. Çok büyük bir otobüs değil. Sabah saatlerinde daha boş, akşamları ise tıklım tıkış oluyor. Tek kişi 1,5€ ödeyerek binebiliyor. Taksi de çok ucuz olmasına rağmen (Simi – Pedi 4,5€), Deniz otobüse bayıldığı için biz genelde bu otobüsü kullandık. Bir de taksi adada 4 adet varmış ve bayramda ada ağzına kadar dolu olduğu için taksi bulamama problemi yaşayanlar olmuş ancak dediğim gibi biz genelde otobüs tercih ettiğimiz için böyle bir şeyle karşılaşmadık.img_0166

Simi merkeze gittiğimizde 3 gündür adada olan teyzemlerle buluşmamıza henüz vardı. O yüzden merkezde biraz avarelik edip, süngerlerin, çeşitli yazlık elbiselerin ve turistik eşyaların satıldığı dükkanların arasında dolaştık. Ayhan Sicimoğlu’nun Renkler programı kapsamındaki Symi videosunda izleyip öğrendiğimiz Nikolas pastahanesine gittik ve içi kremayla dolu olan böreğe benzer bir tatlı yedik. Daha sonra teyzemlerle buluşarak onların biz gelmeden organize ettikleri tekne turu için guletimize gittik. Teyzemler de biz de beşer kişi olduğumuz için toplu tekne turlarına katılmak yerine bireysel olarak tekne kiralamak bizim için daha ucuza geldi.

img_0168 img_0177 img_0202

O gün bütün günü teknede ve Simi’nin mükemmel koylarında geçirdik. Deniz gerçekten bir harikaydı. Adanın en kuzeyindeki Panormitis kilisesini de tekneyle ziyaret edebildik ve böylece o sıcakta adada araba veya otobüsle o kadar yol gitmemize gerek kalmadı. Sabah 10’da başlayan tur akşam 6’da ancak sonlandı. O yüzden de Pedi’ye hiç dönmeden merkezde kalmaya karar verdik. Deniz babası ve babaannesiyle parka gitti ve ben de teyzemle birlikte merkezdeki mağazaları tavaf ettim. Teyzemler kalabalık oldukları için airbnb üzerinden Simi merkezde iki farklı ev kiralamışlardı. Bir tanesini görme fırsatım oldu ve ba-yıl-dım. Ev gerçekten harikaydı. Konumu, manzarası, dekorasyonu her şeyine hayran oldum. O yüzden çocuksuz ailelere mutlaka Simi merkezdeki klasik evlerden kiralamalarını öneririm.

Mağazaları gezdikten sonra Deniz’lerin yanına gittim. Deniz merkezde her saat başı tur atan trene binmek istedi. img_0218Hep birlikte bindik. Trendeki herkes istisnasız türktü. Şarkılar türküler turumuzu attık ve sonrasında tekneden iner inmez yer ayırttığımız Taverna O Haris‘e gittik. Adadaki en ucuz yemeği burada yedik ve her şey çok çok lezzetliydi. Yemekten sonra Deniz çok yorulmuştu, o yüzden hiç otobüs istemedi. Lokantanın hemen yanındaki duraktan taksimize bindik ve 5 dakika sonra oteldeydik. Gece uykumun arasında Deniz’in dik oturduğunu hayal meyal hatırlıyorum. Uykumun arasında onu geri yatırıp pış pışlamaya çalıştım. Derken Deniz inanılmaz bir tazyikle kusmaya başladı. Serkan’ı uyandırıp, kusmukların her tarafa bulaşmamasına uğraştım ama boşuna. Bu sırada Deniz hüngür hüngür ağlamaya başladı. Banyoya götürüp onu dikkatlice soymaya çalıştım ama artık çok geçti, saçı başı her tarafı kusmuk olmuştu. Tamamen soyup banyoya soktuk, ne olduğunu anlamadan çok korktuğu için hala ağlıyordu ama banyoya girince yavaş yavaş sakinleşti. Banyodan sonra ben saçını tarayıp giydirirken Serkan da kusmuk bulaşan her şeyi banyoya götürdü ve kusmukları temizlemeye çalıştı. Tam Deniz’i uyutmaya çalışacaktım ki Deniz tekrar kustu. Bu sefer yerler de battı. Ben gecelikle resepsiyona gidip çocuktan vileda alıp gelmesini ve yedek çarşaf ve yastık getirmesini istedim. İngilizce bilmeyen genç bir çocuktu, gecenin bir yarısı odamızı viledayla tertemiz yaptı. Kirli çarşafları alıp temizlerini bıraktı ve gitti. Deniz o kadar kusup ağladıktan sonra çok yorulmuştu, hemen uyudu. Ben uykusunda kusacağından o kadar korkmuştum ki bir iki saat başında uyumadan kitap okudum. Sonra artık kusmayacağından emin olduktan sonra ben de yatıp uyudum.

Ertesi gün o kadar yorgunduk ve Deniz için o kadar endişelenmiştik ki Pedi’den ayrılmadık. Otelin img_0231çaprazındaki 10 şezlongluk plaja gittik. Sabah sadece tost yedirelim dedik, onu da bitiremedi ama zorlamadık. Öğlen için otelden rica ettik ve bizim için patates haşladılar. Sonrasında bunu hesaba yazmamış olmaları da çok kibar bir jestti. Deniz’i patatesini yedikten sonra dedesi odada uyuttu ve güzelce dinlenmiş oldu.img_0240

img_0272Tüm gün sahilde yattıktan sonra o akşam Deniz’in de iyi olduğundan emin olduktan sonra yine merkeze indik. Deniz iner inmez gördüğümüz faytondaki atlara hayran olup binmek istedi. Babası ve dedesiyle fayton keyfi yaparken biz de lokanta aramaya başladık. Aşırı popüler olduğu için gitmekten vazgeçtiğimiz Manos‘un önünden geçerken çok beğenince, aman canım herkesin bir bildiği vardır, diyerek yer ayırttık.

Deniz’e sade makarna isterim ve yoğurtla yer, midesi de dinlenmeye devam eder diye düşünmüştüm. Ancak her masayla tek tek ilgilenen Manos mutfağında makarnaya dair bir şey olmadığını söyleyince hafif bir panik yaptım. Ağır bir şey yedirmek istemediğim için çaresiz bir şekilde kafamdan yemek seçeneklerini geçirirken, Manos beklememizi söyleyip gitti. 15 dakika sonra bir makarna tabağıyla geldi. Artık bakkaldan alıp mı pişirttirdi yoksa diğer bir lokantadan mı rica etti bilmiyoruz ama bizi inanılmaz mutlu etti. Asla yapmak zorunda olmadığı çok kibar bir hareketti. Manos’ta Yunan adaları standartlarına göre korkunç pahalı, ama inanılmaz lezzetli bir yemek yedikten sonra, gece eğlencesine kalmadan otelimize döndük. Deniz’i uyuttuktan sonra ben de valizimizi topladım. Deniz’in kusmuğunun bulaştığı eşyalarımızı iki kez yıkamamıza rağmen kokusu hala geçmemişti. O yüzden dayanamayıp son bir kez daha otelin banyo jeliyle yıkadım ve sonra ben de yattım.

Sabah kalktığımızda son bir kez otelin kahvaltı salonuna inip kahvaltımızı ettik ve otelin arabasıyla bizi merkeze bıraktılar. O güne kadar ağzına kadar motoryatla dolu olan Simi limanını bomboş görünce gözlerime inanamadım. Meğer adadaki bütün tekneler türklerinmiş. Bayram bitince ada da son hızla boşalmış. Biz de teyzemlerle birlikte dokuz buçuktaki Simi – Kos feribotuna binerek adadan ayrıldık.

img_0330

Kos’tan Bodrum’a kalkacak olan feribotumuz akşam olduğu için, orada da bir tam günümüz olmuş oldu. Limandan çok uzaklaşmayıp, geçen sene kaldığımız otelin karşısındaki Avra Lounge Bar‘a gittik ve hep birlikte yayıldık. Deniz öğlen uyuduğu zaman Serkan’la birlikte merkeze gidip minik bir alışveriş bile yaptık.

img_0341 img_0351

Akşam Bodrum’a döndüğümüzde Kos aktarmasına rağmen dinçtik. Koşturmaktansa, plajda dinlenip akşam dönmek gerçekten iyi bir fikirmiş. Dönüş feribotunda çoktan gelecek sene gidebileceğimiz adaların listesini de çıkartmaya başlamıştık. Şimdilik sırada Leros ve Kalimnos var. Bakalım iki çocuklu olduğumuzda da bu mobil hayata devam edebilecek miyiz ?

  1. Bölüm için: http://www.minomu.com/2016/07/26/2-yasindaki-cocukla-bodrum-simi-tatili/
  2. Bölüm için: http://www.minomu.com/2016/07/28/2-yasindaki-cocukla-yaz-tatili-bodrum-simi-2-bolum/

2 Yaşındaki Çocukla Yaz Tatili / Bodrum & Simi 1.Bölüm

Geçen sene Bodrum’dan Kos’a hızlıca geçip, çok da güzel bir tatil yapınca, daha o zamandan bu yaz için de planlar yapmaya başlamıştık. Bu seneki rotamızı Simi adası olarak belirledik. Ancak geçen senenin aksine Yeşil Marmaris feribotları bu sene Simi’ye direk sefer yapmayacaklarını açıklayınca önce bir moralimiz bozuldu. Leros’a mı gitsek diye düşündük ancak oraya da sadece haftada bir kez sefer yapıyorlar. Yani ya günübirlik gidip perişan olacaktık, ya da 7 gün kalmamız gerekecekti. En sonunda ilk kararımızdan dönmeyip, aktarmalı da olsa Simi’ye gitmeye karar verdik. Kayınvalidemler Mayıs ayında Bodrum’a gittiklerinde oradaki bir acentayla konuşup uygun feribot saatlerine baktılar ve sonra Yeşil Marmaris’ten Bodrum – Kos – Bodrum biletlerimizi aldılar. Ben de internetten Kos – Simi – Kos feribot biletlerini satın aldım. Benim minik İtalya tatilim sayesinde Schengen vizem vardı ancak Serkan ve Deniz için başvurmamız gerekti. Bayram tatili öncesi yoğunluğundan dolayı da normalde 5 gün olan işlem süresi 15 güne çıkmıştı. Ama yine de yeterli vaktimiz olduğu için problem yaşamadık ve vizelerimize kavuştuk.

2 Temmuz sabahı kayınvalidem ve kayınpederim, tepeleme doldurduğumuz arabalarıyla yola çıktılar. Yoldan kazanmak için bir gün önceden Çınarcık’a gidip orada kalmışlardı. Ama yine de bayram konvoyundan kurtulamadılar. Normalde molalarla 9-10 saat sürecek yol, tam 16 saatlerini aldı.

Bense aynı sabah, erkenden Bakırköy’e gidip ikili testi yaptırdım ve sonrasında apar topar adaya geri döndüm. Dinlenme fırsatım bile olmadan Deniz’i ve sırt çantamı alıp tekrar çıkmak zorunda kaldım. Aslında ilk baştaki planıma göre evde birkaç saatim olacaktı ancak Atatürk Havaalanı’ndaki patlamadan sonra ve de bayram yoğunluğu olduğu için işlemlerin uzun süreceği sebebiyle uçuşlardan 3 saat önce havaalanında olunması gerektiği açıklanınca ne yazık ki dinlenmeye vaktim kalmadı. Adadan motorla Bostancı’ya, Bostancı’dan da E-9 otobüsüyle Sabiha Gökçen’e gittik. Otobüs sahil yolundan gittiği için ve yol boyunca milyonlarca kaydıraklı park olduğu için Deniz’i oyalamak hiç zor olmadı. Kaydırakları saya saya gittik. Havaalanına vardığımızda valizimiz olmadığı için ve biniş kartlarımızı da ben önceden Iphone’a indirdiğim için hızlıca (10 dakika sürmedi) ikinci kontrolden de geçerek bekleme salonlarının olduğu alana geçtik. Asıl işkence de orada başladı. IMG_8239Herkes havaalanına uçaklarından çok çok önce geldiği için ve de bayramda havaalanı zaten ekstra yoğun olduğu için bırakın oturmayı adım atacak yer yoktu. Bir an gerisin geri çıkabilir miyim acaba diye düşünmedim değil. O kalabalığın içinde oturacak bir yer aradım ama yürümek bile işkence, iğne atsan yere düşmüyor. Bir yandan da Deniz yorulmuş, kucağıma çıkmak istiyor. Ben hamile, sırtımda kocaman bir sırt çantası. Baktım CIP Lounge diye bir yer var, oraya gittim. Kapıda parayı ödedim ve o sırada “içeride mama sandalyesi var değil mi?” diye sordum. Kadının “hanımefendi bırakın mama sandalyesini, oturacak yer yok” demesiyle başımdan aşağı kaynar sular döküldü. İçeri girip zar zor en kenar köşede bir sehpa buldum ve Deniz’i oturttum. Yanımdaki iki yolcuya çantama iki saniye bakmalarını rica ederek, Deniz kucağımda iki sandviç ve iki ayran almaya gittim ve geri döndüğümde artık o boş sehpayı da 3 kişilik bir aileyle paylaşıyorduk. O sırada cep telefonumdan uçuş bilgilerini kontrol etmeye çalıştım ve 1 saat rötar olduğunu görünce gözlerim doldu. Artık belim ağrımaya başlamıştı, Deniz uykusu geldiği ve yorulduğu için çok huysuzdu, ve önümüzde ayakta geçireceğimiz 3 saat vardı. Sırt çantasına sanki 10 saatlik Amerika uçuşuna gidiyormuş gibi çok oyuncak koyduğum için kendimi o an tebrik ettim. Yavaş yavaş oyuncakları çıkartarak Deniz’i oyalamaya çalıştım. Bir süre sonra lounge’daki kalabalığa dayanamadım ve uçağa bineceğimiz kapının oraya gittik. En dipteki kapı olduğu için nispeten geniş bir bekleme alanı vardı. Kapının hemen yanına yere çöktük ve resim defteriyle boyalarımızı çıkarttık. Resim yaparak bayağı bir süre oyalandıktan sonra yine dev sırt çantamı bir çifte emanet ederek Deniz’le birlikte tuvalete gidip döndük. Camlardan diğer uçakları seyrettik, etrafta biraz koşuşturduk ve sonunda uçağa biniş saati geldi. Hiç acele etmedim ve bütün kalabalık uçağa binene kadar bekledim, çünkü Deniz’i bir de artık uçağın içinde oyalayacak takatim kalmamıştı. Hem de uçağa bineceğimiz son dakikaya kadar koşturursa yorulup uyur diye düşündüm.

Check-in’imizi yaparken bir koridor bir de cam kenarı almıştım, belki bir umut kimse ortayı istemez ve iki kişi otururuz diye. Ama tabi 10 günlük bayram tatilinin ilk gününde uçak ağzına kadar dolu olduğu için ortayı yaşlıca bir doktor bey almış. Ona cam kenarını sunduktan sonra, Deniz onu rahatsız etmesin diye ben ortaya geçtim, Deniz de koridoru izlesin diye koridor tarafındaki koltuğa oturttum ve kemerini bağladım. IMG_8256En son bindiğimiz için kapılar hızlıca kapandı ve hostesler uçuş güvenliği konuşmasına başladı. Motorlar çalışınca Deniz kendiliğinden kafasını dizlerime koydu ve anında uyuya kaldı ! Ben de derin bir nefes alarak arkama yaslandım. Uçağa bindiğimizde ona ince bir hırka giydirmiştim ve yanımızda da bir ince bir kalın battaniye vardı ancak içerisi beklediğim kadar soğuk olmadığı için üstünü örtmeme gerek kalmadı, hırkası yeterli oldu. Uçak inip ışıklar açıldığında da kendiliğinden uyandı. Valizimiz olmadığı için havaalanından çıkmamız gerçekten çok ama çok hızlı oldu ve dedesinin arabasına binip hızlıca eve gittik. Babaannesinin yaptığı ve çok sevdiği şehriyeli domates çorbasını içtiğinde çoktan tekrar uykusu gelmişti. Odaya gidip yatağa koyar koymaz uyudu. Park yatağını henüz kurmadığımız için, ilk gece anne kız koyun koyuna uyuduk.

IMG_8263

Devamı için: http://www.minomu.com/2016/07/28/2-yasindaki-cocukla-yaz-tatili-bodrum-simi-2-bolum/

Hamilelik Günlüğü – 12. Hafta

Sonunda Özge ile tanışabildik. Bir öğlen işten çıkıp Bebek’e gittim ve hem birlikte yemek yedik hem de bol bol konuşma fırsatı bulduk. Çalışmalarımıza yaz bittiğinde ve ben de 20.haftaları bulduğumda başlayacağız. O zamana kadar whatsapp ve e-mail aracılığı ile iletişimde kalacağız. Onunla birlikte yarım gün sürecek olan 3 çalışma yapacakmışız ve bunlara Serkan’ın da gelmesi gerekiyormuş. Ayrıca doktorumu da tanımadığı için bir randevuya o da gelecek. Böylece toplamda 4 kere bir araya gelmiş olacağız. Doğumdan önce mutlaka ve mutlaka doğuma hazırlık kursu almamızı (yine Serkan ile) önerdi. Kurs olarak da Hakan Çoker’in kurucusu olduğu Istanbul Doğum Akademisi‘ni veya Emirgan’daki DO-UM‘u önerdi. Bu eğitimler için de henüz çok çok erken. Anlaşılan yaz boyu çok kilo almamak ve aktif olmak ile dinlenmekten başka yapabileceğim çok bir şey olmayacak gibi gözüküyor.

Bu hafta eğitim için otelde olduğumdan nispeten daha az yoruluyorum. Daha doğrusu yine çok yoruluyorum ve kendimi acayip uykusuz hissediyorum ama sonuçta bütün gün oturduğum ve sonrasında parka gidip 2 yaşında bir çocukla koşturmak zorunda olmadığım için daha çok dinlenebiliyorum.

Bu haftaki yoga dersinden sonra bu sefer üst bacaklarım yerine sırt kaslarım ağrıdı. Üst bacaklarımı hamlıktan kurtardığımıza göre biraz daha zorlamanın vakti geldi sanırım. Şimdi araya tatil gireceği için 2 hafta yapamayacağız. Aslında ben kendim de 5 dakikalığına bile olsa bazı hareketleri yapabilirim biliyorum, ama Deniz’le tatildeyken bunun mümkün olacağını ne yazık ki sanmıyorum.

Bu cumartesi sabahı ikili test için erkenden adadan Bakırköy’e ineceğim. Serkan o gün arabayla yola çıkacağı için sanırım gelemeyecek. Ben de onun yerine Ayla’yı çağırdım. Nedense bu doktor kontrollerinde hiç yalnız olmak istemiyorum. Deniz de de mutlaka hep birini istiyordum yanımda. Doktordan sonra bulduğum ilk denizotobüsü ve sonrasında da motora binip yine adaya döneceğim ve Deniz öğle uykusundayken ayaklarımı tavana dikip biraz dinlenmeye çalışacağım. Annem Deniz’i normalde uyuduğundan biraz daha erken uyutmaya çalışacak çünkü normalde akşamüstü 4’e kadar uyuduğu oluyor ancak bizim 15:55 motoruna binmiş olmamız gerekeceği için ve de ilk defa başbaşa yapacağımız bu uçak yolculuğunda uykusuz olmasını istemediğim için biraz daha erken uyutup bu problemi halletmeyi planlıyoruz.

Karnımdaki Misketbebek misket limonu büyüklüğüne gelmiş bu hafta. O da böylece benim karnımda ilk yolculuğunu yapıyor olacak. Cumartesi günkü ikili testi yapacak olan perinatolog cinsiyeti görür mü acaba ?