Hamilelik Günlüğü – 29. Hafta

29. Hafta ultra yoğun geçti. Haftasonu İDA‘nın Keşkesiz Doğuma Hazırlık eğitimine katıldık. Gerçekten çok memnun kaldık. Ödediğimiz paranın her kuruşuna değdi. Sabah 10’dan akşam 7’ye kadar sürüyor olmasına rağmen hiç sıkılmadık. Günün nasıl geçtiğini anlamadık. Bir ara ilk doğumumdaki keşkelerin hepsine o kadar üst üste vurgu yapıldı ki gözlerim bile doldu. İkinci doğumuma sahip çıkma konusunda son derece kararlıyım! Sınıfta sadece iki tane ssvd adayıydık, geri kalan bütün hamileler ilk çocuklarını bekliyorlardı.

İki gün boyunca kafamda doktora sormak isteyeceğim tüm sorular çok güzel şekillendi. Sürekli yeni yeni eklenen soruları yazarak güzel bir liste çıkardım ve çarşamba img_8481günkü muayeneyi beklemeye başladım. Bu arada ofiste işler gerçekten çok yoğun. Pazartesi günü tüm gün toplantıdaydım, akşam da eve gidince Deniz’le ilgilenip bayıldım. Salı sabahı birden en son ne zaman bir kıpırtı hissettiğimi hatırlayamadım. Bir paket Damak yedim ama yine tık yok. Sonrasında çok hafif bir iki kıpırtı oldu ama normalde tekmeler taklalar atan bebek yine de çok sakindi. İnanılmaz korktum. Öğleden sonra da bir paket biskolata yedim ama yine beklediğim tepkiyi alamadım. Eve gidince koltuğa uzanıp beklemeye karar verdim. Bir de apartmanın merdivenlerinden çıkarken başım dönüp diz üstü yere kapaklanınca sabahtan beri zaten bozuk olan moralim iyice bozuldu, başladım ağlamaya. Neyse ki göbeğimi falan vurmadım, avuç içlerim ve dizlerimin üzerine düştüm ama tabi çok korktum. Bir de kendimi kasmışım, hala kol kaslarım ağrıyor. Serkan hemen eve geldi. Bebek de hafif hafif de olsa kıpırdanmaya başladı. Ama yine de mutsuz ve keyifsiz bir akşam oldu.

Çarşamba sabahı not defterimi yanıma aldım ve hastaneye gittik. Kontrol çok güzel geçti. Oğlumuz 1.200 gram ve 37 cm olmuş. Her şey yolunda gözüküyor. Ancak sorulara geçtiğimiz zaman işler tersine döndü. İlk soru olarak “bir doula ile çalışmak istiyorum, siz bunu kabul ediyor musunuz?” diye sordum. Doktorumuz Cihat Bey ise “ben dula, zula, öyle şeyleri kabul etmiyorum. Bizim ekibimizde de kabul eden bulamazsın” diyerek kollarını önünde kavuşturdu. Zaten bu o kadar moral bozan bir tepkiydi ki diğer sorularımı sormaya bile korktum. Tek tek detaylara girmeyeyim ama sorduğum soruların hiçbirine tatmin edici bir¨yanıt alamadım. Sadece “eğer olası bir acil sezaryen durumunda baba ten tene temas yapabilir mi” ve “plasentamı alabilir miyim?” sorularına “evet, tabii” gibi net ve beklediğim yanıtları verdi ancak onun dışında bütün güvenimi alt üst eden yanıtlar aldım. Aslında “hayır, olmaz” diye yanıt vermedi ancak bunun da sonrasında “Acıbadem gibi A Plus bir hastanede bana hayır dediler” diyemeyeyim diye olduğunu düşünüyorum. İşin özeti, Cihat Bey kibarca bakış açısını belirtmiş oldu.

Muayeneden çıkıp bir alt kattaki laboratuvara şeker yükleme testi için gittiğimizde, Serkan ile birlikte çoktan doktor değiştirmemiz gerektiğinde hemfikir kalmıştık. Ama tabi doğum poliçemiz Acıbadem Hastanelerindeki kadrolu doktorları limitsiz olarak karşıladığı için ve Acıbadem kapsamında da doğal doğuma pozitif yaklaşan birini bulmak çok zor olduğu için şimdi dışarıdan bir doktor aramak durumundayız ve bu da bize maddi olarak ek bir yük getirecek. Hemen İDA’yı arayıp Hakan Bey’lerin ekibinin fiyatını aldık ancak onların paket (doktor, ebe ve doğum psikoloğu) fiyatı bizim bütçemizin çok çok üstünde kaldı. Şimdi kara kara doktor arıyoruz. Bu arada sanırım hastane de değiştirmek durumunda kalacağız, çünkü Fulya Acıbadem istediğimiz şartlara daha uygun gibi gözüküyor. Bugün Bakırköy Acıbadem’in doğum katına da çıktık ve gezdirmelerini rica ettik. SSVD deneyeceğimi söyleyince oradaki ebe “Cihat Hoca bunu kabul etti mi yani ? Çok riskli…” diyerek gözlerini devirince, koşa koşa uzaklaşmak istedim.

Şimdi yeni bir doktor arıyoruz ve bu doktor/hastane değişiminin bize kaç paraya mal olacağını hesaplamaya çalışıyoruz. Hafta sonu önümüze kağıt kalem alıp bir hesap yapmamız gerekecek ve önümüzü daha net görebileceğiz.

Laboratuvar sonuçları da gün içerisinde geldi. Şeker yükleme testinin sonucu 133 olarak gözüküyor. Henüz hastaneden aramadılar ama internetten baktığım kadarıyla üst limit 140’mış, o yüzden içim rahatladı. Yalnız kan değerlerim alt limitin altında çıktı ona biraz şaşırdım. Demir hapı kullanıyor olmama rağmen resmen kansızmışım. Sanırım biraz daha fazla kan yapıcı şeyler yemem lazım.

Yirmili haftaları geride bırakırken çok zor ve uzun geçen bir son hafta oldu. Otuzlu haftalarda umarım her şey yolunda gider 🙂

Biz de okullu olduk! – Gymboree Play & Learn

Deniz’i anaokuluna başlatmak için, 3 yaşına gelene kadar beklemeyi düşünüyordum ve o yüzden hiç okul fikri kafamda yoktu. Ancak hem Deniz sosyal gelişiminde hızlı ilerleyen bir çocuk olduğu için hem de yeni bebek geldiğinde ev dışında bir şeylerle de ilgileniyor olmasını istediğim için yaz sonuna doğru okul alternatiflerini düşünmeye başladım. img_7086Hem eve yakınlarda olan hem de bakış açılarını beğendiğim okulların bir listesini çıkarttım ve bir gün tek tek hepsini aradım. Deniz henüz 2 yaşını yeni doldurduğu için zaten okulların çoğu henüz erken olduğunu söyledi. Oyun grubu dersleri olarak geçen Gymboree ve MyGym dışında bir de Aylin Kotil Çocuk Yuvası bu yaşta çocukları kabul ettiklerini söyledi. Ancak Aylin Kotil Çocuk Yuvası’nın 2 yaş programı haftada üç gün sabah dokuzdan öğlen bire kadar olduğu için bana Deniz için fazla yoğun geldi. Eğer evde bir ablası olmasa ve sürekli okula/kreşe gitmek zorunda olsa, tamam, ama zaten keyif alsın diye düşündüğüm bir şeye bu kadar yoğun göndermek içime sinmeyecekti.

MyGym’den deneme dersleri için beni aramalarını rica ettim ve hiç aramadılar. Bu sırada Gymboree ile bir Play&Learn deneme dersi için anlaştık. Ben derse giderken beklentilerimi çok düşük tuttum. Deniz beğenmez veya çok yorulursa kaydettirmem diye düşünüyordum. Üçüncü bir göz olması için annemi de aldık ve okula ders saatinden biraz erken gittik. Bu arada öncesindeki hafta sürekli Deniz’e okulu anlattık. Birlikte bakmaya gideceğimizi, orada arkadaşlar olacağını, eğer beğenirse hep gideceğimizi söyledik. Okula da ders saatinden biraz erken gittik ki etrafı tanıyabilsin. Zaten kenarda çocuklar için bekleyen mozaik kekleri görünce Deniz mutluluktan havaya uçtu. Elinde bir dilim kekiyle hayran hayran etrafı izledi. Kendi boyundaki masalar, sandalyeler ve tuvaletler çok ilgisini çekti.

Derse girdiğimizde ilk 10-15 dakika suratındaki şaşkınlık görmeye değerdi. Öğretmeninin verdiği komutları ancak ben tekrar edersem yapabiliyordu. Şaşkın şaşkın etrafındakileri inceledi. Ama sonrasında hızlıca adapte oldu ve çok eğlendi. Ders bitip de “hadi gidiyoruz” dediğimde suratı ağlamaklı olunca, kaydımızı yapacağımızı anladım. 3 aylık 12 ders için kaydımızı yaptırdık. O günden beri de her cumartesi “okula” gidiyoruz ve Deniz bunu sağda solda herkese anlatıyor. “Okulda kek var, kaydırak var, Sumru Öğretmen var” diye anlatınca en çok ilgisini çeken şeyleri de öğrenmiş olduk 🙂img_7104

Gymboree’de Play & Learn dışında Müzik ve Sanat dersleri de var. Aslında ben onları da denemek istiyorum ancak şimdilik haftada bir saat Deniz için yeterli. Hem inanılmaz çok yoruluyor, hem de o bir saatte yaptıklarımızın heyecanı ona bütün hafta yetiyor. Belki iki buçuk yaşını doldurduktan önce Müzik dersini de ekleyip haftada iki saate çıkabiliriz. Ama dediğim gibi şimdilik haftada bir bize yetiyor. İlk başta Play & Learn 5 ile başlamıştık. Şimdi 28 ayı doldurduğu için, bu hafta Play & Learn 6’ya başlayacağız. Deniz şimdiden okulda yiyeceği kekin hayalini kurmaya başladı bile.img_7859

Hamilelik Günlüğü – 28. Hafta

28. Hafta arkadaşlarımızın düğünüyle başladı. Koca göbeğimle bir iki kez piste çıkmış olsam da aslında çok yoruldum ve zamanımın çoğunu masadan pisti izleyerek geçirdim. Sonrasında da hızlı bir pazar gününden sonra kendimi yine bir otelde buldum. 1

hafta süren eğitimlerimizin neyse ki sonuncusundayım. Sürekli otelde kalıyor olsak da hem eğitim programı çok yoğun olduğu için, hem de kalan zamanlarda günlük işlere bakmam gerektiği için bu eğitim haftalarında ekstra yoruluyorum. Bu sefer Deniz’den ayrılmak da çok çok zor geldi. Pazar akşamı oturdum, gitmek istemiyorum diye hüngür hüngür ağladım. Neyse ki şu anda oteldeki son gecemden yazıyorum. Bundan sonra olsa olsa 2-3 günlük eğitimler olur. Bu şekilde bir haftalık değil…

Otelde yatmaktan mı bilmiyorum ama göbeğim her geçen gün daha çok büyüyor gibi geliyor. Internette patlıcan kadar olduğu yazıyor ama herhalde bu amerikalıların hormonlu kocaman patlıcanları olsa gerek.img_3810 Bizim tam mevsimindeki patlıcanlar kadarsa ve benim de göbeğe bakılırsa, bir değil en az iki tane olmaları lazım.

Bu arada artık üçüncü trimester’dayız. Son düzlüğe girdik yani. Bundan sonra Brixton-Hicks denen yalancı kasılmaların hissedilebileceği yazıyor. Ben Deniz’e hamileyken hiç öyle bir şeyler hissetmediğim için yine beklemiyorum ama tabi yine de belli olmaz. Bu seferki hamileliğim yine az da olsa farklı ilerliyor. Belki yalancı kasılmaları da hissedeceğim tutar.

Bu haftasonu İstanbul Doğum Akademisi’nin verdiği Keşkesiz Doğuma Hazırlık Eğitimi‘ne gideceğiz. Bir yandan tam 1 hafta otelde kaldıktan sonra tam Deniz’e kavuşmuşken, hem cumartesi hem pazar sabah 10’dan akşam 7’ye kadar ne yapacağız acaba diye biraz moralim bozulsa da, bir yandan da çok heyecanlıyım. Neler anlatacaklarını çok merak ediyorum. Eğitimleri ya Nişantaşı ya da Bağdat Caddesi’ndeki yerlerinde veriyorlarmış. Bizim bu hafta için kayıt olduğumuz eğitim Nişantaşı’nda ve teyzemin evine de çok yakın. O yüzden yarın akşamdan gidip hafta sonu teyzemde kalacağız. Hem biz kurstayken onlar Deniz’le ilgilenebilecekler hem de bize de minik bir değişiklik olmuş olacak. Birkaç gün önce kurstan önce neler yapmamız gerektiğini anlatan uzun bir e-mail gönderdiler. İçerisinde 33 sayfalık gitmeden okunması gereken bir makalenin yanısıra bir de 3 soruluk anketimsi bir ödev vardı. Sorulardan bir tanesi de kendi doğumumuz hakkında ve o soruyu doldururken aslında annemin de beni ne kadar tramvatik bir şekilde doğurmuş olduğunu ve ne kadar çok yanlışlar yapıldığını tekrar anlamış oldum. Doğumların bu kadar ticarileşmiş olmaları ne kadar acı…

Bazen keşke ilk doğumumda da bu kadar bilinçli olabilseydim diye çok hayıflanıyorum ama sonra geriye dönüp baktığımda aslında kitaplar okudum, internetten blogları takip ettim, kendimce bir çok araştırma da yaptım. Sonrasında ne oldu da kendimi ameliyathane masasında buldum bazen hala anlayamıyorum. Şimdi bu sefer, bu kadar hazırlık yaptıktan sonra umarım ssvd yapmayı başarabilirim ve bu zinciri kırıp ileride kızıma da doğal olan yolu gösterebilirim.

 

Hamilelik Günlüğü – 27. Hafta

27. Hafta’nın ilk gününde İzmir’deydim. İş için bir gece kalmalı bir iş seyahatim oldu. İzmir’i o kadar ama o kadar çok seviyorum ki dönesim gelmedi. img_8087-2Serkan’ı arayıp “Deniz’i de al, siz gelin, ben gelmek istemiyorum” bile dedim. Dönüş uçağında, uçaklarda her koltuğun önündeki cepliklerle olan dergiyi karıştırırken de artık kafama göre uçmak için sınırda olduğumu öğrendim. 28. haftadan itibaren artık her uçuş için 10 günden daha eski olmayan bir doktor raporu gerekiyormuş. Gerçi bana kimse kaç haftalık hamilesin, hatta hamile misin gibi sorular sormadı. Bence kilo alımı azsa ve hamile olduğunu bariz belli eden kıyafetler giyilmemişse çok sıkı bir kontrol yapılmıyor. Ama tabi sağlık için yine de kurallara uymakta fayda var.

Bu hafta theBump.com‘a göre ikinci trimester’ın son haftası. Oğlumuz kocaman bir marul kadar olmuş. Yaklaşık 1 kilo ağırlığına gelmiş olmalı yazıyor hamilelikle ilgili tüm internet sitelerinde. Artık gözlerini de açıp kapatabiliyormuş. Internetten okuduğum bilgilere göre bu haftadan sonra doğan prematüre bebeklerin hayatta kalma şansı %90’mış. Bu bir yandan çok rahatlatıcı bir haber olmakla birlikte, diğer yandan sürekli “aman oğlum, sen de ablan gibi son günlere kadar, kalabildiğin kadar kal içerde” diyorum. Göbeğim de son zamanlarda iyice kocaman oldu gibi geliyor. Kilo almamış olmama rağmen de sanki yavaş yavaş ağırlaşıyor gibi hissediyorum. O yüzden son hız yürüyüşlere devam! Göbek büyüdükçe gece uyanmalarım da standart hale geldi. Her gece mutlaka bir kere tuvalet için uyanıyorum. Aslında Deniz’e hamileyken uykularım daha güzeldi. Yatmadan önceki saatlerde çok fazla su içmemeye çalışıyordum ve sabaha kadar da deliksiz uyuyabiliyordum. Ama şimdi Deniz her gece uyanıp yanımıza geldiği için, o çok çok sevdiğim hamile yastığımı kullanamıyorum; çünkü yatağa hep birlikte sığamıyoruz. Hem o yastık yokken, hem de Deniz üstüme çıkmışken sanırım uykum daha kolay bölünüyor. Ama çok da şikayetçi olduğumu söyleyemem çünkü kızımla öyle sarmaş dolaş uyumaya bayılıyorum. Bakalım göbeğim iyice büyüdükçe de böyle memnun olmaya devam edebilecek miyim?

Hamilelik Günlüğü – 26. Hafta

26. Hafta sinir ve asabiyetle geçti. Ne yaptıysam önüne geçemedim, her şeye ve herkese sinirlendim durdum. Yorgunlukla ve sinirle iki akşam üst üste Deniz’e de sinirlenip bağırınca moralim de iyiden iyiye bozuldu. Ondan beri kendimi iyiden iyiye frenlemeye çalışıyorum ama yine de bu sinirlilik halimle başım dertte. Serkan artık anladı ve halime gülmeye başladı, ben sinirlenince gelip sarılıyor ve o sinirlilik halinin geçmesini bekliyoruz.

Bu hafta oğlumuz kale adını verdikleri lahanalar kadar olmuş. img_167Bu hafta gözleri oluşuyormuş ve yakında açabilecekmiş. Normalde ofiste sürekli ayaklarımı uzatarak oturan ben, bu hafta biraz üşenip de normal oturunca bir iki akşam ayaklarım şişti. Gözlerime inanamadım, gerçekten kocaman olabiliyorlarmış. O yüzden hemen tekrar L pozisyonunda çalışmaya geri döndüm ve problem ortadan kalktı. Deniz’e hamileyken de bir arkadaşımın önerisiyle hep ayaklarımı uzatarak oturmuştum ve hiç şişme problemi yaşamamıştım. O yüzden 37. haftanın sonuna kadar ayakları uzatarak çalışmaya devam!

Bir de bu hafta bir gece bacağıma kramp girmesiyle uykumdan fırladım. Canım o kadar yanıyordu ki uykumun arasında neye uğradığımı şaşırdım. İlk hamileliğimde yaşamadığım bir şey olduğu için de, ne yapmam gerektiğini de bilemedim. Ağrıyan bacağımı yukarı kaldırıp masaj yapmaya falan çalıştım. 10-15 dakika sürdü ağrının açılması. Çok acı verici bir deneyimdi. Ertesi günden itibaren her gün bir muz yemeye başladım. Gerçekten potasyum azlığından mıydı bilmiyorum ama ondan sonra bir daha olmadı. Umarım bundan sonra da olmaz çünkü gerçekten uykunun en derin yerinde o acıyla uyanmak çok sinir bozucu.

Bu kadar olumsuzluğun üstüne bir de keyifli bir şeyden bahsedeyim. Bu hafta denize girdik. Hava çok güzel olunca dayanamayıp adaya attık kendimizi. Pazar günü kahvaltıdan sonra herkesi sahilde görünce, biz de hemen mayolarımızı giyip indik. Serkan havanın çok soğuk olduğunu iddia ederek bize uzaylıymışız gibi baktı ama Deniz’le ben çok güzel bir sezon kapanışı yapmış olduk. 2 Ekim’de denize girerek ada rekorumu da kırmış oldum. İnşallah oğlan da Deniz gibi suyu çok sever de hem banyo fasıllarında hem de deniz sefalarında rahat ederiz.

2 Yaşındaki Çocukla Yaz Tatili / Bodrum & Simi 4.Bölüm

img_428Bodrum’a döndükten sonra Serkan bizimle iki gün geçirip, Pazar günü öğlen uçağıyla İstanbul’a döndü. Ben Deniz’le birlikte bir hafta daha kaldım. Deniz hem babaanne ve dedesiyle bol bol vakit geçirmiş oldu, hem de Bodrum’un güzel denizine doymuş oldu. Her gün sabah kalkıp plaja gittik ve akşama kadar denizin ve kumun tadına vardık. Akşamları da birkaç kez evin yakınındaki Oasis alışveriş merkezinin çocuklar için olan oyun alanına gittik. Deniz mutluluktan havalara uçtu.

Serkan’ların Bodrum’da yazlığı olan akrabaları var ve onların da çok kalabalık, yaşları 4 ile 13 arasında değişen bir sürü çocukları var. Etrafında hiç o kadar çocuk görmeye alışkın olmayan Deniz onlarla birlikte inanılmaz mutlu oldu. Çok keyifli günler geçirdi. Çocukların hepsi Deniz’den büyükler ve gün boyunca biri mısır yiyor, diğeri dondurma istiyor, öbürü iskeleden suya atlarken, bir diğeri kumlarda oynuyor. Bütün bu karmaşa içerisinde Deniz de tabii her gördüğünden istediği için ne yemek saat düzenimiz kaldı ne başka bir şey. Ama çok çok keyif aldığı yüzünden de belli olduğu için ben de çok kafama takmayıp, kuralların hepsini arka plana attım. Birkaç gün kuralsız yaşamak bizi öldürmedi, ama onlarla birlikte o kadar çok şey Onlarla geçirdiğimiz günlerin akşamında hep pestil gibi uyudu.

img_044 img_545 img_565 img_668img_606

 

En son günümüzde de sabah Yalıkavak çaput pazarını tavaf ettikten sonra, img_801Gündoğan’daki Gandil Beach Bar’a Selin‘lerle buluşmaya gittik. Orayı da çok sevdik, evimiz gibiydi. Öğlen Selin’ler köylü teyzelere yaptırdıkları kabak çiçeği dolmasını da getirdiklerinde mutluluktan havalara uçtuk. Akşama kadar Gündoğan’da vakit geçirdikten sonra eve döndük ve valizlerimizi hazırlayıp arabaya yerleştirdik.

Sabah erkenden kalkıp havaalanına gittik. Bayram kalabalığı çoktan bittiği için etraf çok sakindi. Rahat rahat gezdik, Toyzz Shop’da bol bol vakit geçirdik ve sonrasında uçağın kapısına gittik. Deniz şimdiye kadarki tüm uçak seyahatlerinde meme emdiği için çok rahat yolculuklar geçirmiştik. Bodrum’a giderken de yorgunluktan uçağa oturur oturmaz uyuya kalınca yine hiçbir şey anlamadan yol bitivermişti. Bu sefer ise ilk defa meme emmeyen, bilinçli ve uyanık bir çocukla uçağa binecektim. Yol zaten çok kısa olduğu için ve de yanımda o bir saati dolu dolu geçirmemize yetecek kadar kitap ve oyuncak olduğu için biraz küçümsemiş olabilirim. Uçak kalkarken Deniz’in ödü patladı. Birden ne olduğunu anlamadı ve tırnaklarını kollarıma geçirerek kucağıma tırmanmaya çalıştı. O kadar korktu ve benim dediklerimi duymaz hale geldi ki en sonunda kemerini çözüp kucağıma almak ve sıkı sıkı sarılmak durumunda kaldım. Uçak kalkışı tamamlayıp düz hale geldikten sonra yanımızdan geçen bir hostese, durumumuzu anlatarak, Deniz’in inişte kucağımda olabilmesi için, bebek kemerlerinden verip veremeyeceklerini sordum. Hostes çok sert ve anlayışsız bir şekilde “2 yaşını geçen her çocuk kendi koltuğunda kendi kemeriyle uçuş yapacak” diyerek çekip gitti. Bu sırada Deniz “anne inelim, anne gidelim” diye hala ağlamaklı bir şekilde sızlanıyordu. Neyse ki yanımızda çok anlayışlı ve de çocuk seven bir teyze vardı da ikimiz birlikte inişe kadar güle oynaya oyalamış olduk. İnişe geçtiğimizde tekrar koltuğuna oturtarak kemerini bağladım ve ineceğimizi anlattım ama nafile… Yine uçak iniş pozisyona geçtiği anda Deniz acayip korktu ve ağlayarak bana tırmanmaya çalıştı. Tutabildiğim kadarıyla kemerinin içinde tutmaya çalıştım ama uçak artık yerde yavaşlamaya başlayınca dayanamayıp kucağıma aldım. Bundan sonra da uzunca bir süre uçak dediğimizde hep “ben korktum” dedi.

Havaalanında bizi babam karşıladı. Birlikte E-9’la Bostancı’ya giderken onca heyecandan yorgun düşmüş olan dedesinin kucağında uyuya kaldı. Bostancı’ya vardığımızda motoru ucun ucuna kaçırdık ve iskelenin hemen karşısındaki kafeye oturduk. Deniz yanımızda uyurken, biz de babamla patates bira keyfi yaptık. Bir sonraki motor saatinden hemen önce Deniz uyandı, hep birlikte motora binip adaya geçtik ve uzun tatilimizi bitirmiş olduk.img_862

Hamilelik Günlüğü – 25. Hafta

25. Hafta başladı ve ben ikinci trimester’ın son 3 haftasına girdiğimizi fark ederek birazcık panik olmuş olabilirim. Hep bu sefer ne kadar çok hazırlıklı olduğumu ve planlı programlı gittiğimi düşünüyordum ama birden üçüncü trimester ufukta gözükünce sanki hiçbir şeye hazır değilmişim gibi hissetmeye başladım. Sanki bebeğin hiç kıyafeti yokmuş ve bir an önce alışverişe gitmem gerekiyormuş hissinden tutun da “aman tanrım nasıl doğurucam” korkusuna kadar hepsi bir anda kafama üşüştü. Bir yandan iş de çok yoğun gittiği için hiçbir şeye vakit ayıramıyorum ve Deniz’le son başbaşa olan günlerimizin tadını çıkartamadığımı hissediyorum ve bu da korkunç bir suçluluk duygusuyla beni başbaşa bırakıyor. Aslında yapmak istediğim çok şey var ve hiçbirine yetişemeyeceğim gibi geliyor. Bu hislerden kurtulmanın tek yolu da yavaş yavaş bir şeyler yapmaya başlamak sanırım diyerek bu hafta artık aksiyon almaya karar verdim.

İlk olarak Marie Mongan’ın “HypnoBirthing” kitabını okumaya img_7807başlamak için çantama attım. Aslında alalı bayağı oldu ancak bir türlü okumaya fırsat bulamamıştım. Adadan döndüğümüz için kitap okumak için inanılmaz bir fırsat olan vapur sefalarım da yok artık. Ama azimliyim artık okumaya başlayacağım. İstanbul Doğum Akademisi’ne Ekim ayındaki Keşkesiz Doğuma Hazırlık kurslarına kayıt olabilmek için e-mail gönderdim. Doulama mesaj attım. Birlikte Ekim ayında kurstan ve doktor randevumdan sonra çalışmalara başlamak üzere sözleştik. Yogaya hala geri dönemedim ama yürüyüşlerime yağmurlar el verdikçe devam ediyorum. Evdeki tadilatlar bitti, gardırop montajı sonunda tamamlandı ve yavaş yavaş da olsa yerleşiyoruz. O yüzden artık sakinleşebilirim diye düşünüyorum. Ekim ayı çok yoğun geçecek o yüzden kendime ayırabileceğim çok vaktim olacak mı bilemiyorum ama bunun beni panikletmesine izin vermemem gerekiyor. Bu ay yine bir hafta Kurtköy’de otelde eğitimde olacağım. Bir hafta sonu nikah bir hafta sonu da düğünümüz var. O hafta sonları ölü olacaktır. Bir hafta sonu da Keşkesiz Doğum Eğitimi’ne gidersek zaten Ekim ayı bitmiş olacak ve ben hamileliğimin üçüncü trimester’ında olacağım.

Bütün bu panikler ve yoğunluklar bir yana, bu hafta bizim oğlan inanılmaz hareketlendi ve bu beni acayip mutlu ediyor. Daha etrafımdaki kimseye yakalatamadım ama ben hareketlerini dışarıdan da anlayabiliyorum. Sabahtan akşama sürekli içeride kıpır kıpır oynuyor. Kendisi orta boy bir karnabahar kadar olmuş. Bu haftanın sonunda 800 gram ve 33 cm olması bekleniyormuş. Boy gerçekten bu kadar hızlı mı büyüyordu yahu ? Şimdiden 33 cm biraz uzun değil mi ?