15 Aylık Bebekle New York City Tatili – 4. Bölüm

27.09.15 Amerika 160

Perşembe sabahı kalktığımızda yine sadece Deniz’e kahvaltı ettirdik ve biz karnımız aç yollara düştük. Kahvaltı için Ace Hotel‘in altındaki The Breslin‘e gittik. Bize parmaklarımızı yedirten ancak tıka basa doyurmayan bir kahvaltı ettikten sonra hiç vakit kaybetmeden çıkıp Chinatown’a gittik. Gitmemizle nefret ettiğimizi anlamamız arasında geçen süre: 1 saniye. Yine de onca sevenin bir bildiği vardır diye öğle yemeği saatine kadar sokaklarında dolaştık. Hatta anahtarlık, vb. birçok hediyelik eşyayı da oradan ucuza almış olduk. Kahvaltıdaki küçük porsiyonlar sayesinde acıkmamız da çok gecikmedi ve Thanh Hoai adındaki bir Vietnam lokantasına girdik. Orada gerçekten çok lezzetli yemekler yedik. Deniz’e de erişte çorbası yedirdik. Ellerini daldıra daldıra yedi. Yemekten sonra Columbus Park’a gidip hayatımızın şokunu yaşadık. Yaşlı çekik nüfus adeta kendi ülkelerinde, kendi mahallelerindeymiş gibi müzik yapıyorlar, kart oynuyorlar ve banklarda oturuyorlar. Ağzımız açık bir şekilde biraz inceledikten sonra koşarak uzaklaştık ve kendimizi Soho’ya attık. Mercer Street üzerindeki Georgetown Cupcake‘ten birer cupcake aldık ve ba-yıl-dık. Gerçekten yediğim en lezzetli cupcake’leri orada yemiş olabilirim. Sokaklarda avare avare dolaşarak Washington Square Park’a kadar yürüdük. Daha parkın girişinde müzik yapan bir adamı dinlerken Deniz uyuya kaldı. Üniversitelerin tam açılma dönemi olduğu için ve de Washington Square Park New York State University’nin dibinde olduğu için parkta inanılmaz bir genç popülasyonu vardı. Bu yüzden de etraf cıvıl cıvıldı. 27.09.15 Amerika 479Parktan çıktıktan sonra yine sokaklarda dolaşa dolaşa Christoper Street’e kadar yürüdük ve oradan PATH’e binerek Hoboken’a geri döndük. Evde biraz dinlenip Merve’yi bekledik. Merve geldikten sonra Deniz’in yemeğini de yanımıza alarak, Church Square Park’ın yanındaki Onieals Hoboken isimli restorana gittik. Deniz’in yemeğini ısıtmalarını istediğimizde ilk etapta bir mavi ekran vermiş olsalar da sonrasında sağ olsunlar yardımcı oldular. Orada da çok keyifli bir akşam geçirmiş olduk. Deniz doyduktan sonra mama sandalyesinde sıkılınca onu sırayla parka götürdük ki masada kalanlar biralarını bitirebilsin. Sonra da yürüye yürüye eve döndük.

Cuma sabahı kalktığımızda artık son günümüz olduğunun bilincinde ve bu yüzden de biraz hüzünlüydük. Hızlıca kahvaltımızı edip toparlanıp kendimizi PATH’e attık. Her zaman gittiğimiz Christopher Street yerine bu sefer World Trade Center istikametine bindik ve tek durakta eskiden ikiz kulelerin yükseldiği alana gelmiş olduk. Eskiden kulelerin bulunduğu yerlere yapılmış olan sonsuzluk havuzlarının oraya geldiğimizde etrafta onca turist görmek bana biraz rahatsızlık verdi. 3000’e yakın kişinin öldüğü bir yerin bu kadar turistikleşmiş olması çok garip değil mi? Havuzların ordan ayrılıp Broadway’e doğru yürüdük. Wall Street’i de arşınladıktan sonra meşhur boğa heykeline gittik. Zengin olma hayalleriyle boğa ile birlikte fotoğraf çektirdik ve oradan South Ferry Station’a indik. Staten Island’a giden ilk vapura kendimizi atıp, Özgürlük Heykeli’ni görecek şekilde dışarı oturduk. Staten Island’a giden vapurlar yarım saatte bir kalkıyor ve aşağı yukarı 25 dakika sürüyor. Bizim Özgürlük Heykeli’ne tırmanmak için özel bir isteğimiz olmadığı için bu tercihimizden çok memnun kaldık. Toplamda yaklaşık 1 saat süren bir vapur gezintisiyle Staten Island’a gidip dönmüş, Özgürlük Heykeli’ni ve Manhattan’ı uzaktan görmüş olduk. Ama heykele özellikle gidip görmek isteniyorsa Liberty Island’a giden vapurlara binmek gerekiyor. Vapurdan Financial District’te indikten sonra metroya binerek kendimizi Little Italy’e attık ve oraya da bayıldık. 27.09.15 Amerika 576Hava da şansımıza yine güneşli olduğu için sokaklarında ileri geri yürüyerek keyif yaptık.
Öğlen yemeği için NYC’nin en eski pizzacısı olan Lombardi’s Pizza‘yı tercih ettik. Mama sandalyesi yoktu o yüzden Deniz benim kucağımda yemek yedi. Bu açıdan biraz rahatsızdı. Bir pizzayı üçümüz paylaştık. Gerçekten de çok lezzetliydi. Birer kadeh de şarap keyfi yaptıktan sonra Nolita (North of Little Italy) sokaklarında dolanmaya devam ettik. Deniz’i öğle uykusuna yatırdığımızda saat 14.30 olmuştu. Koşa koşa kendimizi Soho’daki Apple Store’a attık. Iphone 6S’in çıktığı ilk gün bizim son günümüze denk gelmişti. Saat de neredeyse üç olmuş olmasına rağmen yine de inanılmaz bir kuyruk vardı. Sıraya girdik ve beklemeye başladık. Yaklaşık 45 dakika içerisinde sıra bize gelmişti ancak benim almak istediğim pembe telefonlar da tükenmişti. Hızlıca bir siyah Serkan’a bir de beyaz bana aldıktan sonra tekrar kendimizi sokağa attık. Soho’da biraz alışveriş yapıp, yürüye yürüye Christoper Street’teki PATH istasyonuna yürüdük. Son defa PATH’e binerek Merve’nin evine döndük. Tatil boyunca aldıklarımızı yerleştirmeye kalktığımda tabii ki sığdıramadım. O yüzden bütün valizleri en baştan boşalttık ve Serkan tekrar yerleştirmek zorunda kaldı. Merve son gecemiz olduğu için bize güzel bir peynir tabağı hazırladı. Peynir ve meyve yiyip şaraplarımızı yudumlayarak bir yandan valiz toplayıp bir yandan sohbet ettik.

Cumartesi sabahı erkenden kalkıp son defa kahvaltı soframızı kurduk. Güzelce bir kahvaltı ettikten sonra Merve taksi çağırdı ve yavaş yavaş aşağı indik. New Jersey’li zenci bir kadın şöför geldi. Çenesi o kadar düşüktü ki onu ve ailesiyle ilgili anlattığı hikayeleri dinlemekten Serkan’la tek kelime edemedik. Havaalanında işlemleri hızlıca hallederek gümrüğü geçtik. Gümrüğü geçtikten sonra da Deniz’i yere bıraktık ki bol bol koşup yorulsun. Artık Amerika saatine alıştığı için gündüz uçuşundan çok korkuyordum. Korktuğum gibi de oldu zaten. Uçuşun neredeyse tamamında uyanık kaldı. Ama hala meme emdiği için çok yorulmadık. Vaktini daha çok meme emerek geçirdi. O da herhalde normalde artık sadece akşamları verdiğim için gündüz karşısına çıkan bu fırsatı kaçırmamaya karar verdi ki gıkını çıkarmadı. Öğle yemeği olarak dağıttıkları tepsideki makarnadan da bol bol yedi. Tavuk sert geldiği için yiyemedi. Dönüş uçağında bebek pusetinin takılabileceği ve önü nispeten daha ferah olan koltuklarda oturmayı başardığımız için daha rahat ettik.

İstanbul’a indiğimizde New York’ta akşam, İstanbul’da ise sabah olmuştu. Bir taksiyle kendimizi eve attık. Saat 6 gibi de üçümüz de yatakta uykudan bayıldık. Saat 12’ye alarmımı kurmuştum ki uyanıp Türkiye saatinde yaşamaya başlayalım. Ben uyandım ama Serkan ve Deniz’i uyandırabilmem bir saat sürdü. Sonraki günlerde biz çalıştığımız için saatlere hızlıca adapte olacaktık aslında ama Deniz ilk hafta sürekli geceleri 1’de veya 2’de uyanıp 4’e 5’e kadar oturmak istedi ve biz de sabah 6’da kalkmak zorunda olduğumuz için açıkçası biraz zorlandık ama hadi kalk yine git deseler bir dakika bile düşünmeden koşa koşa giderim. Zaten 10 senelik vizemizi kaptığımız için ara ara Türk Hava Yolları’nın yapacağı promosyonları takip etmeye devam ediyorum. Her an yeni bir Amerika seyahati planlayabilirim !

1.Bölüm için http://www.minomu.com/2016/01/10/15-aylik-bebekle-new-york-city-tatili-1-bolum/

2.Bölüm için http://www.minomu.com/2016/01/12/15-aylik-bebekle-new-york-city-tatili-2-bolum/

3.Bölüm için http://www.minomu.com/2016/01/17/15-aylik-bebekle-new-york-city-tatili-3-bolum/

15 Aylık Bebekle New York City Tatili – 3. Bölüm

27.09.15 Amerika 160

Pazartesi sabahı artık saatlere ve yeni eve biraz daha alışmış olarak Deniz yedi buçuğa kadar uyudu. Uyanır uyanmaz hızlıca kahvaltı ettik ve internetten bulduğumuz Merve’nin evine de iki sokak ötede olan araba kiralama şirketine gittik. Deniz için oto koltuğu da talep ettik ancak oto koltuğu sadece bir adet varmış o da Jersey City’deki ofislerindeymiş. 27.09.15 Amerika 272O yüzden arabamızı aldıktan sonra önce Jersey City’ye gitmek durumunda kaldık. Oradaki ofisten oto koltuğumuzu da aldıktan sonra alışveriş cenneti olarak geçen Woodbury’e doğru yola koyulduk. Woodbury Common Premium Outlets, New York City’ye bir buçuk saat uzaklıktaki outlet alışveriş merkezi. Biz Jersey City üzerinden gittiğimiz için gidişimiz iki saate yakın sürdü. Dönüşte de iş çıkış trafiğine kaldığımız için trafikte kaldık ve yine uzun sürdü; ama kesinlikle gittiğimize değdi.  Deniz’le olduğumuz için tüm dükkanları gezemedik ama ben hazırlıklı olmak istediğim için önceden internet sitelerindeki haritayı ve markaların listesini print edip yanıma almıştım. Arabayla geze geze giderken de mutlaka uğramak istediğimiz markaları harita üzerinde işaretleyip kendimize bir rota çıkartmış olduk. O rotayı bitirdiğimizde zaten akşam olmuştu. En uzun vakti Carter’s’ın mağazasında geçirdik. Hatta Serkan’la Deniz uzunca bir süre sokaklarda koşturup oynadılar ki ben rahat rahat dolaşabileyim. Deniz’in kış için kalın mont takımını (kayak pantalonu gibi kalın pantalonu olan ikili mont takımlarından), kışlık pijamalarını ve daha bir çok şeyi oradan çok ucuza almış olduk. Ayrıca Carter’s’da kasa için sıraya girdiğimde Serkan’la Deniz de içeri gelmişlerdi ve o sırada kasanın önünde pusetteki bebeklerin oyalanması için yaptıkları oyuncağı gördük. Tek kelimeyle ba-yıl-dım! Biz ödemeyi yaparken Deniz’in gıkı bile çıkmadı.
27.09.15 Amerika 277

Woodbury’den döndükten sonra zaten saat çok geç olmuştu. Önce eve gittik, Serkan poşetleri ve bizi eve çıkardıktan sonra gidip arabayı teslim etti ve eve öyle döndü. Merve’ye bütün aldıklarımızı gösterdikten sonra iç içe koyup boş getirdiğimiz valizlerden birine aldıklarımızı yerleştirmeye başladık. Yaptığımız en akıllıca şey çok az eşya ve boş valizlerle gitmiş olmamız. Dönerken her tarafımızdan bir şey sarkıyordu. O kadar çok ıvır zıvır almışım ki bomboş valizlere zor sığdık.

Bir sonraki gün uyandığımızda artık Manhattan’ı keşfetmeye hazırdık. Sabah PATH ile Manhattan’a geçtikten sonra ilk işimiz Times Square’e gitmek oldu. Times Square’de bulunan Toys’r’us mağazasını çok merak ediyorduk. Mağazadan içeri girince ağzımız açık kaldı. Dükkanın ortasında 5 katlı mağazanın tamamını kaplayan bir dönme dolap var. Deniz yaşından dolayı anlamayacağı için biz ne yazık ki binemedik ama binen çocukların yüzünde güller açıyordu. Oradan da bir dolu oyuncak aldık. Keşke orayı sabah ilk durak yerine akşam son durak yapsaydık da bütün gün Serkan elinde torbalarla perişan olmasaydı. Oradan çıktığımızda öğlen olmuştu. Yine Times Square’de bulunan Red Lobster‘a gittik. Deniz’in bayıla bayıla yemek yediği tek yer de burası oldu. Onun için fırında patates sipariş etmiştik ancak o karidesli pilava tam anlamıyla bayıldı. 27.09.15 Amerika 304Hepimizi çooook mutlu eden güzel bir yemekten sonra yürüye yürüye kendimizi Bryant Park‘a attık.
Bryant Park’ta çocuklar için ayrılmış olan oturma bölümüne bayıldık. Çocukların okuması için bir de ayaklı kitaplık koyup bir sürü kitapla doldurmuşlar. O sırada hava birden soğumuş olmasına rağmen tedarikli olduğumuz için Deniz’e montunu giydirdik ve o da sıkılmadan güzel güzel oynadı. Hatta uzaktan ı-ıh diye gösterdiği için babasıyla atlı karıncaya da bindiler ama ne yazık ki keyif alan yine Serkan oldu. 

27.09.15 Amerika 309

Byrant Park’ta koşturmaktan iyice yorulan Deniz’i pusette uyuttuktan sonra yürüye yürüye Rockerfeller Center‘a gittik. Yol üzerinde minik bir Magnolia Bakery molası verdik ama cupcake’lerini çok beğenmedik. Rockerfeller Center’ın önündeki meydanda Serkanla Deniz’i başbaşa bırakıp Lego Center‘a girdim. Kendimi kaybetmemeye çalışarak başlangıç setlerinin olduğu rafa yöneldim ve hızlıca +18m olan My First Playhouse başlangıç setini aldım. Hatta bunu daha yeni yılbaşı hediyesi olarak verdik ve Deniz bayıldı. Kendi kendine uzun süre (yani yarım saat) oynadığı ilk oyuncağı bu oldu. O da benim gibi bir lego-sever olursa mutluluktan havalara uçacağım. Hem Deniz’i uyandırmak istemediğimiz hem de çok yorgun olduğumuz için Top of the Rock‘a çıkmadık. Hem de New York’a geri gelmek için bir sebebimiz olur diye düşündük.

Oradan da ayrıldıktan sonra 23rd Street’teki PATH station’a kadar yürüdük. Deniz hala uyuduğu için hem Serkan’la bol bol konuşmuş olduk hem de New York’u sakin bir şekilde yürüye yürüye keşfetme imkanını yaşamış olduk. PATH’ten Hoboken’da indiğimizde de mükemmel bir Farmer’s Market’a denk geldik. Evi tıka basa dolduracak kadar sebze ve meyve aldık ve hemen eve gidip yemek yapmaya koyulduk. Akşamımız yine yemek, küvette banyo keyfi ve uykuyla geçti.

Çarşamba sabahı sadece Deniz’e kahvaltı ettirip, biz bir şey yemeden evden fırladık ve Upper West Side’a gittik. İlk durağımız kahvaltı için Jacob’s Pickles oldu. Çok güzel bir kahvaltı ettikten sonra büyük umutlarla Children’s Museum of Manhattan‘a gittik ancak ne yazık ki kış hazırlıkları yaptıkları için kapalıydı. Biraz sokaklarda dolandıktan sonra metroya binip Greenwich Village mahallesine indik. Sex and the City’deki Carry Bradshaw’un evinin önünden de geçmek suretiyle Meatpacking‘e doğru yürüdük. Meatpacking District’te Bubby’s Highline‘da mola vermeye karar verdik. Daha restorandan içeri girer girmez çocuklu olduğumuz için birkaç bulmaca/boyama kağıdı ve bir paket boya kalemi verdiler. Böylece Deniz de yemekler gelene kadar oyalanmış oldu. Biz kocaman birer hamburger yerken ona da Mac N’ Cheese istedik. Bayılmasa da karnını doyuracak kadar yedi. Bizim patates kızartmalarımızdan da birkaç tane kemirdi.

Yemekten sonra hemen son zamanlarda çok meşhur olan The High Line‘a çıktık. 27.09.15 Amerika 626High Line eski ve artık kullanılmayan bir demiryolu hattının yeniden tasarlanıp, bolca yeşillendirilerek dönüştürüldüğü parkın adı. Açıkçası New York’taki onca güzelim parktan sonra biz o kadar bayılmadık ama yine de vakit varsa görmeye değer. High Line’a çıktığımızda hava çok sıcaktı. Oturma alanlarının birinde de yerden su vermişler. Deniz bu suyu fark edince mutluluktan kendinden geçti. Hava da çok sıcak olduğu için ayakkabılarını, taytını çıkartıp sadece elbisesiyle bıraktım. Yarım saate yakın kendi kendine suyla o kadar güzel oynadı ki, gelip geçen turistlerden videosunu çekenler dahi oldu. Sonunda tabii sırılsıklam olmuştu. Yakınlarda bebek değiştirme bölümü olan bir tuvalet de bulamadığımız için oradaki banklarda altını ve kıyafetini değiştirip yolumuza öyle devam ettik.

27.09.15 Amerika 439

High Line’dan indikten sonra kendimizi Chelsea Waterside Park’a attık. Anladık ki biz park deyince çayır çimen ve yeşillik seviyoruz. O parkta Deniz’i uyuttuktan sonra Hudson River Greenway’de biraz yürüyerek Frying Pan‘e ulaştık. Ben bir kadeh şarap istedim, Serkan da bir viski istedi. Tam gün batımında karı koca güzel bir keyif yapmış olduk. Oradan çıktıktan sonra PATH ile Hoboken’a döndük. Deniz hala uyuduğu için Hoboken’ı yürüyerek gezelim dedik. Washington Street üzerinde gördüğümüz Aspen Gourmet Market‘a bayıldık. Merve ıspanak yemeğini özlediği için ona kıymalı ıspanak pişirecektik. Ispanakları ve kıymayı oradan aldık. Kıymayı çektirmeye çalışıp sadece önceden çekilmiş kıyma sattıklarını öğrendiğimiz esnada etrafta birçok Türkçe konuşan Türk çalışan olduğunu fark ettik. Onlarla da biraz sohbet edip marketten çıktık. O civardaki bir Dunkin’ Donuts’dan birer kahveyle birer donut aldık ve yavaş yavaş eve doğru yürüdük.

1.Bölüm için http://www.minomu.com/2016/01/10/15-aylik-bebekle-new-york-city-tatili-1-bolum/

2.Bölüm için http://www.minomu.com/2016/01/12/15-aylik-bebekle-new-york-city-tatili-2-bolum/

4.Bölüm için http://www.minomu.com/2016/01/26/15-aylik-bebekle-new-york-city-tatili-4-bolum/

15 Aylık Bebekle New York City Tatili – 2. Bölüm

27.09.15 Amerika 160

Gece yattığımızda Türkiye’de saat sabah 10 olduğu için ben Deniz en fazla 1-2 saat uyur diye düşündüm ama o beni şaşırtarak sabah 6’ya kadar uyudu. Uyanınca hemen yataktan kalkmadık. Çok ses çıkarmamaya çalışarak yatak keyfi yaptık. 7 gibi Serkan da uyanınca hep birlikte kalkıp hem etrafı toplamaya hem de kahvaltı hazırlamaya başladık. Merve’nin evi 1+1 olduğu için biz tatil boyunca salondaki açılır kapanır koltukta yattık. O yüzden her sabah kalktığımızda kahvaltı edebilmek için önce yatağı topluyorduk. Kahvaltıyı bitirip, giyinip hazırlanıp kendimizi dışarı attığımızda Deniz’in çoktan tekrar uykusu gelmişti bile. Merve’nin evine 5 dakika uzaklıkta olan Hoboken-PATH istasyonuna geldiğimizde, çoktan uyuyakalmıştı. PATH (Port Authority Trans-Hudson), Newark, Harrison, Hoboken ve Jersey City şehirlerini New York City’e bağlayan tren ağına verilen isim. Hoboken, New York City’den önceki son durak olduğu için hızlıca Manhattan’a ulaşabildik.
İlk günümüzde Deniz’in uzun yol yorgunluğu ve jet lag’inden korktuğumuz için sakin bir tam gün Central Park turu planlamıştık. Şansımıza hava da gün boyunca mükemmeldi. PATH ile Manhattan’a geçtikten sonra, metroya binip 59 St-Columbus Circle’da indik. Hemen Central Park’ın içine dalıp yürümeye başladık. Victorian Gardens Amusement Park‘ın daha birkaç gün önce bir sonraki yaza kadar kapandığını öğrenince çok üzülsek de moralimizi bozmayıp Central Park Zoo‘ya doğru ilerlemeye devam ettik. 27.09.15 Amerika 056Central Park Zoo nispeten minik bir hayvanat bahçesi olduğu için Deniz’in keyif alacağını düşündük. Genel olarak çok anlamamış olsa da, rengarenk kuşları görünce heyecanlanıp dikkatle izledi. Hayvanat bahçesinde yaklaşık bir buçuk saat geçirdikten sonra tekrar parkın dışına Avenue of the Americas’a çıkacak şekilde yürüdük. Avenue of the Americas üzerindeki Angela’s Sandvich Shop‘a gittik ve hepimize birer bagel, Deniz’e de bir greek salata aldıktan sonra, Pedicab‘lerden biriyle bizi parkın içerisinden dolaştırarak Sheep Meadow‘a götürmesi için anlaştık. Sheep Meadow’u daha uzaktan görür görmez Deniz’in bayılacağını anladım. Henüz yeni yürümeye başladığı için ayakkabılarını çıkartıp onu özgür bıraktığımız zaman çok şaşırdı ve gerçekten çok mutlu oldu. Çok yorgun olmasına rağmen, o kadar mutluydu ki akşamüstü uykusuna çok zor geçebildi. Günümüzün geri kalanını orada geçirdik. Yemek yedik, Deniz’le çimlerde koşturduk. Hemen arkamızda kızlarının 2 yaş doğumgününü kutlayan bir çiftle tanıştık; kadın Türk’müş, kızlarının ismi de Selin. Partiye gelenler arasında başka Türkler de vardı. Deniz o çocukların oyuncaklarına sulandı, onları ağzı açık izledi. Serkan’la Merve bir ara gidip Starbucks’tan kahveler aldılar. Benim Barselona’daki sınıf arkadaşlarımdan biri şimdi New York’ta yaşıyor. O da yanımıza geldi. Hiç sıkılmadan ve zamanın nasıl geçtiğini anlamadan akşamı ettik. Güneş kocaman binaların arkasına saklanınca hava da biraz serinledi. Biz de yavaş yavaş toparlanıp çıktık. Köşe başlarında duran Hot Dog standlarından birer hot dog aldık. Deniz de eliyle işaret edip ıh-ıh diye isteyince sosisten ona bile verdim. Normalde yediklerine ve içtiklerine çok dikkat ediyoruz. Şeker ve tuz hiç vermiyoruz. Ama artık tatilde de o kadar kuralcı olmak sıkıcı olacağından çok umursamamaya karar vermiştik.

27.09.15 Amerika 088

Metroya binmeden önce Columbus Circle’daki Tim Warner Center’ın içerisindeki Whole Foods Market‘e girdik. Gitmeden önce yaptığım listede zaten Whole Foods ziyareti vardı. O yüzden ben daha kapısından girince çok çok mutlu oldum. Dünyanın tüm meyveleri vardı sanırım meyve reyonunda. Deniz de çok sıkılmadan bütün marketi hızlıca dolaşmaya çalıştık. Merveyle Serkan sağ olsunlar Deniz’i oyaladılar, ben de bu sırada alışveriş sepetini hızlıca doldurdum. İlk günün tecrübesiyle, sokağa güvenirsek Deniz’in aç kalacağını anladığımdan onun için de kıyma, sebze ve meyve alışverişi yaptım. O günden sonra da hep evde Deniz’e yemek pişirdim ve yanımıza aldık. Genel olarak tatil boyunca gittiğimiz restaurantlarda hiç Deniz’e uygun bir yemek bulamadık. O yüzden hep akşamları yaptığım yemekten yanımda taşıdım. Hatta yemeğini ısıtacak yer bile bulamadığımız oldu. O yüzden yemek açısından zorlandığımızı söyleyebilirim. Avrupa bu yönden çok daha kolay. Eğer İtalya’ya gitmiş olsaydık bırakın aç kalmayı, kilo bile alabilirdi.

Whole Foods’dan çıktıktan sonra metroyla yine PATH’e bağlanıp hızlıca Hoboken’a geri döndük. Evde ben Deniz’e yemek pişirirken Serkan Deniz’le oyun oynadı. Merve de çok sevdiği bir Meksika lokantasına gidip bize süper bir Meksika yemeği aldı. Yemeği yedikten sonra Deniz’e Merve’nin küvetinde süper bir banyo keyfi yaptırdık. Küveti o kadar sevdi ki tatil boyunca küvete girmeye çalışmasın diye banyonun kapısını hep kapalı tutmak zorunda kaldık. Banyodan çıktıktan sonra onca heyecana, yeniliğe ve yorgunluğa daha fazla dayanamayıp bayıldı. Biz de bir önceki geceden uykusuz olduğumuz için çok geçe kalmadan yattık. 

Pazar sabahı Deniz yine 6’da uyandı. Çok yorgun olmasına rağmen henüz Amerika saat dilimine alışmamış olduğu için bünyesi onu erkenden uyandırmış oldu. Merve’yi uyandırmamak için biz yine yatak keyfini biraz uzun tuttuk ve yedi buçuk gibi kalkıp kahvaltıyı hazırlamaya başladık. Kahvaltımızı ettikten sonra yine PATH ile Manhattan’a geçip, hemen metroya geçiş yaptık. Coney Island’a gitmek için metroda D hattına binip rahat bir yerlere oturduk. Yolumuzun çok uzun olacağını tahmin ediyorduk ama 1 saatten fazla süreceğini açıkçası ben beklemiyordum. Bu arada havanın da açık olmasını beklerken bulutlu bir güne uyandığımız için moralim çok bozuktu çünkü o güne kadar hep Deniz’le birlikte okyanusta yüzme hayalleri kurmuştum.

Coney Island’da metrodan sadece biz indik. Bomboş ve terk edilmiş bir kasabaya gelmiş gibiydik. Moralleri bozmadan Coney Island Boardwalk’a gittik ve hemen Deniz’in ayakkabılarını çıkartıp yürüyüşe başladık. 27.09.15 Amerika 119Deniz yol boyunca uyuduğu için keyfi yerindeydi. Yürümeye başlayalı 5-10 dakika olmuştu ki tüm bulutlar çekildi ve yerini masmavi bir gökyüzü ve kocaman bir güneşe bıraktı. O an ne kadar mutlu oldum anlatamam. Hemen kendimizi kumlara atıp okyanusun kenarına kadar gittik ve mayolarımızı giydik. Okyanusun görüntüsü çok bulanık ve koyu renkli olduğu için benim hevesim hızlıca kaçtı ama mayosunu giymiş Deniz’i tutmak artık imkansızdı. O yüzden Serkan da onunla birlikte suya girmek durumunda kaldı. O sırada yavaş yavaş da etraf kalabalıklaşmaya başlamıştı. Meğer biz çok erken gittiğimiz için etraf bomboşmuş. Biraz yüzdükten sonra tekrar üstümüzü değiştirdik ve bu sefer Lunapark’a gittik. Kapıda konuştuğum görevli Deniz’in yaşına uygun 4 tane atraksiyon aleti olduğunu söyledi. Biz de 4 aletlik bir bilet aldık. Fakat lunapark’ın içine girince aslında bunlardan sadece 2 tanesinin ona uygun olduğunu gördük. Bir tane küçük trene onunla birlikte bindim. Trenin attığı 4 turun sonuncusunda ancak ne olduğunu anlayıp babasına el sallamayı başardı. Bir de dönen çay fincanlarına babasıyla birlikte bindiler. Onda da pek bir şey anlamadan etrafına bakıp durdu. Yani çok heves ettiğimiz için bindirmiş olduk ama aslında Deniz hiçbir şey anlamadı. Ondan daha çok biz eğlendik. Lunapark’tan çıktıktan sonra New York’un en eski Hot Dog’çısı olan Nathan’s Famous‘a gittik. Hot doglarımızı da yedikten sonra tekrar metroya binerek bu sefer Brooklyn’e doğru yola çıktık. York Station’da metroda inip, Brooklyn Heights’ta dolaşa dolaşa Brooklyn Bridge Park’a gittik. Parka girer girmez yine Deniz’i ayakkabılarını çıkartıp çimenlere saldık. Mutluluktan kahkahalar ata ata bir sağa koştu bir sola. Sonunda yorgunluktan perişan olup memede uyuya kaldı. O uyuyunca hemen pusete koyup biz de yola koyulduk. Tam gün batımında Brooklyn Bridge’den yürüyerek geçebildik. Çok keyifliydi. Manhattan tarafına ulaşınca hemen tekrar metroya binip bu sefer Union Square’e gittik. Union Square’den 23rd Street’e yürüdük ve PATH’e binerek kendimizi eve attık. İlk iki günümüzde bol parklı bahçeli ve rahat iki gün geçirmiş olduk. Merve de hafta içi çalıştığı için onunla geçireceğimiz iki tam günü dolu dolu geçirebildik. Bol bol sohbet ettik, hasret giderdik. Vücutlarımız da artık Amerika saat dilimine alıştığı için daha rahattık. Yine Deniz’e bol köpüklü uzun bir banyo keyfi yaptırdıktan sonra onu uyuttuk. Biz de çaylarımızla Merve’nin arka balkonunda biraz keyif yaptıktan sonra yattık.

1.Bölüm için http://www.minomu.com/2016/01/10/15-aylik-bebekle-new-york-city-tatili-1-bolum/

3.Bölüm için http://www.minomu.com/2016/01/17/15-aylik-bebekle-new-york-city-tatili-3-bolum/

4.Bölüm için http://www.minomu.com/2016/01/26/15-aylik-bebekle-new-york-city-tatili-4-bolum/

15 Aylık Bebekle New York City Tatili – 1. Bölüm

27.09.15 Amerika 160

Deniz 1 yaşına gelene kadar yaptığımız kısa-uzun tatillerle kendimize güvenimiz iyice yerine gelmişti. Türk Havayolları’nın yaptığı Amerika promosyonunu görünce hiç düşünmeden Kurban Bayramı için biletleri aldık. Serkan’ın kuzeni Merve de New York City’de yaşadığı için içimiz rahattı. Barselona veya Kos’taki gibi otel arama derdimiz olmayacaktı. Dört büyükler yine her zamanki gibi “onca yolluk uçuşu çocukla nasıl gideceksiniz?”, “kızı bize bıraksaydınız bari”, “biraz daha büyümesini bekleseydiniz” gibi cümleler kurmuş olsalar da, ben nereden geldiğini bilmediğim cengaverlikle hepsini kulak arkası ettim. İyi ki de etmişim. Korktuğumdan çok daha kolay oldu ve çok keyifli bir tatil geçirmiş olduk. Evet hiç müze gezemedik ve evet hiç rooftop’larda kokteyl sarhoşu olamadık ama gerçekten çok eğlendik.

Kurban Bayramı Eylül ayına denk geldiği için yine hava durumu açısından şanslıydık. Internetteki hava tahminlerinde hep 16-20 derece ve güneşli gösteriyordu. Kendimiz için birer yedek olmak üzere ikişer alt, dörder üst ve birer kalın üst aldım. Evet ben de hala kendime inanamıyorum ama sadece bu kadar kıyafetle 10 günü geçirebildik. Evde olduğumuz için çamaşır yıkama lüksümüz vardı tabii. Otele gidiyor olsaydık daha fazla parça almamız gerekirdi. Deniz için ise daha fazla yedekli davrandım ama mesela bezinden sadece 20 adetle yola çıktık. Oradan alırım diye düşünmüştüm ve böylece bayağı yer kazanmış olduk.

Uçak biletlerini alırken, promosyon biletler aldığımız için Deniz’in günlük yaşam saatlerine uydurma gibi bir lüksümüz olmadı. Gidiş uçuşumuz tamamen tesadüfle onun gece uykusuna denk geldi ancak dönüş uçuşumuz oranın saatiyle öğlen 12’de oldu.

27.09.15 Amerika 043
Gidiş uçağımız 18 Eylül Cuma akşamüstü 17.50’deydi. Hala günde iki uyku uyuyan Deniz’e akşamüstü uykusunu uyutmadan önce saat 3 gibi havaalanına gittik. Türk Telekom’un lounge’unda biraz uyutmayı denedik ancak renkler, sesler her şey çok ilginç geldiği için inanılmaz uyanıktı, başarılı olamadık. Uçakta bebekli yolcular için bebek sepetinin takılabildiği ön koltuklardan talep etmeyi unutmuştuk. Check-in sırasında tüm bu koltukların dolu olduğunu öğrendik. Yer hostesleri bebekli yolcu ile yer değiştirir misiniz diye bu koltuklarda oturan yolculara sordu ancak ne yazık ki negatif yanıt aldık ve cam kenarındaki ikili koltuklarda oturmak durumunda kaldık. 27.09.15 Amerika 047Uçak daha kalkmadan Deniz yorgunlukta kucağımda uyuya kaldı. Yemek servisi sona erene kadar da deliksiz uyudu. Biz de bu sırada sıkış tepiş, bir masada iki tepsiyle yemek yeme savaşı verdik. Deniz uyanınca ona da biraz makarna yedirdik. Biraz da benim çantamda taşıdığım yoğurttan verdik. İçini boşalttığım Hipp mama kaplarına yoğurt mayalayıp onlardan 3 tane yanıma almıştım. İlkini böylece kullanmış olduk. Biraz uçakta dolaşıp biraz da yanımızda getirdiğimiz kitap ve oyuncaklarla oyalandıktan sonra Deniz gece uykusuna geçti ve sonrasında çok az, sadece 1-2 kez meme emmek için uyandı. Ben, hem koltuk çok sıkışık olduğu için hem de kucağımda 15 aylık bir bebekle hiç uyuyamadım. Benim için rahatsız bir yolculuk oldu. Uçak New York City’ye indiğinde Deniz de uyandı. Türkiye saati ile saat sabah 5 civarıydı, NYC’de daha akşam 10 yeni olmuştu. JFK Havaalanındaki gümrük kuyruğunu görünce başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Biz “bu sırayla sabaha anca evde oluruz” diye hayıflanırken, zenci ve çok iri bir polis memuru “siz bu taraftan” deyip bizi çocuklu ailelerin olduğu ve önümüzde de sadece 4 ailenin olduğu kuyruğa soktu. O uykusuzluk ve yorgunlukla adamın boynuna sarılmak istedim. Hangi kabine sıra gelirse önce çocuklu aileler sırasından birini aldıkları için biz hızlıca gümrükten geçmiş olduk. Gümrük polisi “İlk defa mı Amerika’ya geliyorsunuz ?”, “Kaç gün kalacaksınız?”, “Nerede kalacaksınız?” gibi klasik birkaç soru sorduktan sonra giriş damgalarını bastı ve geçtik. Serkan valizleri beklerken ben de Deniz’le birlikte tuvalete gittim ve aşırı ilkel ama en azından var olan alt açma bölmesinde Deniz’in altını değiştirdim. Valizimiz hızlıca geldi, uçaktan indikten yaklaşık 45 dk sonra kapıda taksicilerle pazarlık yapıyorduk. Merve Hoboken, New Jersey’de oturduğu için yolumuz bayağı uzun olacaktı. Hem valizlerle hem de Deniz’le otobüs veya metroda in-bin yapamayacağımız için taksiye muhtaçtık ancak orada yaşayan birkaç arkadaşımız mutlaka pazarlık yapmamızı tembih etmişlerdi. En sonunda hintli bir taksici amcayla 100$’a anlaştık. Takside oto koltuğu olmadığı için ödüm patlayarak Deniz’i olabildiğince sıkı tutmaya çalıştım. Zaten taksi hareket eder etmez Deniz yine göğsümde, Serkan da omzumda uyuya kaldılar. Ben Queens Midtown Tunnel’a kadar dayandım ama daha tünelin girişinde Cuma akşamı trafiğinde sıkışınca artık benim de gözlerim kaymaya başladı. Serkan’ı uyandırdım çünkü ben de uyursam sert bir frende Deniz öndeki koltuğa çarpabilirdi. Bu sefer Serkan uyanık kaldı ve ben bayıldım. Merve’nin evinin önüne kadar da hiç uyanmadım. Yolculuk aşağı yukarı 1 saat kadar sürdü. Taksiden inince Deniz de uyandı. Merve’nin evinde biraz vakit geçirip, hep birlikte çıktık ve Washington Street’teki Basile’s Pizza‘ya gittik. Cuma gecesi olduğu için sarhoş birçok gencin arasından geçip birer dilim pizzamızı aldık ve dışarıda ayakta sohbet muhabbet yemeğe koyulduk. Bu sırada Hoboken’da yaşayan bir Türk öğrenciyle bile karşılaştık. Pizzalarımızı yedikten sonra Washington Street’te biraz yürüyüş yaptık. Amerika’nın meşhur eczane zincirlerinden biri olan Walgreens‘e girip Deniz için bebek bezi aldık. Onlarca marka ve çeşidin arasında karar vermem yarım saatimi aldı ve yine aynı Türkiye’de kullandığımız Prima Premium’un muadili olan Pampers Premium’da karar kıldım. Paketi açıp da bir de bezlerin Susam Sokağı desenli olduğunu görünce dönmeden önce birkaç paket daha aldım ve dönüşte bir süre o bezleri kullandık. Oranın saatiyle saat 2 olduğunda Deniz artık biraz mızmızlanmaya başlamıştı. Biz de çok uzatmadan eve döndük ve yatmaya karar verdik.

2.Bölüm için http://www.minomu.com/2016/01/12/15-aylik-bebekle-new-york-city-tatili-2-bolum/

3.Bölüm için http://www.minomu.com/2016/01/17/15-aylik-bebekle-new-york-city-tatili-3-bolum/

4.Bölüm için http://www.minomu.com/2016/01/26/15-aylik-bebekle-new-york-city-tatili-4-bolum/

12 Aylık Bebekle Yaz Tatili / Bodrum & Kos – 3.Bölüm

Kos’tan döndükten bir sonraki gün bu sefer rotamızı Gündoğan’a çevirdik ve Selin’lerle birlikte Marisol otelin sahilinde buluştuk. Yahşi’nin soğuk suyundan sonra Gündoğan cennet gibi geldi. Deniz’i sudan çıkartamadık. Etrafta Deniz’den başka da bir çok bebek/çocuk vardı. Hem kendimizi yalnız hissetmedik hem de Deniz biraz sosyalleşmiş oldu.

Akşam için de Selin’lerle Bodrum Antik Tiyatro’da gerçekleşecek olan Buena Vista Social Club’ın konserine bilet almıştık. Plajdan eve döndükten sonra biz hemen hazırlandık. Deniz’i ikinci akşamüstü uykusuna yatırdım ve çıktık. Önce merkezde güzel bir rakı-balık yaptık, sonra da Antik Tiyatro’daki konsere geçtik. Konser bittiğinde saat 23.30 olmuştu. Bodrum’a geçmeyi planlarken cep telefonumuzda “Deniz uyumadı, ağlıyor” mesajını görünce apar topar eve döndük. Her gece annesinin memesinde uyumaya alıştığı için, o akşam da inatla annesini beklemiş.

Son günümüzde de yine Yahşi’deki Kefi Beach’e gittik. Serkan’ın Alman Lisesi’nden sınıf arkadaşı Zeynep ve 8 aylık kızı Mila da geldiler. Bütün gün yok Mila acıktı, aman Deniz’in uykusu geldi derken çok keyifli bir gün geçirdik. Istanbul’da da kızları bol bol görüştürmek üzere sözleşerek ayrıldık.

24.07.2015 349

 

Son akşamımızı evde geçirdik. Deniz’e küvette bol köpüklü bi banyo keyfi yaptırdık. Valizlerimizi toplayıp erkenden yattık.

Dönüş uçağımız Bodrum’dan Sabiha Gökçen’e sabah 10.10’daydı. Zaten tatil yorgunu olan Deniz bir de normalden daha da erken uyandırılınca daha uçak kalkarken kollarımda uyuya kalmıştı. Çok rahat bir uçuş geçirdik. Sabiha Gökçen Havaalanı’ndan Bostancı’ya giden E-9 otobüsüne bindik ve kısa sürede Bostancı’daki balıkçıların oraya ulaştık. Kınalıada’ya giden motora da koşa koşa yetiştik. Öğle yemeği saatinde evdeydik bile.

Böyle yoğun bir bir haftaya Deniz beklediğimizden çok daha kolay adapte oldu. Anne ve babası işte değil de sürekli yanında olduğu için tüm yorgunluğuna rağmen çok keyif aldı. Ancak böyle bir yaz tatilini sadece Serkan’la ben olsak bu kadar rahat geçiremezdik. Babaanne ve dede faktörü sayesinde biz de tatil yapabildik. Bebekleriyle ilk defa yaz tatili yapacaklara mutlaka dört büyüklerden (anneanne&dede ve babaanne&dede) destek almalarını öneririm. Çok yaşasın dört büyükler !

1. Bölüm için http://www.minomu.com/2015/12/08/12-aylik-bebek…um-kos-1-bolum/

2.Bölüm için http://www.minomu.com/2015/12/09/12-aylik-bebekle-yaz-tatili-bodrum-kos-2-bolum/

12 Aylık Bebekle Yaz Tatili / Bodrum & Kos – 2.Bölüm

24.07.2015 099

24.07.2015 107

Sabah erkenden kalkıp limana gittik ve Bakırköy-Bostancı deniz otobüslerinden pek bir farkı olmayan resimdeki Bodrum-Kos deniz otobüsüne bindik. Deniz otobüsü klimalı olduğu için ilk etapta donmuş olsak da ricamız üzerine klimayı kıstılar. Sefer de yalnızca 20 dakika sürdüğü için hızlıca Kos adasına ulaşmış olduk. Internet yardımıyla araba kiraladığımız Autoway Rent a Car‘dan Yannis, Kos limanına gelerek bizi aldı ve 5dk uzaklıkta olan otelimize (Triton Hotel) hızlıca ulaştık. Vakit kaybetmemek için bir an önce hazırlanıp yola çıktık. Adanın Türkiye’ye bakan kuzey sahillerinin (ör:Marmari koyu) çok rüzgarlı olduğunu okuduğumuz için planımıza sadece güney tarafındaki sahilleri aldık. İlk gün de denizin çok güzel olduğunu okuduğumuz Kefalos koyundaki Paradise Beach’e gittik. Biz yunan döneriyle (bkz. gyro) karnımızı doyururken, Deniz’e de – orada uygun yemek bulamam endişesiyle yanımda taşıdığım –  Hipp’in hazır mamasından yedirmeye çalıştım. Ama tabi o güne kadar hep ev yemeği yemiş olan Deniz ağzını burnunu buruşturup hazır mamayı reddetti. Biz de hafif kızartılmış pideyle birlikte gelen cacıktan yedirdik. Nam-nam-nam yapa yapa yedi.

24.07.2015 144

Kefalos’un denizi gerçekten çok güzeldi. Hepimiz defalarca yüzdük. Deniz de – belki de ilk defa – kendi kendine saatlerce oynadı. Havuzun hem içinde hem yanında bol bol vakit geçirdi.

24.07.2015 149Akşamüstü otele döndükten sonra fazla vakit kaybetmeden hemen hazırlanıp kendimizi yeniden dışarı attık. Otelden çıktıktan sonra önce “old town” diye geçen şehrin içerisinden yürüdük. Daha sonra sahile çıkarak limanın öbür tarafına kadar gittik. Uzun bir yürüyüşten sonra Fatma Hanım’ların işlettiği Caravelle Restaurant’a oturduk. Kendimiz için açgözlülükle bir sürü meze seçtikten sonra, Deniz’e ne sipariş etsek diye düşünürken, Fatma Hanım balık çorbasının taze olduğunu söyleyip onu önerdi. Biz de önerisine uyduk ve Deniz için de bir balık çorbası sipariş ettik. İyi ki de önerisine uymuşuz, Deniz yine nam nam nam nidaları eşliğinde bütün çorbayı tek başına bitirdi.

24.07.2015 175 24.07.2015 190

 

Caravelle’den çıktıktan sonra yine uzunca bir yürüyüş yaparak otele döndük. Bir sonraki gün, kahvaltıdan sonra bu sefer Kardamena plajına gitmek için yola çıktık. Kardamena’nın merkezindeki hem arkasındaki restaurantı hem de öndeki şezlongları işleten bir yere yerleştik. Oranın da denizi çok güzeldi. Deniz’i babaannesi ve dedesine bırakıp Serkan’la sahilde uzuuun bir yürüyüş bile yaptık.

Akşamüstü çok oyalanmadan tekrar yola koyulduk ve bu sefer Thermal Springs diye geçen deniz suyunun çok sıcak olduğu bir koya gittik. Deniz suyu o kadar sıcaktı ki hem ben hem Deniz suya zar zor girdik. Çok kalabalık ve küçük olduğu için ben bunalıp çıktım ancak Deniz, Serkan, babaanne ve dede sıcak suyun içinde bol bol keyif yapmaya devam ettiler.

Oradan çıktıktan sonra yine hızlıca bir otele uğrayıp hazırlanma tantanasından sonra bu sefer gün batımıyla meşhur olan Zia köyüne doğru yola çıktık. Deniz artık o sıcakta sürekli araba koltuğunda oturmaktan sıkılmaya başladığı için mızmızlanıyordu. Köye tırmanana kadar bol bol şarkı söyleyip, bilumum oyuncak değiştirdik.

Zia’ya tam gün batımından önce ulaştık. Telefonla önceden rezervasyon yaptırdığımız Oromedon Taverna‘ya oturduk. Bir Kalpazankaya kadar olmasa da, gün batımı gerçekten çok güzeldi. Kalimnos adasının arkasından güneşi batırdık. Bu restaurant’daki menüde çocuk yemeği diye bir seçenek vardı. Garsona sorduğumuzda kızarmış nugget cevabını alıp, hüsrana uğradık. Yunanistan’da yemek açısından o kadar çok seçenek varken, çocuklara vere vere nugget veriyor olmalarına çok üzüldük. Biz Deniz için sade makarna yapmalarını rica ettik, yanına da yoğurt istedik. Serkan’ın da yardımıyla güzel güzel karnını doyurdu. Artık kendi kendine yemek yemek istiyor ve biz de makarna gibi yiyeceklerle minik minik izin veriyoruz. 🙂

Zia’dan dönüşte artık iyice yorulmuştu ve araba koltuğuna oturttuğumuzda çok ağladı. Dağdan indikten sonra dayanamayıp arabayı sağa çektik. Ben biraz emzirdim, o da hemen uyuya kaldı. Araba koltuğuna yatırarak yola devam ettik.

24.07.2015 214

Son günümüzde ben sabahın 5’inde sebepsiz uyandım. Fotoğraftaki manzarayı görüp fotoğraf çekmek için ayağa kalkınca da bir daha uyuyamadım. Fırsattan istifade çantaları topladım ve yola çıkmak için hazırlandım. Kos’tan Bodrum’a giden feribotlar bir sabah bir de akşam var. Biz son günün de tadını çıkartmak için akşam 18.00’de olan feribotla döndük. Feribotu kaçırmamak için son gün uzak plajlara gitmek yerine merkeze yakın plajlarda kalalım istedik. Thermal Springs’e giderken gözümüze takılan bir plaj olmuştu: Ammos Beach Club Bar. Oraya gitmeye karar verdik, çok da memnun kaldık. Deniz kenarı kum, arkası çimen olan özel bir tesis. Yunanistan’da hep alışkın olunan halk plajından bir tık yukarıda olduğu için de gayet konforlu. Orada da bol bol keyif yaptık.

24.07.2015 273

Otele fazladan 20€ ödeyip odalardan birini kapatmamıştık. En son tekrar otele dönüp, çantalarımızı alıp limana geçtik. Arabayı da Yannis’e bırakıp feribotumuza bindik ve 20 dakikada Bodrum’a döndük.

1.Bölüm için http://www.minomu.com/2015/12/08/12-aylik-bebek…um-kos-1-bolum/

3.Bölüm için http://www.minomu.com/2015/12/10/12-aylik-bebekle-yaz-tatili-bodrum-kos-3-bolum/

12 Aylık Bebekle Yaz Tatili / Bodrum & Kos – 1.Bölüm

Yaz aylarını Kınalıada’da geçirdiğimiz için, tüm yaz genel bir tatil havasında oluyoruz. Ancak yine de güneyde geçirilmiş bir tatilin tadı farklı oluyor. Bu yüzden daha kışın başından itibaren yaz tatilimizi hayal etmeye başladık ve bebekli bir çift olarak geçireceğimiz ilk yaz tatilimizi Serkan’ın ailesinin yazlığında; Bodrum’da geçirmeye karar verdik. Otelde kalmak yerine kendi evimizde kalacak olmak ufak bebekle daha rahat olacağı için en başından beri içim çok rahattı. Hepimizin Schengen vizesi olduğu için, tatile bir ay kala Deniz’e de vize başvurusunda bulunduk – ki Bodrum’un hemen karşısında olan Kos adasına da gidebilelim. Deniz’in daha önceden alınmış ve süresi dolmuş olan bir Schengen vizesi olduğu için onu vize başvurusuna götürmek zorunda kalmadık ancak hem Serkan hem de ben birlikte gittik ki noterden mufavakatname almak için boşuna para ödemeyelim.

Uçak biletlerini alırken; gidiş uçağını akşamüstü uykusu, dönüş uçağını da sabah uykusuna denk getirerek alabildim. Böylece yolculuğunun rahat geçmesini de nispeten garantiye almış oldum.

Mama sandalyesi, araba koltuğu, (Deniz bizimle uyuduğu için hiç kullanmadığımız) park yatak ve çeşitli oyuncaklar gibi birçok eşyayı kayınpederimin arabasına yükledik. O, bizden 2 gün önce araba ile yola çıktı. Biz de 2 gün sonra Atlas Global’in akşamüstü 17:15 uçağıyla yola çıktık. Gidiş uçuşunu Atatürk Havalimanı’ndan yaptığımız için rötar kaçınılmaz oldu. Ama Deniz daha uçağa biner binmez uyuduğu ve inene kadar da uyanmadığı için bir problem yaşamadık.

Bodrum Havalimanı’na indiğimizde Deniz yeni uyanmıştı. Valiz bekleme alanındaki bir görevliye bebek bakım odasının nerede olduğunu sordum. “Burada öyle bir şey yok” cevabını alınca bayağı şaşırdım. Serkanlar valiz beklerken ben de çıkışa doğru ilerlemeye başladım ve tam çıkıştan önce sol tarafta Bebek Bakım Odası işaretini gördüm. Havalimanında çalışan bir görevlinin böyle bir alandan haberdar dahi olmamasına söylene söylene odaya girdim. İstanbul’daki odalarla karşılaştırıldığında bir havalimanına yakışmayacak kadar ilkel ve pis olsa da alt değiştirme pedleri sayesinde hızlıca işimizi hallettik. Havaalanından eve kadar olan yolda artık sıkılmaya başlamış olan Deniz için bol bol şarkı söyledik. Yoldaki bir pidecide yemek molası verdikten sonra saat 21:00 civarında eve ulaştık. Deniz’i yatırıp biz de valizleri açtık ve haftanın planını gözden geçirdik.

24.07.2015 077İlk gün Yahşi’deki Kefi Beach’e gittik. Su çok soğuk olmasına rağmen, Deniz hiç yadırgamadı. Hatta suya alıştıktan sonra kahkahalar atmaya başladı. Düz ayak bir tesis olduğu için çok rahat ettik. Deniz çok temizdi, plaj da kum olduğu için Deniz keyifle havuzuyla ve oyuncaklarıyla oynadı. Gitmeden önce birçok mağazadaki şişme havuzlara bakmış ama hiçbirine öyle yüksek meblağlar ödemek istememiştim. En sonunda Migros’tan 19 TL’ye resimdeki havuzu aldık. Şişir söndür şişir söndür, Bodrum’da, Kos’ta ve adada yaz boyunca milyon kere kullandık. İyi ki de onu almışım.

24.07.2015 084

 

Eve dönmeden önce Bodrum Merkez’de limana uğrayıp Yeşil Marmaris acentasından kişi başı 32 Euro’ya ertesi gün için Kos biletlerimizi aldık. Eğer aynı gün dönüş yapacak olsaydık 24 Euro ödeyecektik.

24.07.2015 090

Eve dönüp biraz da havuz başında vakit geçirdikten sonra çek-çek valizlerimizi hazırlayıp evde dinlendik. Deniz uyuduktan sonra Serkan’la Bodrum’a inip bir iki saatlik bir kaçamak bile yaptık.

Devamı için http://www.minomu.com/2015/12/09/12-aylik-bebekle-yaz-tatili-bodrum-kos-2-bolum/