Hamilelik Günlüğü – 37. Hafta

37. hafta hastalıkla başladı. Vücudum daha fazla yorgunluğa ve strese dayanamayarak pes etti ve işe gidemeyip bir gün evde yatmak zorunda kaldım. Her ne kadar Deniz uyumama pek izin vermese de yine de evde yatmak iyi geldi. Hafta sonu bir akşam kayınvalidemlerde bir akşam da benim annemlerde yemek yiyerek yemek yapma işinden de kurtulmuş oldum ve iyice dinlenebildim. Burnumun tıkanıklığı ve baş ağrım devam ediyor olsa da Pazartesi sabahı ofise döndüm.

37. hafta başlayınca artık Facebook’taki SSVD grubundan aldığım önerileri uygulamaya başladım. Her gün ananas yemeye çalışıyorum, işten geldiğimde bir fincan ahududu yaprağı çayı içiyorum ve her gün Medine Hurması diye geçen kahverengi hurmalardan yiyorum. Asansörsüz bir apartmanda beşinci katta oturduğumuz için “her gün merdiven in çık” tavsiyesini de layıkıyla yerine getirebiliyorum. Magnezyum içeren vitaminleri zaten artık almıyorum. Bir de mümkün olduğu kadar evdeki pilates topunda oturmaya çalışıyorum. Deniz’le oyun oynarken yere bağdaş kurarak oturuyorum. Sadece “çömelerek yer sil” önerisi bana çok uymadı. Amacın yer silmek değil de çömelmek olduğuna olan inancım sonsuz ; o yüzden Deniz’in oyuncaklarını çömele çömele toplamaya çalışıyorum. Normal doğum olsun ve kolay olsun diye daha neler yapabilirim bilmiyorum ama bütün önerilere açığım.

Bu arada pelvik kemik (çatı) ağrım iyice çekilmez olmaya başladı. Geceleri gerçekten acı çekiyorum. Bir gece Serkan’ı uyandırıp yardım istemek zorunda kaldım çünkü tek başıma yerimden kıpırdayamadım. Doktora gittiğimizde, doktor bunun normal olduğunu, artık bebeğin kafasını iyice yerleştirdiğini ve dolayısıyla kemiklerin de yavaş yavaş iki yana doğru açıldığını söyledi. O kadar umursamadı ki ben de rahatça arkama yaslandım. Bu arada geçtiğimiz iki haftada yarım kilo vermişim. Bu durumda hamileliğimin başından beri aldığım kilo da +1,5’a düşmüş oldu. Çok ama çok mesudum. Ben kilo verirken Can boş durmamış, 2900 gram olmuş. İçimde 3 kiloluk kocaman bir marul var. Hem elle muayenede hem de ultrason kontrolünde her şey normal çıktı, biz de rahatladık.

Bu hafta ilk defa NST’ye (Non Stress Test) de girdik.  İlk hamileliğimde sadece bir kere girmiştim ve sonrasında da sezaryen olmuştum, o yüzden biraz tedirgindim ama çok keyifli geçti. Hiç öyle internette okuduğum gibi sırtüstü yattığım için belim falan ağrımadı. Serkan’la sohbet muhabbet kakara kikiri, 15 dakika nasıl geçti anlamadık bile. NST sonuçlarında da hiçbir ağrı sızı çıkmadı. Kalp atışları da normalmiş. NST sonrasında tekrar doktorun odasına döndük ve 31 Aralık ve 1-2 Ocak tarihlerinde şehir dışında olacağını öğrendik. “Eğer bu sırada olur da doğum başlarsa benim dışımda tüm ekip burada, Özlem (Pata) Hanım da burada merak etmeyin” dedi. Özlem Hanım’ı ikili test ve detaylı ultrasondan tanıdığımız için ve de nedense ben büyük bir rahatlıkla doğumun bu tarihlerde olacağına inanmadığım için rahatım. Gerçi sonrasında gün içerisinde Yansı’nın da büyük ihtimalle yılbaşında burada olmayacağını öğrenince bir gerilmedim değil. Ama artık bu kadar uğraştıktan sonra ve bu haftalara geldikten sonra “olacağı varsa olur, su akar yolunu bulur” bakış açısıyla düşünmek daha iyi geliyor.

Aslında Cuma günü ofisteki son günüm olacaktı, ancak şirketin yılbaşı partisi de aynı güne denk geldiği için ve ofiste o gün kimse olmayacağı için ben Perşembe günü son defa işe gittim. Öğlen Karaköy’deki Köşkeroğlu Kebap‘ta departmanca kendimizden geçene kadar ete doyduk. Öğleden sonra bilgisayar şifrelerimi ofis network’ündeyken değiştirdim, out of office mesajımı kurdum ve artık evdeyim! 🙂

Hamilelik Günlüğü – 36. Hafta

36. hafta hem psikolojik olarak hem de fizyolojik olarak biraz zor geçti. Serkan’ın işleri çok yoğun olduğu için eve uğrayamıyor olması da tuz biber oldu. Geceleri en az iki üç defa uyanıyorum ve sabah da altı buçukta kalkıp ofise gitmem gerektiği için çok bölük pörçük ve yetersiz uyumuş oluyorum. Bir de on gün önce başlayan ve ilk başlarda çok ciddiye almadığım bir pelvik kemik (çatı) ağrısı var ki artık gerçekten canımı yakmaya başladı. Ofiste veya evde, uyanıkken hiçbir şey yok. Uykuya geçtiğim zaman ortaya çıkıyor. Sağdan sola dönerken veya tuvalete kalkmak için yataktan inmeye çalışırken pelvik kemiğime inanılmaz bir ağrı saplanıyor. Eğer dizlerimin arasına yastık koyarsam biraz daha hafifliyor ama yine de sabah uyandığımda yataktan çok zor kalkabiliyorum. Doktora gittiğimde ilk soracağım şey olarak listeye girdi. İlk hamileliğimde hiç böyle bir şey yaşamadığım için neden olduğunu da bilemiyorum. Umarım ciddi bir şey değildir.

36. hafta itibariyle artık 9 aylık da hamile sayılıyorum sanırım. Bu hamilelikteki haftalarda ayların birbirini tutmuyor olmasına hala alışamadım. Ama zaten artık bu saatten sonra ben ne dersem o. Ben de 9 aylık hamileyim demeyi uygun görüyorum. Can kocaman bir papaya meyvesi kadar olmuş. Bu haftanın sonunda boyu 46 cm ve kilosu da 2700 gram civarında olacakmış. Bu hafta nefes alıp verişim birazcık rahatladı. Sanırım artık yavaş yavaş da olsa aşağı iniyor. Yine çok hızlıca nefes nefese kalabiliyorum ama en azından konuşurken daha rahatım. Belki de nefes almak kolaylaşırken pelvik kemiğimin ağrımaya başlaması tesadüf değildir. Belki de Can gerçekten aşağı doğru yola çıkmıştır 🙂

Bu haftanın bir de kötü haberi oldu benim içim. Doulam Özge arayarak artık kendi hamileliğinin 20. haftasında olduğu için doktorunun doğumlara katılmamasını söylediğini iletti. İçten içe Özge’ye ve doktoruna hak versem de, ve hatta hamile ve çabuk yorulacak bir doula konusunda kafamda çekinceler olsa da, zaten doktoruma da hala yüzde yüz güvenemediğim için kendimi birden çok yalnız hissettim. Ofiste resmen oturdum ağladım. Özge bana kendi doulası olan Yansı‘yı yönlendireceğini söyledi. Ben de beklemeye başladım.

Yansı çok geçmeden beni aradı ve tanışmak için bir öğle arasında benim ofise çok yakın olan Fındıklı Starbucks’ta buluşmaya karar verdik. Görüşmeye giderken hiç umudum yoktu. Nedense çok ön yargılı gittim. Ancak sonra onu çoook sevdim. Bir saatin nasıl geçtiğini bile anlamadım. Karşımda beni anlayan ve benimle aynı dili konuşan biri varken, Deniz’in doğumundan kalan pişmanlıklarımı da rahatça kelimelere dökmek inanılmaz iyi geldi. Ofise döndüğümde hem hafiflemiş hem de bir nebze olsun rahatlamıştım.

Bu arada doktorum da “ben dula zula, öyle şeyleri kabul etmiyorum” dediği için bir yandan eve yakın olan birkaç Acıbadem’deki bütün doktorlara da e-mail göndermiştim. Bir tanesinden ssvd için olumlu yanıt geldi. Şimdi haftaya olan doktor randevuma göre bir karar vereceğiz. Ya şimdiki doktorumla devam edeceğiz ya da içimize sinmezse diğer doktorla da bir görüşmeye gideceğiz. Artık bu haftadan sonra kabul eder mi bilmiyorum ama yine de denemeden pes etmek istemiyorum. Zaten doğum iznim başladığı için doktora gitmem ve sakin kafa düşünmem çok daha kolaylaşacak. Yansı’yla yapacağımız çalışmaları da ben doğum iznindeyken yapmaya karar verdik. Ofis mesaisi biter bitmez annelik mesaim full time başlayacak gibi gözüküyor. Ama her şeyden önce ilk iş Deniz’le başbaşa bir pastaneye gidip mozaik pasta yiyerek anne kız keyif yapacağız. 🙂