Bebeklerde Kalpte Üfürüm

Deniz_arabada Deniz’in ilk ay kontrollerinin birinde çocuk doktorumuz bize bebeklerin kalbinde ara ara duyulabilen bir üfürümden bahsetmişti. “Olur da başka bir doktora gösterirseniz ve o söylerse diye anlatıyorum; yoksa hiç anlatmazdım, panik olmanıza gerek yok” demişti. Bu üfürüm, 1 yaşına kadar kendiliğinden yok olur diye de eklemişti. Ben de hiç kafama takmamıştım.

En son gittiğimiz 15 ay kontrolünde ise bu üfürüm konusu tekrar açılınca ödüm patladı. Deniz’in kalbindeki üfürümün hala geçmediğini ve bu yüzden mutlaka bir çocuk kardiyologuna göstermemiz gerektiğini söyledi. Doktorun odasından çıkar çıkmaz internette deli gibi kalpteki üfürümlerle ilgili ne bulursam okumaya başladım. Annem ve kayınvalidem de doktor arkadaşlarına bu konudan bahsedip doktor adı önermelerini istemişler. Hem annemin çocuk doktoru arkadaşı hem de kayınvalidemin çocuk cerrahı olan arkadaşı bize çocuk kardiyolojisinde bir numaranın Aygün Dindar hanım olduğunu söyledi. İki taraftan da aynı isim gelince hiç tereddüt etmeden bir sonraki Cumartesi gününe Aygün Hanım’ın Nişantaşı Valikonağı’ndaki muayenehanesinden randevu aldım.

Cumartesi sabahı erkenden muayenehaneye gittik ve bekleme odasında beklemeye başladık. Bekleme odasındaki sehpa üzerindeki kaplumbağalara Deniz bayıldı. Ayrıca çocuk alanındaki oyuncaklar da çok ilgisini çekti ve hiç sıkılmadan bekledik. Sıra bize geldiğinde bebek ekosunun çekileceği odaya girdik. Bluzunu çıkartıp yarı çıplak yatırdığımızda Deniz ciyak ciyak ağlamaya başladı. Doktor Hanım emzirebileceğimi söyleyince ben de hemen emzirmeye başladım. Yine de çok korktu sanırım çünkü emerken gözlerinden yaşlar geliyordu. Bebek ekosu aslında hiç korkunç bir şey değil. Aynı ultrasonda olduğu gibi ucuna krem sürülmüş (bu tabi soğuk oluyor) bir aparatla kalbinin üzerinde gezdiler ve bu esnada ekranda kalbin detaylarını görebildik. Eko bittikten sonra odaya geçtik ve çok şükür Deniz’deki üfürümün “masum üfürük” olduğunu öğrenip rahatladık.

Deniz_doktorda

Bebeklerin kalp kapakçıkları yetişkinlerdeki gibi sertleşmemiş olduğu için kalbe kan pompalayan damarlarda normalin dışında bir ses olurmuş. İşte buna masum üfürüm deniyor. 7 yaşına kadar kapanabilirmiş ve rutin kontrol dahi gerekmiyormuş. Sadece okula başlamadan önce götürüp tekrar baktıracağız. Tabi bu üfürüm farklı sebeplerden de olabilirmiş ve eğer masum üfürük değilse başka kalp hastalıklarının habercisi olabilirmiş.Bu yüzden mutlaka kontrol ettirilmesinde fayda var.

Biz Aygün Hanım’dan çok memnun kaldık. Güven veren ve sıcak bir doktor. Bize uzun uzun üfürümün sebeplerini ve bebek kalbinin detaylarını anlattı. Kafamızda hiç soru işareti kalmadı.

Umarım kimsenin ihtiyacı olmaz; ancak ihtiyaç halinde Aygün Hanım’ın internet sitesi: http://www.aygundindar.com/

Şimdiden tüm bebeklere geçmiş olsun !

Deniz_doktorda2

 

Deniz’in Doğum Filmi

fotoğraf

Hamileyken yapılması gerekenler listelerinin en başında hep “- doğum fotoğrafçısı ayarla” kalemi olur. Benimse nedense fotoğrafçı ayarlamak hiç içimden gelmiyordu. Ne doktorun bekleme odasındaki reklam broşürleri ilgimi çekti, ne de arkadaşlarımın verdiği fotoğrafçıların internet siteleri. Bir yandan da o günü mutlaka kayıt altında tutmak gerektiğini bilirken ne istediğimi bir türlü bulamıyordum.

Bu arada, aynı yaza düğün hazırlıkları yapan arkadaşım Selin bana Düğme Film’i tavsiye etti. O, kendi düğününün filmini çekecek bir ekip ararken, internet sitelerindeki bebek doğum videolarını izlemiş ve bana da mutlaka izlememi söyledi. Daha ilk videolarını izler izlemez, onlarla çalışmak istediğime karar vermiştim. Ofiste gözlerim dolu dolu bir şekilde onlara e-mail attım. Doğuma daha 5 ay vardı. Deniz’i 9 Temmuz’da bekliyorduk ve ekip 4-6 Temmuz arasında şehir dışında bir düğünde olacaktı. Deniz erken gelmeye kalkar mı kalmaz mı diye düşünürken, en sonunda anlaşmaya karar verdik. Olur da tam onların olmadığı tarihte doğum gerçekleşirse ne yaparım, sorusunu da beynimin en arkalarına atıp pek düşünmemeye çalıştım. Hamileliğimin sonlarına doğru “en kötü, eski usul, aileden birini görevlendiririz; teyzem olabilir mesela” diye düşünüp, kendi içimi rahatlatmaya çalışıyordum.

Haziran ayında bir öğlen annem, Büşra, Kaan ve ben Ataköy Marina’da buluştuk. Ben nasıl bir şey hayal ettiğimi anlattım; onlar da nasıl çalıştıklarını ve bizden neler beklediklerini söylediler. Normal doğum beklediğimiz için ve ikisi de karşı tarafta oturduğu için biraz stresliydim fakat bir yandan da içimde nedense her şeyin yolunda gideceğine dair bir his vardı. Belki de o yüzden kendi kendimi çok yemedim. Nitekim 28 Hazirandaki doktor kontrolünde suyum bittiği için sezaryen gerektiğini öğrendiğimizde, ameliyat olacağım için bütün gün ağlamış olsam da, Büşra’lar o gün bizimle olabileceği için bir yandan da rahatlamıştım.

Çekimler iki günde tamamlandı. Doğumun gerçekleştiği 1 Temmuz sabahında Büşra ve Kaan herkesten önce hastaneye gelip kapıda bizi beklemeye başlamışlardı bile. Hastanede benim odam, bebeklerin odası, koridorlar ve ameliyathane kapısında birçok çekim yaptılar. Doğumdan sonra da birkaç saat kalıp bol bol güzel kareler elde ettikten sonra gittiler. İkinci çekim, doğumdan 17 gün sonra, adaya taşınırken gerçekleşti. Bu sefer yalnızca Kaan ile Bakırköy Deniz Otobüsleri İskelesinde buluştuk, hep birlikte bir deniz taksiye binerek Kınalıada’daki yazlığımıza gittik. Deniz yol boyunca hep uyuduğu için de ben çok rahat ettim. Adadaki evde de çekimler birkaç saat devam etti. Daha sonra Kaan bizlerden ayrıldı ve bizim onlardan haber bekleme sürecimiz başladı.

Yaz düğünlerinin çokluğunun sebep olduğu yoğunluk yüzünden filmimize ancak Kasım ayında kavuşabildik. Ama beklediğimize değdi; Deniz Bebek’in çok güzel bir filmi oldu. Büşra ve Kaan: tekrar tekrar teşekkür ederiz !

(Video için bu adresteki “Deniz Bebek” videosuna, Düğme Film’in internet sitesi için de buraya tıklayabilirsiniz.)

Doğum Hikayesi – Deniz

 

Hastane

Annemin ve teyzemin zorlu normal doğum hikayelerini senelerdir dinliyor olmama rağmen, hamile olduğumu öğrendikten sonraki dönemde hep normal doğum istedim. Sezaryenin aslında bir ameliyat olduğu gerçeği ve normal doğumun bebek için daha yararlı olduğu gibi çeşitli sebeplerle sezaryeni hiç istemedim. Doğum ile ilgili okuduğum kitaplarda da Sezaryen Doğum kısmını hiç dikkatimi vererek okumadım. Kendimi sürekli normal doğuma hazırlamaya çalıştım. Internetten birçok doğum hikayesi okudum ve Youtube’dan bol bol doğum videosu izledim. Vakit ayarlayıp da hamile yogası gibi aktivitelere gidemesem de, sıcak soğuk, yağmur çamur demeden her gün yürüdüm. 8. ayın sonuna doğru Ayşe Tolga’nın aromaterapi markası olan Aisha‘dan Perine Masaj yağı dahi aldım (Ancak sonrasında artık kocaman olmuş göbeğim sebebiyle bu masajı hiç yapamadım).

Internetteki doğal doğumla ilgili okuduğum onca yazının sonucunda “ilaçsız” tamamen “doğal” doğum beni cezbediyor olsa da, acıya çok dayanıksız bir yapım olduğunu bildiğim için epidural anestezi ile  normal doğururum diye düşünüyordum.

Aşırı uyku hali dışında kolay bir hamilelik geçirdim. Ne başlarda mide bulantılarım oldu, ne de sonlara doğru ayak şişmesi. 39. haftaya kadar da her şey yolunda ilerledi. 39. haftadaki son kontrolümde, yani 28 Haziran 2014’te, kontrole annem ve Serkan’la birlikte gittik. O gün ilk defa NST’ye girecektim. Etrafımdaki herkes artık doğumun her an başlayabileceğini bildiği için hepimiz hafif bir telaş içerisindeydik.

Doktorun odasında her zamanki gibi ultrason aleti göbeğime dayandı ve Deniz’in el, kol, bacak ve kafasını görmeye başladık. O güne kadar – kilo alımımı yavaşlatmam gerektiği dışında – hiç negatif bir şey söylememiş olan doktorum, suyumun çok azaldığını ve bebeğin çoktan 3,5 kiloyu geçtiğini söyledi. Önerisi bir an önce sezaryen olmamdı. Normal doğumu bekleyip denesek bile sonucun büyük ihtimal acil sezaryen olacağını söyledi ve bu sebeple 1 Temmuz sabahına ameliyat planını yaptık.

Daha doktorun kapısından çıkar çıkmaz ben ağlamaya başladım. Bütün gün de gözyaşlarım hiç durmadı. Annem panik halinde bebeği görmeye gelecek misafirler için seri halinde tatlı/tuzlu kurabiye üretimine geçti. Ben de bütün arkadaşlarıma haber verip; bir yandan da kendimi internetten sezaryen doğum hikayeleri okumaya verdim.

Doğumdan önceki gün Serkan’la sabah Bebek’e gittik. Bebek Kahvesi’nde süper bir kahvaltı ettik. Bebek Badem Ezmecisi’nden bol miktarda lohusa şekeri aldık. Eve döndüğümüzde akşamüstü olmuştu. Doktorum akşam yemeğinde kahvaltı tarzı hafif şeyler yememi söylemişti. Eğer epidural esnasında mide dolu olursa bulanıyormuş. Keşke bunu da ekleseydi. Kahvaltı deyince biz kurduk Pazar Kahvaltısı gibi bir sofra ve karnımı – ne yazık ki – fazlasıyla doldurdum.

Gece heyecandan hiç uyuyamadım. Kocaman göbeğimle sürekli bir sağa bir sola döndüm. 9 ay boyunca beni aşırı rahat ettirmiş olan hamile yastığım  bile o akşam işe yaramadı.

Sabah giyindik, hazırlandık ve ailenin tüm fertleriyle birlikte yola çıktık. Hastanenin kapısında Düğme Film‘den Büşra ve Kaan hazır ve nazır bekliyorlardı. Odaya yerleştikten sonraki 1 saat nasıl geçti hiç hatırlamıyorum.

IMG_5242

Doğuma benimle birlikte Serkan ve annemin dayısı olan dayıdedem girecekti. Ameliyathane kapısında hasta bakıcı, “önce Mine Hanım’a epidüral’ı takalım, sizi daha sonra çağıracağız” dediklerinde benim gözyaşlarım yine akmaya başladı.Hiç yalnız kalmayacağımı zannederken yine yalnız kalmıştım.

IMG_5779

Ameliyathaneden daha girer girmez nefret ettim. Bembeyaz, çok fazla aydınlık ve çok soğuktu. Etrafta kim olduğunu bilmediğim bir çok insan vardı. Epidurali takmak için gelen aneztezist doktor hanım çok kibar olsa da benim ilk görüştüğüm aneztezi doktorundan farklıydı ve bu farklılık dahi ilk etapta inanılmaz bir güvensizlik oluşturdu. Epidurali takmak için önce beni yan çevirdiler. Sonra bir hasta bakıcı benim bacaklarımı cenin şeklinde karnıma çekebildiğim kadar çekebilmem için yardımcı olmaya çalıştı. Kocaman bir göbekle bu pozisyona girmeye çalışmak inanılmaz rahatsızlık veriyordu. Bu sırada epidural iğnesini omuriliğime yapmaya başladıklarını hissettim. Çok ama çok yanım yandı. İstem dışı kıpırdamışım, doktor hanım’dan azar işittim. Bu sefer hüngür hüngür ağlamaya başladım. İlk deneme başarısızdı. Hasta bakıcı daha sıkı bir şekilde el ve ayaklarımı bir arada tutmaya çalışırken ikinci defa iğneyi sapladılar ve bu sefer midem bulanmaya başladı. Önceki akşam ettiğim mükellef kahvaltının böyle bir sonucu olacağını bilseydim asla ağzıma lokma koymazdım. Zar zor “midem bulanıyor” diyebildim, hemen ufak bir kase getirdiler ve kustum. Allahım ne zaman bitecek bu işkence diye düşünürken, epiduralin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek için bacaklarımı kontrol etmeye başladılar ve ben her şeyi gayet net hissettiğimi söyleyince artık doktorun da morali bozuldu. “Sanırım narkoz vermek durumunda kalacağız” dedikten sonra son bir kontrol yapmak için bir buz kalıbını bacağıma değdirdiler: evet bir şeyin değdiğini hissediyordum ama soğuğu kesinlikle algılamıyordum. Bu mutlu haberi alınca, Serkan’ı, dayıdedemi ve doktoru ameliyathaneye davet ettiler. Ameliyathane’ye 8’e 5 kala alınmıştım. Onlar gelene kadar saat 08:25 olmuştu bile. Serkan benim baş tarafıma, dayıdedemse doktorun yanına geçti ve ameliyat başladı. Saat 08:37’de Deniz’in ağlamasını duyduk. O kadar can hıraş, bağıra bağıra ağlıyordu ki, hemşirelerden biri Serkan’a “allah size kolaylık versin” dedi. Bir tane hasta bakıcı da Serkan’dan telefonunu istedi ve bol bol fotoğrafımızı çekti.

IMG_5814 IMG_5894

Sonuç olarak Deniz’i sağ salim kucağımıza aldık. Çok şükür herhangi bir komplikasyon da olmadı. Ama hala ara sıra acaba yine de normal doğumu beklese miydik diye düşünmüyor değilim. Epiduralin takılışı dışında negatif bir şey yaşamamış olsam dahi, benim hiç ama hiç haz etmediğim bir deneyim oldu. Dünyanın birçok yerinde birçok kadının neden evde doğum yapmak istediğini daha iyi anlar oldum. Instagram’da Sinek Sekiz Yayınevi’nin sahibi İrem Çağıl’ı takip etmeye başladıktan sonra ise bayağı bayağı normal doğumu denemediğime pişman oldum. (İrem’in kendi doğum hikayesini buradan okuyabilirsiniz.)

“Bir kere sezaryen olduktan sonra, diğer doğumlar da mutlaka sezaryen olmalı” cümlesinin %100 geçerli olmadığını VBAC*‘ın varlığı sayesinde biliyorum. Ama ikinci çocuğumda buna cesaret edebilir miyim, işte bunu henüz bilmiyorum.IMG_5253

*VBAC: Vaginal Birth After C-Section. Türkçesi SSVD (Sezaryen Sonrası Vajinal Doğum) olarak geçiyor.