2 Yaşındaki Çocukla Yaz Tatili / Bodrum & Simi 2.Bölüm

Ertesi sabah uyandığımızda Bodrum’u fethetmeye hazırdık. Serkan da bir gün öncesinde çalıştığı için ancak Pazar günü yola çıkabildi. O da aynı annesi ve babası gibi geceden Çınarcık’a gidip, yolu kısaltmayı denedi ancak Pazar günü de trafik Cumartesini aratmayacak şekilde olduğu için akşam çok geç gelebildi.

Biz sabah kahvaltımızı edip evde biraz oyalanıp plajların açılmasını bekledik. Sonrasında çıkıp önce 5M Migros’a Deniz’e kova kürek almaya gittik. IMG_8275Bebek/çocuk eşyalarının ortasında devasa bir top havuzu ve kaydırak görünce Deniz mutluluktan havalara uçtu. Hemen ayakkabılarını çıkartıp içine girdi. Kaydıraktan devasa bir top havuzunun içine kaymak onu acayip heyecanlandırdı. Bu yüzden Migros’ta da bolca oyalanmış olduk. Hatta tatilin geri kalanında sabahları “hadi denize gidiyoruz” dediğimizde, “hayırr, top havuzuna gidelim” dediği için hep plaj öncesi bir Migros molamız oldu. Migros’tan çıktıktan sonra Ortakent’teki Meltem Otel’in plajına gittik. Tatil boyunca da oraya gitmeye devam ettik. Deniz gider gitmez kendini hemen serin sulara bıraktı. 2 haftanın en zor şeyi de Deniz’i sudan çıkartmak oldu. Sudan çıktığında eğer kovalarıyla kumda bir oyun kurmazsak, kendini koşa koşa birden tekrar denize atıyordu. Gündüzleri oyalamak gerçekten çok zor oldu. Bu tatilde öğle uykularında da çok zorlandık. Plajda o sıcakta öğle uykuları asla 1 saati geçemedi. Ya seslerden, ya da terlediği için hep erkenden uyandı. Adada 2-3 saat öğle uykularına alışık olduğu için de 1 saatlik uykular ona yetmedi ve akşamüstleri biraz huzursuzlandı. Neyse ki tatil olduğu için deniz kenarında genel anlamda mutluydu.

İlk akşam babası gelince mutluluğu katlandı. Tatilde olduğumuzu ve işe gitmeyeceğimizi söyleyince kahkahalar attı. Pazartesi günü yine aynı şekilde Migros molası üstüne Meltem’e gittik. Tabii artık herkes bayram tatiline başladığı için plaj inanılmaz kalabalıktı. FullSizeRenderYine de çok keyifli bir gün geçirdik. Serkan da kumdan kova yapmayı 32 yaşında yeniden keşfetti. Akşamüstü 4 gibi biz Serkan’la plajdan çıkıp, Yalıkavak Palmarina’ya gittik. Vakko Chocolate’dan bayram çikolatalarını alıp eve geçtik ve Simi için valizleri hazırladık. Bu sırada Deniz’ler de geldi. Deniz’e güzel bir banyo keyfi yaptırdıktan sonra onu babaannesi ve dedesiyle bırakarak arkadaşlarımızla buluşmak üzere Bodrum’a indik. Marina’ya yakın Gemibaşı Restoran‘a gittik ve çok keyifli bir akşam geçirdik. Arkadaşlarımızın yanında 4 yaşındaki kızları olduğu için ve bizim de ertesi sabah erkenden feribotumuz olduğu için geceyi çok uzatamadan eve döndük ve hemen yattık.

Sabah kalkıp hepimiz hızlıca hazırlandık. Deniz’i de uyandırmaya çalıştım ancak uyanmadı. Ben de onu uyurken giydirdim. Tam artık kucağımıza alıp çıkacakken uyanıp, gözlerini açtı ve böylece evden çıktık. Limana gelince 9:30’da kalkacak olan feribotumuzu beklerken, ben bir banka oturup Deniz’e yanımıza aldığımız yumurtasını yedirdim. Kendimiz feribotta tost & çay yaparız diye düşündüğümüz için yanımıza bir şey almamıştık. IMG_0104Feribota binip de sadece uyduruk bisküviler olduğunu görünce inanılmaz moralimiz bozuldu. Sonrasında geçen sene yanımıza sandviç yapıp aldığımızı hatırladık ama iş işten geçmişti. Neyse ki Yeşil Marmaris’in feribotları gerçekten hızlı gidiyor da bir an önce Kos’a varıp, limandaki çay bahçesinde hayal ettiğimiz tost & çay keyfini yapabildik. Deniz feribotta sıkıldığı için artık biraz yürümek istiyordu. Serkan onu alarak çok sevdiğimiz Eleftherias meydanına kadar götürmüş. Şanslarına bir bando geçidi bile görmüşler. Yanımıza döndüklerinde de onu para atılınca ileri geri oynayan bir eşeğe bindirdik. İlk saniyede bir heyecanlanmış olsa da sonrasında alıştı ve bayıldı. Tekrar tekrar binmek istedi.

Kos-Simi feribotunun saati yaklaşırken erken kalkan Deniz’in o kadar hareketle de birlikte uykusu geldi. IMG_0047Serkan pusete yatırıp bir iki sallayınca hemen uyudu. Bir buçuk saat süren feribot yolculuğu boyunca da babaannesinin yanında pusetinde uyudu. Biz Serkan’la yukarı açık tarafa çıktık ve Datça kıyılarını izleye izleye yolculuğun tadını çıkartmış olduk. Simi limanda bizi otelin arabası karşıladı ve 5 dakika sonra bir yan koy olan Pedi’deki Pedi Beach Hotel‘e varmış olduk. Deniz’le birlikte olduğumuz için Simi merkezdeki oteller yerine daha sakin olan Pedi’yi tercih etmiştik ve orada geçirdiğimiz süre boyunca ne kadar doğru bir karar verdiğimizi de anlamış olduk. Deniz otelin hemen dibinde olduğu için çok rahat ettik. Canımız istediğinde de hızlıca çok yakın olan merkeze gidebildik.

İlk gün otele varışımız 3’ü bulduğu için, hemen sahile giderek o akşamüstünü Pedi’nin mükemmel denizinde geçirdik. Tek sorun Deniz’in birdenbire simidini reddetmesi ve asla takmak istememesi oldu. Akşamüstü toparlanıp odaya geçtik. Çocuklu olduğumuz için bize “family room” vermişler. Odada bir adet çift kişilik, iki adet tek kişilik yatak ve bir de çocuk için park yatak vardı. Aslında kayınvalidemlere de oda tutmasak bizimle kalabilirlerdi. Oda o kadar büyüktü. O yüzden pek rahat ettik. Deniz rahat rahat odada dolaştı. Yatakların hepsini yanyana birleştirip devasa bir yatak yaptık. Onun üzerinde oyunlar oynadık, uzanıp kitap okuduk, bir ara tramboline bile çevirdik.

FullSizeRender3Yolculuk kısa ve keyifli geçmiş olsa da Deniz’i çok yormak istemediğimiz için ilk akşam otelin çaprazındaki Katsaras Restaurant‘a gitmeye karar verdik. Manzara ve ortam mükemmeldi. Yemekler de güzeldi ancak muhteşem değildi. Kötü diyemem, yediğimiz şeyler lezzetliydi, her şeyi bitirdik ancak ikinci defa gidilecek bir lokanta da olmadığına karar verdik. Saat 10’a doğru Deniz’in artık uykusu bastırınca Serkan ikimizi odaya bıraktı ve anne babasıyla başbaşa kafa çekmeye döndü. Ben de Deniz’i uyuttuktan sonra ancak valizi yerleştirebildim ve uyudum.

1.Bölüm için: http://www.minomu.com/2016/07/26/2-yasindaki-cocukla-bodrum-simi-tatili/

3.Bölüm için: http://www.minomu.com/2016/09/27/2-yasindaki-cocukla-yaz-tatili-bodrum-symi-3-bolum/

Hamilelik Günlüğü 16.Hafta

16.Hafta OHAL içerisinde başladı. Bebeğimiz artık bir avokado kadar olmuş. Marketten avokado alıp güzel bir guacamole yapmanın tam sırası. Akşamüstü buz gibi bir biranın yanında çok güzel gider. Ben en iyisi bunu bu hafta sonuna planlayayım. IMG_2513Böylece ülkenin içinde olduğu hali de belki azıcık unutmaya çalışabiliriz.

Bu hafta uzun bir aradan sonra İpek’le yoga dersimizi yapabildik. Stres dolu geçen bir 10 günden sonra inanılmaz iyi geldi. O dersten beri de kendimi haberlerden ve gündemden soyutlama çalışmalarım son hızıyla devam ediyor. İşe de yaradı sanırım çünkü daha huzurlu uyumaya başladım.

Deniz’e hamileyken, bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine ofiste sırt kısmı kopmuş bir sandalyeyi tabure olarak kullanmıştım ve hamileliğim boyunca sürekli L şeklinde ayaklarım o taburenin üzerinde uzanmış şekilde çalışmıştım. Bu sefer etrafta kırık sandalye olmadığı için, aman canım çok da gerekli değil, diye düşünmüştüm. Ancak aslında ayakları uzatabilmek büyük bir lüksmüş, bunu da bu hafta anladım. İşten ayrılan bir arkadaşımın sırt yastığını çöp kutumun üstüne koydum ve ayaklarımı onun üzerine uzatarak yine L şeklindeki oturmalarıma geri döndüm. Dünya varmış. Ayaklarımdan inanılmaz bir yük kalktı.

Bir de bu hafta 2-3 sefer içerideki bebeğin minik minik kıpırdadığını hissettim. İlkinde inanılmaz heyecanlandım, Serkan’ı gecenin köründe uyandırıp elini karnıma koydum (sanki bu kadar erken dışarıdan anlaşılabilirmiş gibi). Sonrakilerde biraz daha hazırlıklıydım, ama yine de çok mutlu oldum. Akşam yatağa yattığımızda kıpır kıpır oynayışını göreceğimiz günleri sabırsızlıkla bekliyorum.

2 Yaşındaki Çocukla Yaz Tatili / Bodrum & Simi 1.Bölüm

Geçen sene Bodrum’dan Kos’a hızlıca geçip, çok da güzel bir tatil yapınca, daha o zamandan bu yaz için de planlar yapmaya başlamıştık. Bu seneki rotamızı Simi adası olarak belirledik. Ancak geçen senenin aksine Yeşil Marmaris feribotları bu sene Simi’ye direk sefer yapmayacaklarını açıklayınca önce bir moralimiz bozuldu. Leros’a mı gitsek diye düşündük ancak oraya da sadece haftada bir kez sefer yapıyorlar. Yani ya günübirlik gidip perişan olacaktık, ya da 7 gün kalmamız gerekecekti. En sonunda ilk kararımızdan dönmeyip, aktarmalı da olsa Simi’ye gitmeye karar verdik. Kayınvalidemler Mayıs ayında Bodrum’a gittiklerinde oradaki bir acentayla konuşup uygun feribot saatlerine baktılar ve sonra Yeşil Marmaris’ten Bodrum – Kos – Bodrum biletlerimizi aldılar. Ben de internetten Kos – Simi – Kos feribot biletlerini satın aldım. Benim minik İtalya tatilim sayesinde Schengen vizem vardı ancak Serkan ve Deniz için başvurmamız gerekti. Bayram tatili öncesi yoğunluğundan dolayı da normalde 5 gün olan işlem süresi 15 güne çıkmıştı. Ama yine de yeterli vaktimiz olduğu için problem yaşamadık ve vizelerimize kavuştuk.

2 Temmuz sabahı kayınvalidem ve kayınpederim, tepeleme doldurduğumuz arabalarıyla yola çıktılar. Yoldan kazanmak için bir gün önceden Çınarcık’a gidip orada kalmışlardı. Ama yine de bayram konvoyundan kurtulamadılar. Normalde molalarla 9-10 saat sürecek yol, tam 16 saatlerini aldı.

Bense aynı sabah, erkenden Bakırköy’e gidip ikili testi yaptırdım ve sonrasında apar topar adaya geri döndüm. Dinlenme fırsatım bile olmadan Deniz’i ve sırt çantamı alıp tekrar çıkmak zorunda kaldım. Aslında ilk baştaki planıma göre evde birkaç saatim olacaktı ancak Atatürk Havaalanı’ndaki patlamadan sonra ve de bayram yoğunluğu olduğu için işlemlerin uzun süreceği sebebiyle uçuşlardan 3 saat önce havaalanında olunması gerektiği açıklanınca ne yazık ki dinlenmeye vaktim kalmadı. Adadan motorla Bostancı’ya, Bostancı’dan da E-9 otobüsüyle Sabiha Gökçen’e gittik. Otobüs sahil yolundan gittiği için ve yol boyunca milyonlarca kaydıraklı park olduğu için Deniz’i oyalamak hiç zor olmadı. Kaydırakları saya saya gittik. Havaalanına vardığımızda valizimiz olmadığı için ve biniş kartlarımızı da ben önceden Iphone’a indirdiğim için hızlıca (10 dakika sürmedi) ikinci kontrolden de geçerek bekleme salonlarının olduğu alana geçtik. Asıl işkence de orada başladı. IMG_8239Herkes havaalanına uçaklarından çok çok önce geldiği için ve de bayramda havaalanı zaten ekstra yoğun olduğu için bırakın oturmayı adım atacak yer yoktu. Bir an gerisin geri çıkabilir miyim acaba diye düşünmedim değil. O kalabalığın içinde oturacak bir yer aradım ama yürümek bile işkence, iğne atsan yere düşmüyor. Bir yandan da Deniz yorulmuş, kucağıma çıkmak istiyor. Ben hamile, sırtımda kocaman bir sırt çantası. Baktım CIP Lounge diye bir yer var, oraya gittim. Kapıda parayı ödedim ve o sırada “içeride mama sandalyesi var değil mi?” diye sordum. Kadının “hanımefendi bırakın mama sandalyesini, oturacak yer yok” demesiyle başımdan aşağı kaynar sular döküldü. İçeri girip zar zor en kenar köşede bir sehpa buldum ve Deniz’i oturttum. Yanımdaki iki yolcuya çantama iki saniye bakmalarını rica ederek, Deniz kucağımda iki sandviç ve iki ayran almaya gittim ve geri döndüğümde artık o boş sehpayı da 3 kişilik bir aileyle paylaşıyorduk. O sırada cep telefonumdan uçuş bilgilerini kontrol etmeye çalıştım ve 1 saat rötar olduğunu görünce gözlerim doldu. Artık belim ağrımaya başlamıştı, Deniz uykusu geldiği ve yorulduğu için çok huysuzdu, ve önümüzde ayakta geçireceğimiz 3 saat vardı. Sırt çantasına sanki 10 saatlik Amerika uçuşuna gidiyormuş gibi çok oyuncak koyduğum için kendimi o an tebrik ettim. Yavaş yavaş oyuncakları çıkartarak Deniz’i oyalamaya çalıştım. Bir süre sonra lounge’daki kalabalığa dayanamadım ve uçağa bineceğimiz kapının oraya gittik. En dipteki kapı olduğu için nispeten geniş bir bekleme alanı vardı. Kapının hemen yanına yere çöktük ve resim defteriyle boyalarımızı çıkarttık. Resim yaparak bayağı bir süre oyalandıktan sonra yine dev sırt çantamı bir çifte emanet ederek Deniz’le birlikte tuvalete gidip döndük. Camlardan diğer uçakları seyrettik, etrafta biraz koşuşturduk ve sonunda uçağa biniş saati geldi. Hiç acele etmedim ve bütün kalabalık uçağa binene kadar bekledim, çünkü Deniz’i bir de artık uçağın içinde oyalayacak takatim kalmamıştı. Hem de uçağa bineceğimiz son dakikaya kadar koşturursa yorulup uyur diye düşündüm.

Check-in’imizi yaparken bir koridor bir de cam kenarı almıştım, belki bir umut kimse ortayı istemez ve iki kişi otururuz diye. Ama tabi 10 günlük bayram tatilinin ilk gününde uçak ağzına kadar dolu olduğu için ortayı yaşlıca bir doktor bey almış. Ona cam kenarını sunduktan sonra, Deniz onu rahatsız etmesin diye ben ortaya geçtim, Deniz de koridoru izlesin diye koridor tarafındaki koltuğa oturttum ve kemerini bağladım. IMG_8256En son bindiğimiz için kapılar hızlıca kapandı ve hostesler uçuş güvenliği konuşmasına başladı. Motorlar çalışınca Deniz kendiliğinden kafasını dizlerime koydu ve anında uyuya kaldı ! Ben de derin bir nefes alarak arkama yaslandım. Uçağa bindiğimizde ona ince bir hırka giydirmiştim ve yanımızda da bir ince bir kalın battaniye vardı ancak içerisi beklediğim kadar soğuk olmadığı için üstünü örtmeme gerek kalmadı, hırkası yeterli oldu. Uçak inip ışıklar açıldığında da kendiliğinden uyandı. Valizimiz olmadığı için havaalanından çıkmamız gerçekten çok ama çok hızlı oldu ve dedesinin arabasına binip hızlıca eve gittik. Babaannesinin yaptığı ve çok sevdiği şehriyeli domates çorbasını içtiğinde çoktan tekrar uykusu gelmişti. Odaya gidip yatağa koyar koymaz uyudu. Park yatağını henüz kurmadığımız için, ilk gece anne kız koyun koyuna uyuduk.

IMG_8263

Devamı için: http://www.minomu.com/2016/07/28/2-yasindaki-cocukla-yaz-tatili-bodrum-simi-2-bolum/

Hamilelik Günlüğü – 15. Hafta

15. hafta başladı ve o günün sabahında biz Bodrum’dan Sabiha Gökçen’e döndük. Oradan da hızlıca adaya geçtik. Neyse ki uçak biletini sabaha almışız; eğer son günümüzün tadını çıkartalım diye düşünüp akşam saatlerine alsaydık 15 Temmuz akşamı karmaşasının içine düşmüş olacaktık. Deniz neyse ki hiçbir sesi duymadı ve uyanmadı ama ben sabah 5’e kadar hop oturup hop kalktım. Hayatımda hiç o kadar korkmamıştım. Hep bebeği düşünerek sakinleşmeye ve uyumaya çalıştım ama her yatağa yattığımda farklı bir sesle ayağa fırladım. Ertesi gün uykusuzluktan zombi gibiydim. Deniz uyur uyumaz ben de hemen kendimi yatağa attım. Neyse ki onun da iki buçuk saat uyuyacağı tuttu da ben de iki buçuk saat uyuyabilmiş oldum.

O günden beri de her ne kadar haberleri izlemeyip stres olmamaya çalışsam da, gerek sürekli kornalarla yoldan geçen arabalarla, gerek bedava olan toplu taşımayla bir türlü beynimi rahatlatamıyorum. Tatili bitirip de yoğun iş hayatına döndüğüme neredeyse sevineceğim, en azından çalışırken başka bir şeye odaklanmış oluyorum.

Bu hafta bebeğimiz kocaman bir Vaşington Portakalı kadar olmuş: 7,6 cm ve 43 gram. Bu rakamları tabii cep telefonundaki hamilelik uygulamalarından alıyorum. IMG_1016.2O yüzden mutlaka +- değişiklikler vardır ama yine de sadece fikir vermesi için bile çok güzel. Hamilelik uygulaması olarak ben 3 farklı uygulamaya bakıyorum. Womanlog Pregnancy Calendar, What to Expect Pregnancy & Baby ve The Bump. Her birinin de beğendiğim farklı özellikleri var; o yüzden hiçbirinden vazgeçemiyorum. Bir de her hafta döndüğünde gebelik.org sitesinden de o haftaki gelişmeleri Türkçe okuyorum. İçinde bulunduğumuz hafta ile ilgili detaylı bilgileri öğrenmek inanılmaz hoşuma gidiyor.

Bu hafta artık yan yatarken dizlerim rahat etmemeye başladı. Şimdilik aralarına yastık koyarak idare ediyorum. Ancak Ataköy’e döndüğümüzde, depoya indirdiğim hamile yastığıma kavuşmayı da dört gözle bekliyorum. Deniz’e hamile kaldığımda almış ve 9 ay boyunca ondan ayrılmadan çok mutlu yaşamıştım. Internette okuduklarımın ve etraftan duyduklarımın aksine son günlerde bile gayet mışıl mışıl uyuyordum ve bunu yastığıma borçlu olduğuma inanıyorum. Ayrıca bu hafta tuvalete gitme isteğim azaldı. Aynı miktarda (her gün 3 litre) su içiyor olmama rağmen, idrar torbasına olan baskı yavaş yavaş azaldığı için epey rahatladım. Bu hissin son hızla geri geleceği 3. trimester’a kadar rahatım. Yaşasın ikinci trimester !

Hamilelik Günlüğü 13. ve 14. Haftalar – İkili Test

 

Birinci trimester’ın son haftasına geldik bile. İkili test için 2 Temmuz sabahı erkenden motorla Bakırköy’e geçip hastaneye gittim. Serkan çalışmak zorunda olduğu için gelemeyecekti. Biz de Ayla’yla gittik. Doktorun odasında hazırlanmış doktorun gelmesini beklerken hemşire odaya girdi ve “eşiniz geliyor” dedi. Ben önce başkasının kocasını yanlışlıkla getirecekler sandım ama sonra Serkan’ı görünce çok sevindim. 2016-07-02-PHOTO-00025871Dayanamamış, görmek için gelmiş. Bakırköy Acıbadem’deki perinatolog Özlem Pata’nın adını daha önce duymuştum ama ilk defa o gün tanışmış olduk. Çok sevecen ama korkunç yoğun çalışan bir doktor. Detaylı ultrasonla bebeğe bakarken bile bir yandan da hemşiresiyle başka bir hastası hakkında konuşuyorlardı. Ultrason sırasında uzun uzun bebeği görme fırsatımız oldu. Ben sanırım en çok kalplerinin pıt pıt pıt atmasını seviyorum. Bana nasıl bir mucizeyi yaşadığımızı tekrar tekrar hatırlatıyor o minik kalpler. Ense kalınlığını birkaç kez ölçüp, burun kemiği vb. birkaç diğer kontrolü de yaptıktan sonra, bizi laboratuvara yönlendirdiler. Bayram bitişinde sonuçların çıkacağını ve olur da ek bir test gerekirse Bodrum Acıbadem’de de yaptırabileceğimi söylediler ancak neyse ki buna gerek kalmadı. Bayram bittikten sonra bir gün aradılar ve testin sonuçlarının normal olduğunu, endişelenecek bir şey olmadığını söylediler.

İkili testi yaptırıp hastaneden çıktıktan sonra hızla adaya döndüm ve Deniz’i ve eşyalarımızı alıp hızlı bir şekilde Sabiha Gökçen’e gittik. Akşam Bodrum’daki eve ayak bastığımızda yorgunluktan ölmek üzereydim. Hamile bir şekilde, 2 yaşındaki bir çocukla, bayram yoğunluğundaki havaalanı gerçekten işkenceden beter oldu. Çok ama çok yoruldum. Neyse ki o gece Deniz hiç uyanmadı da ben de deliksiz bir uyku çekebildim. Sonrasında bayramdı, Symi’ydi, derken iki haftanın nasıl geçtiğini anlamadım bile. Bu sırada bebek de boş durmamış ve bir şeftali büyüklüğüne gelmiş.

Çok şükür hamileliğim epey rahat geçiyor. Deniz’i olabildiğince kucağıma almamaya çalışıyorum. Tatilde plajdayken genelde ağaç altındaki gölgelerde oturmaya çalıştım. Hamilelikteki güneş lekelerinden çok korkutmuşlardı beni ama yıllardır kullandığım güneş kremimi sürdüm ve herhangi bir problemle karşılaşmadım. Akşamları da genelde Deniz’den 1-2 saat sonra yattığım için uykusuzluk da çekmedim. Bol bol dinlenerek uzun zamandır hasretini çektiğim bir tatil geçirdim. Bebeğin hareketlerini hala hissedemiyor olmak çok sıkıcı. Deniz’e hamileyken de en çok o hareketler başladıktan sonra keyif almaya başlamıştım. O yüzden dört gözle içimdeki o minik kıpırtıları hissetmeyi bekliyorum.

İkili test sırasında Özlem Hanım bebeğin kemik yapısına göre “galiba erkeğe benzediğini” söyledi ancak bunun değişebileceğini de ekledi. Anlayacağınız yine öğrenemedik, yine öğrenemedik. Şimdi bir sonraki kontrolüm 30 Temmuz’da, kendi doktorumla. Dört gözle o muayeneyi ve doktorun ağzından çıkabilecek o bir kelimeyi bekliyorum.

Hamilelik Günlüğü – 12. Hafta

Sonunda Özge ile tanışabildik. Bir öğlen işten çıkıp Bebek’e gittim ve hem birlikte yemek yedik hem de bol bol konuşma fırsatı bulduk. Çalışmalarımıza yaz bittiğinde ve ben de 20.haftaları bulduğumda başlayacağız. O zamana kadar whatsapp ve e-mail aracılığı ile iletişimde kalacağız. Onunla birlikte yarım gün sürecek olan 3 çalışma yapacakmışız ve bunlara Serkan’ın da gelmesi gerekiyormuş. Ayrıca doktorumu da tanımadığı için bir randevuya o da gelecek. Böylece toplamda 4 kere bir araya gelmiş olacağız. Doğumdan önce mutlaka ve mutlaka doğuma hazırlık kursu almamızı (yine Serkan ile) önerdi. Kurs olarak da Hakan Çoker’in kurucusu olduğu Istanbul Doğum Akademisi‘ni veya Emirgan’daki DO-UM‘u önerdi. Bu eğitimler için de henüz çok çok erken. Anlaşılan yaz boyu çok kilo almamak ve aktif olmak ile dinlenmekten başka yapabileceğim çok bir şey olmayacak gibi gözüküyor.

Bu hafta eğitim için otelde olduğumdan nispeten daha az yoruluyorum. Daha doğrusu yine çok yoruluyorum ve kendimi acayip uykusuz hissediyorum ama sonuçta bütün gün oturduğum ve sonrasında parka gidip 2 yaşında bir çocukla koşturmak zorunda olmadığım için daha çok dinlenebiliyorum.

Bu haftaki yoga dersinden sonra bu sefer üst bacaklarım yerine sırt kaslarım ağrıdı. Üst bacaklarımı hamlıktan kurtardığımıza göre biraz daha zorlamanın vakti geldi sanırım. Şimdi araya tatil gireceği için 2 hafta yapamayacağız. Aslında ben kendim de 5 dakikalığına bile olsa bazı hareketleri yapabilirim biliyorum, ama Deniz’le tatildeyken bunun mümkün olacağını ne yazık ki sanmıyorum.

Bu cumartesi sabahı ikili test için erkenden adadan Bakırköy’e ineceğim. Serkan o gün arabayla yola çıkacağı için sanırım gelemeyecek. Ben de onun yerine Ayla’yı çağırdım. Nedense bu doktor kontrollerinde hiç yalnız olmak istemiyorum. Deniz de de mutlaka hep birini istiyordum yanımda. Doktordan sonra bulduğum ilk denizotobüsü ve sonrasında da motora binip yine adaya döneceğim ve Deniz öğle uykusundayken ayaklarımı tavana dikip biraz dinlenmeye çalışacağım. Annem Deniz’i normalde uyuduğundan biraz daha erken uyutmaya çalışacak çünkü normalde akşamüstü 4’e kadar uyuduğu oluyor ancak bizim 15:55 motoruna binmiş olmamız gerekeceği için ve de ilk defa başbaşa yapacağımız bu uçak yolculuğunda uykusuz olmasını istemediğim için biraz daha erken uyutup bu problemi halletmeyi planlıyoruz.

Karnımdaki Misketbebek misket limonu büyüklüğüne gelmiş bu hafta. O da böylece benim karnımda ilk yolculuğunu yapıyor olacak. Cumartesi günkü ikili testi yapacak olan perinatolog cinsiyeti görür mü acaba ?